Bir Neslin Bedeli
Bu ülke son çeyrek yüzyılda sadece ekonomik ya da siyasal bir bedel ödemedi. Asıl ağır fatura, bir neslin zihninde ve vicdanında kesildi.
“Dindar ve kindar nesil” söylemiyle yola çıkıldı. Geldiğimiz noktada ise ne gerçek anlamda dindarlık kaldı ne de sağlıklı bir toplum. Yerine; öfke ile yoğrulmuş, sorgulamaktan uzak, bilimi ve aklı ikinci plana atan bir kuşak inşa edildi.
Bu bir tesadüf değil. Bu, bilinçli tercihlerle örülmüş bir sürecin sonucudur.
Bir dönem FETÖ ve onu açık ya da örtülü şekilde destekleyen yapıların eliyle, bu ülkenin çocukları sistemli biçimde zehirlendi. Din, iman, ahlak gibi en hassas değerler istismar edilerek genç zihinler gerçeklikten koparıldı. İlimden, bilimden, akılcı düşünceden uzaklaştırılan çocuklar; sorgulayan bireyler olmak yerine, ezberlenmiş “ahiret sorularına” saplanıp kalan bireylere dönüştürüldü.
Daha da vahimi, bu süreçte “kin” bir erdem gibi sunuldu. Farklı olana tahammül etmeyen, eleştiriyi düşmanlık sayan bir anlayış yaygınlaştırıldı. Sonuç ortada: Toplumda artan şiddet, kadınlara yönelik saldırılar, okullara kadar inen zorbalık ve güvensizlik ortamı…
Bugün ortaokul seviyesine kadar düşen uyuşturucu kullanımı, gençler arasında yaygınlaşan çeteleşme ve mafyatik ilişkiler; sadece güvenlik sorunu değil, derin bir zihinsel çöküşün göstergesidir. Televizyon dizileriyle normalleştirilen suç kültürü, dijital içeriklerle beslenen şiddet dili ve denetimsiz bir eğitim ortamı birleşince ortaya çıkan tablo kaçınılmaz oldu.
Bir ülkenin geleceği, sınıflarda kurulur. Ama siz sınıfları bilimin değil ideolojinin alanına çevirirseniz, o geleceği daha baştan karartırsınız.
Bugün gelinen noktada eğitim sistemi alarm veriyor. Okulların güvenliği tartışılıyor, öğretmenlerin otoritesi zedeleniyor, öğrenciler yönsüz bırakılıyor. Bu sadece bir yönetim zafiyeti değil; yıllardır biriken yanlışların patlama noktasıdır.
Sorumluların hesap vermesi gerektiğini söylemek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Peki çıkış yolu?
Açık ve nettir: Laik, bilimsel ve çağdaş eğitim. Çocukları dogmalarla değil bilgiyle, korkuyla değil özgüvenle, kinle değil akılla yetiştiren bir sistem kurulmadan bu çöküş durmaz.
Toplum olarak ya gerçeği kabul edip yönümüzü değiştireceğiz ya da bu karanlığın bedelini yeni nesillere ödetmeye devam edeceğiz.
Bir nesil zaten kaybedildi.
Daha fazlasını kaybetmeye tahammülümüz var mı?