Mont’olog manifestosu
Her Şeye Mont Diyoruz, Bari Bir Mont Gibi Davransınlar
Sevgili okurlar;
Bu ülkede bazı kelimeler vardır; Fazla kullanıla kullanıla anlamını kaybeder.
“Mont” da onlardan biri.
Bir zamanlar mont; Fonksiyonel, net ve haddini bilen bir kıyafetti.
Hatta adını bile bir adamdan alıyordu: Bernard Law Montgomery.
Askerler üşümesin diye tasarlanmıştı.
Yani mont dediğin şey, ihtiyaçtan doğmuştu.
Şimdi ise?
Üzerine bir şey geçirdin mi, adı otomatik olarak mont.
Bizde mont; Cekettir, paltodur, bazen pardesüdür.
Biraz rüzgâr kesiyorsa rüzgârlıktır ama kimse öyle demez.
Kısacası kimliği belirsiz her üst parça monttur.
Pazarda bile duyarsın:
“Bu kaban ama mont gibi sıcak.”
“Mont ama palto havası var.”
Bir durun.
Bu mont mu, çok amaçlı mutfak aleti mi?
Şu şişme montlar var ya…
Yürürken “vıj vıj” diye ses çıkaranlar.
Onları giyince mont değil, şişirilmiş bir özgüven balonu gibi hissediyorum.
Bir de işin psikolojik tarafı var.
Kapüşon çekilmiş, kulaklık takılmış, eller cepte…
Mont artık ısınmak için değil, görünmemek için giyiliyor.
Soğuktan değil, insanlardan korunuyoruz.
Bernard Law Montgomery yaşasa muhtemelen şöyle derdi:
“Ben düşmana karşı mont yaptım,
siz kendinize karşı kuşanmışsınız.”
Ve tabii ki o meşhur cümle:
“Montunu giymeden çıkma!”
Buradaki mont nedir kimse bilmiyor.
Ama içimizi ısıtan şey kumaşı değil, o sesin tonu.
Şimdi size soruyorum sevgili okurlar:
Mont sizin için bir kıyafet mi, yoksa kendinizi sakladığınız bir duvar mı?
Çünkü bazen mont dediğimiz şey, sadece bir üstlük değil,
kendi halimizin üstüne attığımız sessiz bir örtüdür.