Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
25°

Deniz kenarında bir kitap, dört madde ve fazla gelen bir gerçek

YAYINLAMA:
Deniz kenarında bir kitap, dört madde ve fazla gelen bir gerçek

Geçen gün deniz kenarındaydım.

Öyle büyük farkındalıkların peşine düşmüş değilim; oturmuşum, rüzgâr saçımı dağıtıyor, dalga sesi fonda. Elimde bir kitap, zihnim “hiçbir şey düşünmüyorum” modunda.

Hani insan bazen kendini dinlenmeye ikna eder ama hayatın başka planı vardır ya… Tam o an.

Kitabın bir yerinde Erich Fromm çıktı karşıma.

Sessiz, iddiasız ama acayip net.

“Gerçek sevginin dört temel özelliği vardır,” dedi.

Dört.

Ne kader, ne mucize, ne de “biz çok yoğun bir dönemdeydik.”

Sadece dört başlık ve hepsi rahatsız edici derecede tanıdık.

O an şunu fark ettim:

Biz sevgiyi konuşmayı çok seviyoruz ama sevmeyi pek sevmiyoruz.

Fromm’a göre sevgi bir his değil; bir eylem.

Yani başına gelmiyor, başına bela da olmuyor.

Seçiyorsun.

Ve seçtiğin anda sorumluluk başlıyor.

İlgi: Bakmak Değil, Görmek

İlgi, “günaydın” mesajı atmak değil.

İlgi, story izlemek hiç değil.

İlgi, karşındakini gerçekten fark etmek.

Sesindeki yorgunluğu, kelimelerinin kısalmasını, eskisi gibi anlatmamasını…

İlgi, sevdiğin insanın hayatında dekor olmamaktır.

Çiçeği sulamazsan kurur.

Sonra da “zaten çok hassastı” dersin.

Doğa bile bu bahaneyi yemiyor.

Sorumluluk: İyi Günde Değil, Zor Anda

Sorumluluk kelimesi kulağa ağır geliyor çünkü biz sevgiyi rahatlıkla karıştırıyoruz.

Ama Fromm’un sorumluluğu ne fedakârlık yarışması ne de kahramanlık.

Sadece şunu soruyor:

“Benim sevdiğim insan zorlandığında, ben hâlâ orada mıyım?”

Canı sıkkınken kaybolmamak.

Zor konuşmaları ertelememek.

“Şimdi sırası değil”i alışkanlık hâline getirmemek.

Sorumluluk almadan sevdiğini sanan insan, aslında sadece iyi hissettiren duyguyu seviyor.

Saygı: Değiştirmeden Sevebilmek

Saygı, “ben seni böyle seviyorum ama…” cümlesinin hiç kurulmamış hâlidir.

Saygı, karşındakinin sınırlarına dokunmamaktır.

Kararlarını, temposunu, suskunluğunu zorlamamaktır.

Kıskançlığı sevgi, kontrolü ilgi sanan bir çağdayız.

Ama kimse baskı altında büyümüyor.

Sadece küçülüyor.

Fromm’un saygısı basit ama serttir:

Sevdiğin insanın kendisi olmasına gerçekten tahammülün var mı?

Bilgi: Maskesiz Kısım

Ve geldik en zoruna.

Bilgi…

Yani karşındakinin sadece bugününü değil, nereden geldiğini bilmek.

Çocukluğunu.

Hangi kelimelerin canını acıttığını.

Neden bazı şakalara gülmediğini.

Neyi konuşurken bir an durduğunu.

Ama asıl mesele bilmek değil.

Asıl mesele, bildikten sonra kalabilmek.

Çünkü tanımak risklidir.

İdeal bozulur, hikâye karmaşıklaşır, insan insan olur.

Herkes sevilmek ister ama çok az kişi gerçekten tanınmak ister.

Sevgi tam burada sınav verir.

---

Kitabı kapattığımda deniz hâlâ aynıydı.

Dalga dalgaydı, rüzgâr rüzgârdı.

Ama kafamda bir soru dönüp duruyordu.

Belki de mesele “seviyor muyuz?” değil.

Belki asıl mesele şu:

Biz sevgiyi mi istiyoruz, yoksa seviliyor gibi hissetmeyi mi?

Gerçekten ilgilenmeye, sorumluluk almaya, saygı duymaya ve bilmeye hazır mıyız?

Yoksa sevgi dediğimiz şey, bizi rahatsız etmeye başladığı anda vazgeçtiğimiz bir konfor alanı mı?

Cevap zor.

O yüzden değerli.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız