2026, 2025’i de aratacak
Bir ülkede bir insan kirada oturuyorsa,
bir de çocuğu okul çağına geldiyse;
okul masrafı, harçlık, servis parası,
mutfak gideri,
elektrik, su, doğalgaz derken
ayda bir kez bile et, süt gibi temel gıdayı alabiliyorsa
buna “yaşamak” denmez.
Bunun adı hayatta kalmaya çalışmaktır.
Hatta bunun adı sürünmektir.
Bugün bir çalışanın,
12 ay boyunca aldığı 28.075 TL asgari ücretle,
hırsızlık yapmadan,
ahlaksızlığa bulaşmadan,
dolandırıcılık ve sahtekârlık yapmadan yaşamaya çalışması
açıkça söylüyorum: mucizedir.
Bu tablo kader değil.
Bu tablo yönetim tercihidir.
İktidar, halkı yaşatamıyorsa,
o iktidarın meşruiyeti de tartışılır hâle gelir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Üstelik 2026 yılı, 2025’ten daha iyi olmayacak.
Tam tersine, daha zor, daha pahalı, daha karanlık bir yıl geliyor.
Bir yanda savunmaya milyarlarca dolar aktarılırken,
diğer yanda iç ve dış borçların faizini ödemek için ülke nefes nefese kalıyorsa;
bütçe her yıl milyarlarca lira açık veriyorsa;
ihracat düşüyor, ithalat patlıyorsa;
Işverenler kâr edemediği için fabrikasını yurt dışına taşıyorsa;
işçi ve köylü emeğinin karşılığını alamıyorsa;
üniversite mezunları iş bulamadığı için
ülkeden kaçmanın yollarını arıyorsa…
Ortada acı bir gerçek vardır:
Bu düzen çalışmıyor.
Bu bayrağın gölgesinde yaşayan insanlar
özgür iradeleriyle,
şehitlerin kanıyla sulanmış bu topraklarda
sürünmeyi hiçbir zaman kabul etmedi.
Ne geçmişte etti,
ne de bugün eder.
Ama bir şartla:
Seçim sandığı meydana konarsa,
Oy gerçekten hille hurda edilmeden sayılırsa.
Ali Cengiz oyunları oynanmazsa.
Trafolara “kedi” kaçmazsa.
O zaman halk konuşur.
O zaman iktidar değişir mi değişmez mi göreceğiz.
İşte o zaman umut doğar.
Aksi hâlde,
2026 sadece ekonomik olarak değil,
toplumsal olarak da
2025’ten çok daha ağır bir yıl olacaktır.
Bu bir temenni değil.
Bu bir uyarıdır.
Okuyucularımın yeni yılını kutlarım. Aşk ile