Kalleşçe Öldürülen Türk Başbuğları - 14
Halifenin dünürcü olarak yolladığı elçisi ile önce Nizam Ül-Mülk görüştü. Konu anlaşılınca Türkan sultana gidildi. Türkan Sultan kızını Halifeye vermek istemiyordu. Pek çok ricacı- aracı uğraştı yine de Türkan Sultan’ı ikna edemediler. Halifenin adamları en son çare olarak, eski halifenin eşi olan Aslan Hatun’u devreye soktular. Aslan Hatun; İmparatorluğun gücünün artması ve Müslümanlar üzerinde mutlak hâkimiyet kurulabilmesi için böyle bir evliliğin siyasi çıkarların icabı olduğu konusunda Türkan Sultan’ı ikna etti. Türkan sultan bu evliliğe razı oldu ancak şu şartı da ileri sürdü: Halife kendi hanımından başka hanım veya cariye almayacak, dedi. Halife bu şartı kabul edince Safer 474 (Milâdî 1082) de evlilik gerçekleşti. Ne var ki Türkan Sultan, kızını, yaşı küçük olmasından dolayı beş yıl Bağdat’a yollamadı. Nihayet Muharrem 480 (Milâdî 1087) de gelin Bağdat’a gönderildi… Gelinin çeyizleri; 130 deve, 74 katır ve 30 beygire yüklenmişti. Altın paradan kıymetli mücevherlere, ipekli kumaşlardan mücevher işlemeli eşyalara kadar çok zengin bir çeyiz hazırlanmıştı. Gelin alayının başında, Türkan Sultanın çok güvendiği Emir Porsuk bulunmaktaydı. Kafile Bağdat’a vardığında büyük bir coşku ile karşılandı.
Halifenin oğlu oldu veya Başbuğ Melik Şah’ın torunu oldu. Adını Ebu’l-Fadl Cafer koydular. Evlilik, meyvesini vermişti ancak evliliğin gidiş pek de iyi yürümüyordu. Halife ile Melike arasında huzursuzluklar baş gösterdi, bu durum Selçuklu yönetimi ile Halifelik arasına da sıçradı. Sonunda Melike kocasını babasına şikâyet etti. Başbuğ M elik Şah da kızını kendi evine çağırdı. Melike baba ocağına döndükten üç-beş ay sonra öldü! Melike’nin ölmesi üzerine, iki taraf arasındaki, dondurulmuş sorunlar açığa çıkmaya başladı. Özellikle Arap tarafı (Arap tarafı diye yazıyorum çünkü nifak, Halifenin çevresindeki fanatik Arap ırkçılarından çıkıyordu) Türkler aleyhinde, dedikodu, kötüleme hatta Türk ve de İslam düşmanlarıyla ilişki kurma gibi hoş olmayan faaliyetler içine girmişlerdi. Bu nifak tohumlarının ekilmesinde en etkin kişi Halifenin Baş Veziri Ebu Şuca idi. Başbuğ Melik Şah Halifeye haber göndererek Ebu Şuca’nın bütün görevlerden azledilmesini istedi. Halife bunu asla kabul etmeyeceğini, Ebu Şuca’nın görevinde kalacağını bildirdi. Bu kez Başbuğ Melik Şah, Bağdat tarafına ava geleceği haberini Halifeye gönderdi. Araplar Türkleri ve yöneticilerini iyi tanımışlardı, ava gelmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyorlardı. Halife alelacele bir elçi yolladı. Elçi Başbuğ Melik Şah’a Ebu Şuca’nın bütün görevlerinden azledildiğini söyledi, bununla ilgili Halifenin emirname evrakını da elinde getirmişti… Başbuğ Melik Şah, Anadolu’nun tamamını, belki de Doğu Roma’yı ele geçirmek istiyordu. Bu arada öncelikle halletmesi gereken iki şey vardı. Batıya savaş açtığında İmparatorluğun arkası güvencede olmalıydı. Bunun için Mısır’ın Fatimilerden tamamen kurtarılması gerekiyordu. Ancak Mısır’a sefer düzenlemeden önce Halifelik makamının uzun vadeli bir güvenceye alınması şarttı. İşte bu amaçla Halifeye elçi göndererek; Halifenin oğlu ve de kendisinin torunu olan Ebul-Fadl Caferi, kendisinden sonra Halife olması için şimdiden veliaht ilan etmesini istedi. Halife El Muktedâ, veliahtlığın eski karısından olan büyük oğlu El Mustazhir Billah’ın hakkı olduğunu ileri sürerek bu teklifi ret etti. Bu cevaba hiddetlenen Başbuğ Melik Şah, bu kez daha sert bir şekilde haber göndererek, Bağdat tarafına hemen ava çıkacağı haberini yolladı ve de Bağdat tarafına hareket etti. Ve… Yolda avlanılan avlardan birinin eti Başbuğ Melik Şah’a ikram edildi. Zehirlendi ve öldü…
DEVAMI VAR