Felsefeyle flört etmek
“Adını Koymadan Yakın Durma Hâli”
Bazı insanlar soruları sevmez.
Onlara ağır gelir.
Hayatı yaşamak varken “neden” diye sormak gereksiz bir yük gibi durur.
Bazıları ise soruları sevmez gibi yapar.
Ama en çok onlar sorularla yaşar.
Bu ikinci grup ne filozof takılır ne de her şeye kayıtsızdır.
Düşünmeyi vitrine koymaz.
Sessizce taşır.
Bir cümlede duraksadıklarında, bir kararı ertelerken, bir şeyin adını koyamamışken orada bir şey olur.
Kimse fark etmez.
Çünkü bu insanlar düşünceyi açıklamaz.
İma eder.
Netleşmekten kaçmazlar ama acele de etmezler.
Cevaptan çok gerilimi severler.
Felsefeyle ilişkileri de tam burada başlar.
Adı konmamış bir yakınlıkta.
Ne ders gibi dinlerler, ne de hayatın üstünden atlarlar.
Büyük kavramları ceplerinde taşırlar ama masaya koymazlar.
Çünkü masaya koyulan şey tartışmaya açılır, onlar tartışmak değil, hissetmek ister.
Bu yüzden bazı insanlar hiç felsefe konuşmadan fazlasıyla felsefî yaşar.
Kararları keskin değildir ama rastgele de değildir.
Bir şeyi reddederken bile durup bakarlar.
Kendilerini kandırdıklarını fark ettiklerinde, en çok buna gülerler.
Onlar için düşünmek bir süs değildir.
Bir yük de değildir.
Bir reflekstir.
Hayat bazen hızlandığında, herkes bir şeylere yetişmeye çalışırken, onlar bir an durur.
Ne yaptıklarını tam olarak açıklayamazlar.
Ama yanlış bir yerde koştuklarını hissederler.
Felsefeyle flört etmek biraz da budur.
Adını koymadan yakın durmak.
Cevap istemeden soru taşımak.
Çok yaklaşmamak.
Ama tamamen de uzaklaşmamak.
Ve belki de en tehlikelisi:
Bunu bir kimlik hâline getirmemek.
Çünkü felsefeyle evlenenler, bir süre sonra hayattan boşanır.