Türk Ordusunun Görevi ve Akla Gelen Kavramlar
Kim, nerede, nasıl tanımlarsa tanımlasın eski bir asker olarak benim için ordunun görevi, iç ve dış düşmanlara karşı ülkeyi korumak ve kollamaktır. Bu özet görevinden “kollamayı” çıkartmaları, demokrasiyi kurtarmak falan değil bal gibi kendilerini kollamaktı. Ordu, ulusun güvenliğini, devletin bağımsızlığını ve vatanın (ülke topraklarının) bütünlüğünü iç ve dış düşmanlara karşı koruyup kollayarak bu görevini yapar. Kollamak fiili gözetlemek, bilgilenmek ve hazır olmak fiillerini kapsar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk hukuk sistemi ve Türk Ordusu dururken bu görevlerin tümünü Tek Adam’a vermenin mantığı ve matematiği yoktur.
Türk ulusunun içinden çıkmış Türk Ordusu’nun önümüzdeki 50 yıl içinde yapacağı görevler göz önüne alınarak, 15 Temmuz’daki sahte kalkışma sonrası ortadan kaldırılan yasa ve yönergeler yerine zaman geçirilmeden yenileri hazırlanmalıdır. Elbette bu görevlere hudutları koruma, afetlerde ve afet sonrasında askeri birliklerin kullanılması ve yurt dışı alanlarda diğer ordularla müşterek harekatlarda bulunmak da dahil edilmelidir.
Gelenek ve Görenek
Ordunun gelenek ve görenekleri Türk askerlik tarihinde derin izler bırakmıştır. Bu gelenek ve görenekler askerliğin Türklerde bir meslek değil bir yaşam tarzı olduğunu gösterir. Vatan sevgisi, millet saygısı, disiplin, astlara ve üstlere saygı ve sevgi, fedakârlık, ölümsüz baş komutan Mustafa Kemal Atatürk’e ve onun düşüncelerine bağlılık, Türk Ordusunun (ya da TSK’nin) gelenek ve göreneklerinin başında gelir. Bu gelenekler toplumsal saygınlığı, tarihi sürecin devamını, savaşta ve barışta motivasyonu, ordu içinde birlik ve beraberliği sağlar.
Bizim ordunun güçlü halini görerek ondan çekinen düşmanlar önce bu gelenek ve görenekleri yok etmeye çalışırlar, çalışmışlardır. Son 20 yıldır yaşadıklarımız kişisel not defterlerimizde kayda geçmiştir.
Günümüzde Türk Ordusunun teknolojik gelişimi ve modernizasyonunun devam etmesi ne kadar önemliyse Osmanlı İmparatorluğundan bugüne, gelenek ve göreneklerin sürmesi, sürebilmesi de o kadar önemlidir. Modern ve profesyonel bir ordu yaratacağız derken ordunun bu özelliklerini yok etmek, yalnızca ona değil Türk ulusuna ihanettir.
Mehmetçik
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kadro kuruluşları kapsaması, modern anlayışa daha uygun göründüğü için resmi belgelerde daha yaygın kullanılıyor. Bence kötü niyet ve aşağılama yoksa TSK denmesinde bir sakınca yoktur. “Türk Ordusu” tanımını daha çok seviyorum ben. Bu tanımda millet var, tarih var, gelecek var ve bir de -kişisel olacak ama- benim çocukluğum var. Sanki TSK demekle SGK demek arasında pek bir ayrım yok gibi. Hangi tanımı kullanacağınız, neyi vurgulamak istediğinizle ilgili olarak değişebilir.
Türk Ordusu tanımının içinde moderniteden öte bir şeyler var... Topyekûnlük var, Kuvayı milliye var, Mehmetçik kavramı var, sathı müdafaa var, devrimci gelenek var, devletin omurgası olmak var gibi geliyor bana. Harbiye tanımı ile Harp Okulu tanımı arasındaki ayrıntı gibi. Belki de son günlerde üzerime çökmüş olan gereksiz hassasiyet ve gereksiz bir duygu yoğunluğu benimki.
Vesayet
Gelelim vesayet konusuna. Darbe zamanları hariç vesayet ne zaman vardı ki? Darbenin devamında vesayet olsaydı Turgut Özal seçilebilir miydi? Onu askeri vesayet mi Cumhurbaşkanı yapmıştı? Askeri vesayet dönemi dediğiniz sürecin en yoğun günlerinde Özal veto edilmiş, partisini kurmuş, hemen sonra da Başbakan olmuştu bu memlekette. Üstelik reform yapacağım diye devletin yağmalanması yolunu açmıştı da sesi mi çıkmıştı Generallerin?
Oysa günümüzde bütün milletvekillikleri, bütün bürokratik makamlar hatta basın, yayın ve medya “sivil vesayet rejimiyle” ilintilidir. Vesayet deyince hemen askeri vesayet akla geliyor. O günlerden bu günlere geldiğimizde, mevcut rejim demokrasi midir yoksa mafya ve tarikat rejimi midir? Vesayet var mıdır yok mudur? Bu sorular egemenlere sorulabiliyor mu? Vesayet, günümüzde Saray vesayetidir. Tek parti vesayetidir, Tek Adam vesayetidir.
Nasılsa malzeme bol, kendi polislerini yarattıkları gibi profesyonelleşme adına Atatürk’ün ordusunu yok ettiler. Harbiye’yi kapatıp, altı ayda subay üretip, 300 bin sözleşmeli asker alarak kendi ordularını kurdular. Şimdi “Mehmetçik” yerine aldıkları sözleşmeli erlere general maaşı vermek ve Orduevlerinde ucuz pilav sunmak zorundalar. Askeri birlikleri kentlerin dışına çıkartıp kışla arazilerini ranta çevirmek yetmedi, birlikleri Suriye ve Irak’a gönderdiler, özel televizyon dizileriyle cahil bıraktıkları kitleleri inandırıp sözde olası darbeleri önlüyorlar.
Siyaset
Biz ise haksız yere siyasetin ahlaksızlık olduğunu zannettik ve “Ne haliniz varsa görün!” demek zorunda bırakıldık. Üç kesimin vesayeti ile siyaset yapılıyor artık, askeri vesayet çöpe atıldı. Mafya + Tarikat + Ticaret = Siyaset. Bizim kuşak hayatımız boyunca biliyorduk ki, bu üçlüden biri sizi desteklemezse siyaset yapamazdınız, yaptırmazlardı. Ama üçü birden sizi desteklerse, artık padişah şahsınızdır. İster gazeteci ister meslek sahibi bir emekli ister profesör ister edebiyatçı, sanatçı vs. olun bu ilişki hep böyledir. Neden emekli askerlerden bazıları siyasete soyunduklarında hep çuvallamıştır? Bu üç kesimde ahbaplıkları olabilecek fırsatları ve alışkanlıkları olmamıştır da ondan.
Bu üç kesimin siyasete desteğini biliyorduk ve hepimiz biliyorduk geminin böyle gidemeyeceğini. Bir yerden su aldı. Aydın mı dediniz? O kendi halinde bir “mütegallibe” ya da havalarda uçan bir “entelektüel” dir.