Bayram Yaklaşıyor… Peki Sofralar Aynı Kalabilecek mi?
Bir zamanlar Kurban Bayramı denince akla sadece ibadet gelmezdi. Mahalledeki telaş, çocukların heyecanı, kapı kapı dağıtılan etler, kalabalık sofralar gelirdi akılara...
Şimdi ise başka sorular var akılarda…
Bu yıl kimler kurban kesebilecek mi?
Ekonominin ağırlığı artık sadece pazarda değil, bayramın ruhunda da hissediliyor. Kurban pazarlarında fiyatlar yükselirken, vatandaşın cebindeki hesap da her geçen gün zorlaşıyor. Bir büyükbaş ya da küçükbaş almak artık birçok aile için aylar öncesinden plan yapılması gereken bir mesele haline geldi.
Eskiden herkese “Kurbanlık baktın mı?” diye sorulurdu…
Şimdi ise insanlar birbirine “Fiyatlar ne olmuş öyle?” diye yakınıyor.
Üretici de dertli, vatandaş da…
Yem maliyetleri, nakliye giderleri, artan bakım masrafları derken satıcı da kendi açısından haklı sebepler sunuyor. Ama vatandaşın maaşı aynı hızla büyümeyince ortaya sessiz bir kırgınlık çıkıyor. Çünkü mesele sadece bir ibadet değil artık; insanların bayramı yaşayabilme meselesi…
Peki biz neyi kaybediyoruz?
Bayramın bereketini mi, yoksa insanların birlikte olabilme hissini mi kaybediyoruz
Belki de en büyük sorun tam burada başlıyor. İnsanlar artık bayram yaklaşırken heyecan yerine hesap yapıyor. Çocukların bayramlık sevincinin yerini market fişleri, etiketler ve geçim kaygısı alıyor.
Yine de bütün bu ekonomik sıkışmışlığın içinde unutulmaması gereken bir şey var: Bayram sadece kesilen kurban değil, paylaşılan vicdandır. Bir kapıyı çalmak, bir sofrayı paylaşmak, bir ihtiyaç sahibini hatırlamak da bayramın ruhudur.
Ama insan sormadan edemiyor:
Ekonomik yük bu kadar ağırlaşırken, toplum bayramların eski sıcaklığını ne kadar daha koruyabilecek?
Belki de bu bayram en çok konuşmamız gereken şey fiyatlar değil…
İnsanların giderek yalnızlaşan, uzaklaşan ve bayram sevincini kaybetmeye başlayan hali…
Ben kendi çocukluğumu hatırlıyorum…
Antalya yaylalarında yetişen kurbanlıkların ayrı bir bereketi, ayrı bir doğallığı olurdu. İnsanlar hayvanı sadece kilosuyla değil, nasıl yetiştiğiyle de konuşurdu. Yayla havasında büyüyen hayvanların daha sağlıklı olduğuna inanılırdı. Şimdi ise birçok vatandaş doğal olanı değil, ulaşabildiğini almaya çalışıyor.
İnsan ister istemez düşünüyor: “Biz ne zaman bu kadar yorulduk?”
Bir emekli, bir asgari ücretli ya da dar gelirli bir aile bugün yalnızca kurban almakta değil, bayram sofrası kurmakta bile zorlanıyorsa burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü bayram dediğimiz şey sadece dini bir görev değildir. Aynı zamanda toplumun birbirine ne kadar yakın kaldığının göstergesidir. Bir kapıyı çalmak, bir sofrayı paylaşmak, bir ihtiyaç sahibini hatırlamak da bayramın ruhudur.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; biraz anlayış, biraz dayanışma ve eski bayramların samimiyeti…
Geçim yükünün altında ezilen bir toplum, bayram sevincini daha ne kadar içinde taşıyabilir ki