Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
21°

Mustafa Kemal Gibi Olmak

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Mustafa Kemal Gibi Olmak

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'a gelip İtilaf donanmasını Sarayburnu önlerinde gördüğü ve “Geldikleri gibi giderler!” dediği gün 13 Kasım 1918’di. Suriye cephesinden gelmişti, artık komutan değildi. 22 Kasım’da Padişah tarafından saraya davet edildi. 

Kendisini eskiden beri yakından takip eden Sultan Vahdeddin, Mustafa Kemal’e bir çılgınlık yapmaması ve vatansever hareketlere girişme olasılığı bulunan komutan ve subayları yatıştırması için ricalarda bulundu.

İngilizler bu Sarı Paşa’yı Osmanlı Komutanlarının arasında en tehlikelilerden biri olarak görüyorlardı. Tehlikenin farkında olduğunu fark ettikleri Mustafa Kemal’i İstanbul’dan ve padişahın yanından uzaklaştırmak için 6ncı Ordu’ya tayin ettirmeye çalıştılar. Mustafa Kemal Paşa bu tayini istemeyince yaversiz ve arabasız bırakıldı, ödeneği kesildi. İstanbul’da silah arkadaşlarıyla, vatansever gazetecilerle ve güven duyduğu dostlarıyla görüşüyor, bu arada birçok casus ve kışkırtıcı da kendisiyle görüşmeye can atıyordu.

Harbiye Nazırı Şakir Paşa ona işgal ordusu subaylarının hazırlattığı bir dosya vermiş, Samsun ve çevresindeki asayişsizliği önlemek gerektiğini bildirmişti. Görevi hemen kabul etti. 

30 Nisan 1919 tarihli ve sadrazam tarafından imzalanmış 9 ncu Ordu Kıtaları Müfettişliğine tayin emri ertesi gün kendisine resmen bildirildi. 

İstediği fırsatı yakalamıştı. Sonradan o günü anlatırken “Talih bana öyle uygun koşullar hazırlamıştı ki, Harbiye Nezareti binasından çıkarken heyecandan dudaklarımı ısırıyordum. Kafesi açılmış, önünde geniş bir evren olan ve kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.” diyecekti…

16 Mayıs 1919 günü, yani üç gün açıkta bekletilen Yunan Ordusunun İzmir'e çıkartıldığının ertesi günü veda etmek için Babıâli’ye gitti. Akşam “Bandırma” isimli vapurla hareket edecekti. İzmir’in işgalini orada duydu. Nazırların hepsi bir aradaydı, istifalarını vermişler, bekliyorlardı. Sarı Paşa, onlara bu gelişmeler karşısında ne yapacaklarını sorduğunda ancak birinden “Protesto edeceğiz!” yanıtını aldı. Bu kişilerin tamamının devleti değil kişisel endişelerini önde tuttuklarını hep biliyordu. 

Padişahın huzuruna çıkarken işgale karşı Osmanlı’da gözü pek bir yönetimin gerektiğini, yeni atanacak nazırların tamamının da eyyamcı olacaklarını aklından geçirdi. Padişah Vahdeddin’i yakından tanıyordu. Onun kendisine savaşın kaybedildiğine ve düşmana karşı koyacak kuvvet kalmadığına göre karşı gelmenin anlamsız olacağı ve İngilizlerin isteklerine boyun eğmekten başka çare olmadığına dair telkinlerde bulunacağını önceden kestirmişti. Başkaldırmaktan başka çare yoktu.

Müttefik Pasaport Kontrol Bürosundaki bir İngiliz Yüzbaşısının imzalayıp vize verdiği yolcu listesinde; Mustafa Kemal Paşa dahil 23 Subay, 8 Kâtip, 25 Erbaş Er ve 6 koşum takımlı at vardı. Sabaha karşı İstanbul Boğazından Karadeniz'e çıktılar. 21 kişilik mürettebatı bulunan Bandırma isimli vapurun kaptanı İsmail Hakkı Bey, Karadeniz’in sularını pek iyi tanımayan yaşlı bir denizciydi. Geminin pusulası bozuktu. Fazla açılmadan, dalgalarla boğuşarak ve kıyıları takip ederek dört gün sonra, 19 Mayıs 1919 günü sabahı Samsun limanına ulaştılar. 

Öte yandan bu dört günde İzmir’in işgali iyice duyulmuş ve Osmanlının bütün vatanseverleri çılgına dönmüştü.

O gün, kuruluş ve kurtuluş için bir fırsat yakalayan (yaratan) Mustafa Kemal Atatürk, yüz yılı yedi yıl geçtikten sonra bugün, bozulan cumhuriyetçiliğimiz, bölünen milliyetçiliğimiz, yok edilen laikliğimiz, bitirilen devletçiliğimiz, unutturulan halkçılığımız ve kaybolan devrimciliğimiz için yeniden bir fırsattır. Devlet adamı, asker, bürokrat ve kamu görevlisi olan herkesin Atatürk gibi davranmak ve hareket etmek zorunluluğu vardır. 

Atatürk gibi düşünmek kolay, onun gibi olmak zordur. Mustafa Kemal Atatürk gibi olmak demek; akıllı ve cesaretli bir yurtsever olmak ve daima yurdun ileri gitmesini düşünerek hareket etmek demektir. Onun gibi olmak için ona övgüler düzmek yerine onun göze aldıklarını göze almak ve onun ilkelerine ve kazandırdıklarına karşı olanları affetmemek gerekmektedir.

O, bugün de anamalcı küresel düzenin zulmü altındaki ülkeler halklarının gözünde önderlik örneği olmaya devam etmektedir. Eşi benzeri olmayışının nedeni de budur. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün farkında olmak, yurtsever olmaktır. Teoride ve pratikte onun gibi olmak her yurtseverin görevidir.

Nöbette olmak yetmez!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız