Yılmaz Güney, Uğur Mumcu, Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Asil Nadir
NAZIM HİKMET VERSUS MAHATMA GANDHİ - NAZIM HİKMET HİNDİSTAN LİDERİ MAHATMA GANDHİ'YE KARŞI
Vietnam halkı Fransa ve ABD aleyhine 32 yıl süren bir Kurtuluş Savaşı verdi...4 milyon Vietnamlı bu savaşlarda öldürüldü...
Hindistan halkı da 1919-1947 arasında İngilizlere karşı bir Kurtuluş savaşı verdi...1000'den fazla Hindistanlının İngilizlerce öldürüldüğü Amritsar katliamı (1919) dönüm noktasıdır...
1914-1918 döneminde İngiltere'nin Dünya Savaşı'nı kazanması için elinden geleni yapan Hindistan lideri Mahatma Gandhi Amritsar'dan sonra kendi direniş yöntemleriyle İngiltere'ye savaş açtı (1919)
İşin ilginç yanı, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin ve Nazım Hikmet'in, 1932'de yayınlanan "Benerci Kendini Niçin Öldürdü?" adlı uzun anlatıyla, şiirle, Mahatma Gandhi'nin direnişine, mücadelesine ve yöntemlerine hakaretler, küfürler yağdırarak savaş açmış olmasıdır...
Murat Belge Aylık edebiyat dergisi Kitaplık'ta şöyle yazmıştı:
"Benerci Kendini Niçin Öldürdü? Nazım Hikmet ürünlerinin en zayıflarından biridir", "Yazıldığı zaman bile zayıftı", "Hindistan'ın sonraki tarihiyle büsbütün eskidi", "Mahatma Gandhi'nin İngiliz şiddetine karşı uyguladığı Satyagraha politikasının (bu mücadele tarzının) bir örneği modern çağda görülmemişti"...
"Satyagraha belli ki Nazım Hikmet'e hoş gelmiyor...Gelmemesinin nedeni kişisel olabilir, ama ona varmadan önce, çağın Komünizm anlayışı ve dolayısıyla Komintern buna karşıydı...Sol, kendi içinde, legal ve barışçı mücadele ile silahlı mücadele ve devrim yöntemleri arasında bölünmüş, Nazım Hikmet'in seçtiği (desteklediği) Komünist kanat Sosyal Demokrasi çizgisini başka şeylerin yanı sıra teslimiyetçi olarak da mahkum etmişti...
Bu koşullarda Mahatma Gandhi'nin şiddet karşıtlığını, işin içine bir yığın dini öğe ve değer katarak bir politika haline getirmesini, Komünizm içinde onaylamaya pek fazla imkan yoktu...
İlginç bir durum olduğu söylenebilir. Mahatma Gandhi'nin yönteminden çok amacı Komünizme aykırıydı...Hindistan'ın özgürlüğüne kavuşmasından sonra burada Sosyalizm kurulması gibi bir düşüncesi yoktu Mahatma Gandhi'nin...Özel teşebbüse, sermayeye karşı değildi ama Nazım Hikmet ve Komintern bundan ötürü değil, mücadelede pasifist yöntemi benimsediği için ona karşı çıkıyorlardı...
Çünkü Sovyetler Birliği henüz resmen ve kesinlikle bu noktaya gelmemişti ama Kapitalizm içinde kalarak Emperyalizmle mücadele edilmesini gitgide daha fazla mümkün görüyor ve buna önem veriyor ve böyle yapanları (Türkiye'den başlayarak, denebilir) her türlü imkanıyla destekliyordu... Dolayısıyla Mahatma Gandhi'yi Sosyalist olmadığı için eleştirmek doğru değildi, ama Pasifist olduğu için eleştirmek gerekliydi..."
Komintern (Rusçası: Коммунистический интернационал, Kommunistiçeskiy internatsional – Komünist Enternasyonal ya da Üçüncü Enternasyonal olarak da bilinir) 1919 Martında, Rusya iç savaşı sürerken, Vladimir Lenin ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarafından kurulan, "silahlı kuvvetler de dahil tüm mümkün araçlarla uluslararası burjuvaziyi yıkmak ve devletin tamamen yok oluşu için bir geçiş aşaması demek olan Uluslararası Sovyet Cumhuriyetini yaratmak için" mücadele etme amacı güden uluslararası bir komünist örgüttür...
Komünist Enternasyonal, değişik ülkelerdeki komünist partilerin, birleşik bir komünist dünya partisi halindeki birliğidir.
Satyagraha:
Bu terim, Hint lider Mahatma Gandhi tarafından geliştirilmiş bir felsefi ve stratejik yaklaşımı ifade eder. Gandhi'nin Satyagraha felsefesi, şiddetsiz direnişin temelini oluşturur. Bu felsefe, gerçeğin gücünü vurgular ve şiddet kullanmadan adalet ve hakikate ulaşmanın mümkün olduğunu savunur.
İŞADAMI ASİL NADİR GÜNAYDIN GAZETESİNİ SATIN ALINCA GAZETEYİ OKUYANLARA AYDA 100 OTOMOBİL VEREREK HÜRRİYET GAZETESİ'NİN LİDERLİĞİNE SON VERMEK İSTEMİŞTİ...ASİL NADİR GÜNAYDIN GAZETESİ'NİN YAZAR KADROSUNA UĞUR MUMCU VE CÜNEYT ARCAYÜREK'İ DE KATMAK İSTEMİŞ VE BUNU BAŞARAMAMIŞTI...
Asil Nadir (1941-2025) 1988'de Günaydın Gazetesi'ni Haldun Simavi'den satın aldığında gazete ayda üç otomobili okurlarına vererek günlük satış rakamlarını Hürriyet Gazetesi'nden yüksek tutmaya gayret göstermekteydi...Asil Nadir Günaydın yöneticilerine "büyük düşünün ve 100 otomobil verelim," dedi...
Asil Nadir Süleyman Demirel'in aralıksız olarak belge, bilgi,özel dosya/ haber sızdırdığı ve çok güvendiği gazeteci Cüneyt Arcayürek'i ve Cumhuriyet'ten Uğur Mumcu'yu Günaydın'a transfer etmek istedi...Uğur Mumcu Cumhuriyet'te Asil Nadir ve Asil Nadir'in babasını (İrfan Nadir) konu alan yazılar yazmıştı...Uğur Mumcu "Ben Asil Nadir'in patronu olduğu gazeteye gelmem ve orada çalışmam...Ben Asil Nadir'in ve babasının aleyhine yazılar yazıyorum ve beni susturmak için Günaydın gazetesine çağırıyor" dedi...
Asil Nadir kamyon kamyon para verse de bazı yazarları (Uğur Mumcu ve Cüneyt Arcayürek) Günaydın'a transfer edemeyeceğini kısa sürede öğrendi ve bu duruma çok kızdı, çok sinirlendi...
YILMAZ GÜNEY KEMAL TAHİR, NADİR NADİ VE UĞUR MUMCU GİBİ 20. YÜZYILIN EN ÖNEMLİ TÜRK AYDINLARININ OLAĞANÜSTÜ ÖVGÜLERİYLE YELKENLERİNİ ŞİŞİRMİŞTİ...
*Kemal Tahir: “Yılmaz Güney’in filmi ‘Seyyit Han –Toprağın Gelini’ karşısında büyük heyecan duydum. Bence halk sinemasının halka bir meseleyi nasıl anlatması gerektiğini en kaba, en kaba olduğu için de en kestirme yoldan gösteriyordu. Ulusal sinemamızın belli başlı ana yollarından birine işaret ediyordu.”
*Yılmaz Güney: ‘İnce Memed’ sinemamızda değişik adlarda 19 kere filme alındı; bunların 17’sinde ben oynadım!”
Yılmaz Güney'in eşi Fatoş Güney: “Cannes’dan “Yol”un Altın Palmiye’siyle dönerken cebimizde eve gidecek paramız yoktu!.. ”Umut” (1970) filmi için gerekeni kuruş kuruş biriktirmiştik…
Cumhuriyet Gazetesi başyazarı Nadir Nadi’nin 20 Ekim 1970 tarihli yazısında göklere çıkardığı “Umut”un 1971’de Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin 15 Günü” bölümünde gösterilmesi Yılmaz Güney’in dünya çapında film eleştirmenlerinin gözdesi olma sürecini başlattı…Ancak, “Umut” kaybeden, ezik, gariban bir baş karaktere sahip olduğundan Yılmaz Güney’in Türkiye’deki fanatik hayranlarının en az ilgi gösterdiği Yılmaz Güney filmi olmayı başardı!
Uğur Mumcu Yeni Ortam Gazetesi'nde 1974'te Yılmaz Güney'in "Arkadaş" filmine hayranlık, övgü ve beğeni dolu bir yazıyla destek olmuştu...Filmin senaryo yazarı, yönetmeni ve baş rol oyuncusu Yılmaz Güney'dir...
Yılmaz Güney, 13 Eylül 1974'te "Endişe" adlı filminin çekimi için gittiği Adana'nın Yumurtalık ilçesinde Sefa Mutlu'yu öldürmüştü ve Uğur Mumcu'nun "Arkadaş"ı konu alan yazısı "KİMİNLE ARKADAŞ?" 31 ARALIK 1974'TE YENİ ORTAM GAZETESİ'NDE YAYINLANDI...
24 OCAK 1993'TE (33 YIL ÖNCE) EVİNİN ÖNÜNDE BOMBALI SUİKASTLE ÖLDÜRÜLEN UĞUR MUMCU'NUN YAZISI:
"Bizim sanat eleştirmenlerine yapıt beğendirmek "kadı kızı"na koca beğendirmek kadar güçleşti nedense...Yılmaz Güney'in "Arkadaş" filmi de aynı hışımla eleştirilmektedir şimdi...
Oysa Arkadaş bir konuyu beyazperdelerde şimdiye kadar görülmemiş düzeyde sağlam görüntülerle işliyor...Benim kanım bu...
Yılmaz Güney burjuva toplumunu, bu toplumun ahlak anlayışını, değer yargılarını, bir toplumcu aydın gözüyle yargılıyor...Burjuva ahlakı bütün canlılığıyla sergilendikten sonra yerine toplumcu ahlak ve devrimci yargılar konuyor.Bu yapılırken de hiçbir yapmacık eklenti, hiçbir özenti göze çarpmıyor...
Bir yazının , bir kitabın, bir tiyatro oyununun, bir filmin burjuva toplumunun bütün ilişkilerini hep birlikte eleştirerek çözüm yolları göstermesi olanaksızdır...
"Arkadaş" toplumun bir kesimine, bir yaşantı biçimine ışık tutarak,gerçekçi ve sağlam sonuçlara ulaştırıyor bizleri...
Filmdeki kişiler toplum yaşantısının simgeleridir...Her biri toplumun eleştirilecek birer kişiliğini canlandırıyor.
Filmin kahramanı olan toplumcu aydın bu kişilerle ilişkilerinde devrimci tavrını ortaya koyuyor...Bunu yaparken de burjuva toplum içinde yozlaşan insanlara aynı tavrı takınmıyor. Her birinin kişiliğini oluşturan özel koşulları bilerek davranıyor çevresine...
İki ahlak anlayışı, ancak bu ölçüde sergilenebilir beyazperdede...
Burjuva ahlakı bir yazlık yaşantının içinden alınarak yargılanıyor ve mahkum ediliyor...Bunun yerine konacak ahlakdışı anlayış da hemen beliriyor. Sağlıklı dengeli bir devrimcinin bakış açısı burjuva yaşantısını aşarak seyirciye bir şeyler veriyor.
Toplumcu ahlak anlayışıdır bu: Kökenini halkın yaşantısından, halkın bilincinde bulan, dünyayı emekçilerle birlikte değitirmek isteyen bir aydının burjuva toplumu ile çelişen iç dünyasını gördük "Arkadaş" ta...
Bu aydın çevresini yargılıyor eleştiriyor ve her biri için çözüm yolları da öneriyordu...Gerçekçi sağlıklı dengeli çözüm yollarıydı hep bunlar...
Bu film Anadolu'da gösterilecek halk tümüyle karşı olduğu bir dünyayı ve bu dünyayı değiştirmek isteyen anlayışın kişilik çizgisini görecek beyazperdede. Kimlerin kendi ahlak anlayışı ile bağdaşmadığını, kimlerin emekçi halktan yana olduğunu görebilecek...Bu görüntüler halkın bilincini ve bilinçaltını canlandıracak,Burjuva toplumunu mahkum ettirecek halkın gözünde.Bununla da bitmeyecek bu ahlak anlayışının yerine, devrimci ve gerçekçi tavır belirlenecek iyiden iyiye...
"Arkadaş" sınıf gerçeğini kaba çizgilerle incelememiş konunun akışı içinde bu gerçek elle tutulur biçimde gözler önüne seriliyor. Kimin kimden yana, kimin kime karşı olduğu toplumun bir kesiminden verilen örneklerle güzelce canlandırılıyor.
"Arkadaş" bu özellikleriyle hem Türk sinemasının hem de Yılmaz Güney'in öteki yapıtlarına göre bir aşamadır bana sorarsanız...
Fakat her nedense bazı sanatçılar ve eleştirmenler "armudun sapı, üzümün çöpü" örneği ayrıntılara ilişkin eleştirileri büyüteçlerle abartarak devrimci özlemlerle hazırlanan yapıtları bir kalemde harcayıveriyorlar...
Gönlüm razı değil bunlara...
Sanat toplumu değiştirmek için bir araçtır...Bu aracı amaca ve ereğe göre kullananı desteklemek ona güç katmaktır bizim görevimiz...
Emekçi halkın yaşamını hak arama özgürlüğünü burjuva toplumunun türlü ilişkilerini ortaya koyarak bunların çözüm yollarını göstermektir devrimci aydının işlevi.
Yok "sanat sanat içindir" diyorsak o zaman ışık, kamera, çekim gibi öğelerle başlayıp yine bunlarla bitirmek gerekir eleştirileri.
Oysa "Arkadaş" bir toplumcu ses getirmek istemiş beyazperdeye...
Konunun bu yanı değerlendirilmeden ve bu yanı benimsenmeden yapılacak eleştirilerin pek büyük değeri de olmaz kısır kalır...Filmcilik tekniği ile ilginen bazı uzmanları ilgilendirir
ancak.
Türk toplumu bir arayış içindedir.
Devrimci kesim, bütün olanaklarıyla baskıya, sansüre karşı savaş veriyor...Yazılar yazılıyor, kitaplar çevriliyor, incelemeler çıkıyor, oyunlar sahneleniyor ve filmler çevriliyor.
Yılmaz Güney'in "Arkadaş"ı bu uğraşta yerini bulmuştur şimdiden
Bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istediğim Yılmaz Güney'i , filmde Cemil'in kişiliğini ustaca çizen dostum Kerim Afşar'ı ve filme katkıları olan tüm emekçileri yürekten kutlarım...
UĞUR MUMCU...
UĞUR MUMCU; CUMHURİYET GAZETESİ 8 HAZİRAN 1982 SALI:
"Abdi İpekçi cinayeti henüz aydınlanmış değildir...İpekçi'yi kimlerin öldürttüğü açıklığa kavuşmamıştır...Şimdilik anlaşılan tek gerçek, Türk basınında İpekçi'nin bıraktığı boşluğun büyüklüğüdür...O'nu her gün okumaya alıştığımız köşede bugün daha çok arıyoruz...İpekçi'nin bütün yazılarına katılıyor ve altına imza atıyorum...
UĞUR MUMCU CUMHURİYET GAZETESİ 1 ŞUBAT 1986 CUMARTESİ:
"Mehmet Ali Ağca'nın eski MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI görevlilerinden ŞAHİN TOLUNOĞLU ile ilişkisi vardı...Bu ilişki hem Mehmet Ali Ağca'nın hem de başka ülkücülerin ifadelerinde ortaya çıkmıştı...Bir terörist ile bir MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI görevlisinin bu derece yakın ilişki kurmalarının nedeni ne olabilirdi? Neydi bu ilişki ? Kim sağlamıştı bu ilişkiyi ve kimler eliyle sürdürülmüştü bu ilişki? Bunlar hiç açıklanmadı, açıklanamıyor. Belki bu soruları devletin duyarlı kesimlerinde yanıtlayacak olanlar bulunur!"
"PAPA, MAFYA, AĞCA" KİTABI ; UĞUR MUMCU ; SAYFA 153 :
"Yakalandığı gün gazeteci Abdi İpekçi'yi kendisinin öldürdüğünü söyleyen MEHMET ALİ AĞCA daha sonra duruşmada "Abdi İpekçi'yi ben öldürmedim" dedi...Kartal-Maltepe Cezaevi'nden kaçması bu açıklamadan hemen sonradır!
Kaynak Kitap : GAZETECİ AKGÜN TEKİN'İN (1940-2007) ANILARI : TÜRK BASININDA KAYAN YILDIZ HALDUN SİMAVİ'NİN GÜNAYDIN'I...
2007: Gözcü Gazetesi köşe yazarı ve Yazı İşleri Yönetmeni Akgün Tekin (67), bir süredir tedavi gördüğü Florence Nightingale Hastanesinde hayatını kaybetti. Akgün Tekin, Aşiyan Mezarlığı'ndaki aile kabristanında toprağa verildi...1940 yılında Adapazarı'nda doğan Akgün Tekin, gazeteciliğe 1960 yılında Türkiye Spor gazetesinde başladı. Günaydın, Sabah, Bugün, Hürriyet, Meydan ve Gözcü gazetelerinde üst düzey yöneticilik yapan Tekin, aynı zamanda bu gazetelerde köşe yazıları da yazdı. Akgün Tekin'in “Anılarla Türk Otomobil Sporu”, “Yaşam Zaten Bir Trophy” ve “Türk Basınında Kayan Yıldız-Haldun Simavi'nin Günaydın'ı” adlı kitapları yayınlandı.
YAZIMIN EKLERİ:
https://www.akdenizgercek.com.tr/kose-yazilari/ugur-mumcu-abdi-ipekcinin-yazilarinin-altina-imzami-atiyorum-347951h
https://www.youtube.com/watch?v=ilgW5gsmeXs