İnsan Doğasının Karanlık Yüzü: “Vicdansızlık”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İnsan Doğasının Karanlık Yüzü: “Vicdansızlık”

İnsanların vicdanlarının sesini susturmak veya onu “duymazlıktan gelmek” için kullandıkları yöntemler vardır. Bu yöntemler, psikolojide oldukça iyi tanımlanmış mekanizmalara dayanır. Sıradan insanlar için bile vicdanı susturmak, aslında zihni yalanlara ve bahanelere inandırma sanatıdır.

Çünkü insanlar, kendilerini “kötü bir insan” olarak görmeye dayanamadıkları için hikâyeyi kendi zihinlerinde yeniden yazarlar.

Vicdanın susturulması, sorumluluğun devredilmesi ve ahlaki aşınma gibi konular, psikoloji tarihinin en sarsıcı ve ünlü deneylerine konu olmuştur. İnsan doğasının karanlık yüzünü, normal insanların bile belirli şartlar altında vicdanlarını nasıl susturabildiğini kanıtlayan üç büyük psikolojik deneyi anlatmak istiyorum. Çünkü insanlar birdenbire “vicdansız” olmazlar. Bu durum, aşama aşama, belirli evrelerden sonra gelişir ve oturur.

- MİLGRAM İTAAT DENEYİ: (Sorumluluğun Devri)

“Stanley Milgram tarafından 1961 yılında yapılan bu deney, insanların otoriteye karşı vicdanlarını ne kadar kolay susturabildiğini açıkça göstermiştir.”

- KURULUM: Katılımcılara, yan odadaki bir öğrenciye (aslında oyuncu) kelime ezberleme testinde hata yaptıkça “elektrik şoku” vermeleri söylenir. Şok seviyesi hafiften başlar ve hayati tehlike oluşturan 450 volta kadar çıkar.

- VİCDANIN SUSTURULMA YÖNTEMİ: Katılımcılar, yan odadan gelen çığlıkları duyduklarında durmak istemişlerdir. Ancak başlarında duran beyaz önlüklü araştırmacı (otorite), “Devam etmeniz gerekiyor, sorumluluk bana ait.” dediğinde büyük çoğunluk devam etmiştir.

- SARSICI SONUÇ: Katılımcıların %65’i, yan odadaki insanın öldüğünü veya bayıldığını düşündüğü hâlde en yüksek doz olan 450 voltluk şoku sonuna kadar uygulamıştır. İnsanlar vicdan azabını “Sorumluluk bende değil, ben sadece emir kuluyum.” diyerek susturmuştur.

- STANFORD HAPİSHANE DENEYİ (Mağduru İnsansızlaştırma ve Rol Benimseme)

“Philip Zimbardo tarafından 1971 yılında gerçekleştirilen bu deney, güç ve statünün vicdanı nasıl hızla yok edebileceğini kanıtlamıştır.”

- KURULUM: Psikolojik olarak tamamen sağlıklı 24 üniversite öğrencisi seçilmiş, rastgele “gardiyanlar” ve “mahkûmlar” olarak ikiye ayrılarak sahte bir hapishaneye kapatılmıştır.

- VİCDANIN SUSTURULMA YÖNTEMİ: Gardiyanlara üniforma, güneş gözlüğü ve cop verilmiştir. Mahkûmlar ise isimleri yerine numaralarla çağrılmıştır (insansızlaştırma). Gardiyanlar, rollerine o kadar hızlı adapte olmuşlardır ki mahkûmları artık birer insan olarak görmemeye başlamışlardır.

- SARSICI SONUÇ: Normalde uysal ve şiddet eğilimi olmayan öğrenciler, sadece birkaç gün içinde mahkûmlara psikolojik işkence ve sadistçe eziyetler uygulamaya başlamıştır. Deney, yaşanan vahşet ve vicdan sınırlarının aşılması nedeniyle altıncı günde iptal edilmek zorunda kalınmıştır.

- ASCH UYUM DENEYİ (Sorumluluğun Dağılması ve Gruba Uyma)

“Solomon Asch tarafından 1951 yılında yapılan bu deney, bireyin kendi doğrularını ve vicdani/mantıki algısını sırf kalabalığa uymak için nasıl bastırdığını gösterir.”

- KURULUM: Bir masaya biri gerçek katılımcı, diğerleri ise araştırmacının asistanı olan bir grup insan oturtulur. Öndeki kartlarda farklı boylarda çizgiler vardır ve hangi çizginin referans çizgiyle aynı boyda olduğu sorulur. Cevap çok barizdir.

- VİCDANIN SUSTURULMA YÖNTEMİ: Gerçek katılımcıdan önce konuşan tüm sahte katılımcılar, sözleşmiş gibi bilerek “kesinlikle yanlış olan” bir çizgiyi söylerler.

- SARSICI SONUÇ: Katılımcıların %75’i, gözleriyle gördükleri gerçeği (kendi doğrularını) inkâr ederek sırf gruptan dışlanmamak veya sivrilmemek için kalabalığın söylediği yanlış cevaba katılmıştır. Bu durum, “Herkes yalan söylüyorsa/yanlış yapıyorsa bir bildikleri vardır.” veya “Herkes yapıyorsa ben de yaparım.” mantığının temelidir.

Bu deneyler, vicdanı susturmanın her zaman “kötü niyetli” olmaktan kaynaklanmadığını; otorite baskısı, grup psikolojisi ve rollerin de insanı kendi ahlakından uzaklaştırabileceğini gösteriyor.

Ama öte yandan, kişinin yaptığı kötülük ve haksızlıklarla kendi ahlaki değerleri arasında bir çelişki yaşaması (bilişsel çelişki) sonucu başka mekanizmalar da ortaya çıkar. Kişi, bu içsel huzursuzluğu çözmek için farkında olarak veya olmayarak yukarıdaki deneyimlerden başka savunma mekanizmaları da geliştirir.

- AHLAKİ GEREKÇELENDİRME (Moral Justification):

Kişi, yaptığı kötü bir davranışı daha büyük ve “ulvi” bir amaca hizmet ediyormuş gibi gösterir.

- NASIL ÇALIŞIR? “Bunu ailemin geleceği için yaptım.”, “Şirketin çıkarlarını korumak gerekiyordu.” veya “Vatan/millet için bu gerekliydi.” diyerek zararlı eylemi ahlaki bir zemine oturturlar.

- SONUÇLARI ÇARPITMA VEYA KÜÇÜMSEME:

Yapılan eylemin yarattığı gerçek hasarı görmezden gelme veya hafifletme eğilimidir.

- NASIL ÇALIŞIR? “Aman canım, ona bir şey olmadı ki.”, “Zaten sigortası vardır, parayı şirket ödüyor.” ya da “Abartılacak bir durum yok.” diyerek mağdurun yaşadığı acı veya zarar yok sayılır.

- SUÇU MAĞDURA ATMA (Victim Blaming):

Kişi, kendi hatasını kabul etmek yerine mağdurun bunu “hak ettiğini” savunur.

- NASIL ÇALIŞIR? “O da o saatte oraya gitmeseydi.”, “Bu kadar saf olmasaydı, kendini dolandırtmasaydı.” diyerek adaletsizliği meşrulaştırır.

- KADEMELİ ALIŞMA (Ahlaki Aşınma):

Hiç kimse bir günde tamamen vicdansızlaşmaz. Bu genellikle küçük ve zararsız görünen tavizlerle başlar.

- NASIL ÇALIŞIR? İlk yapılan küçük haksızlıkta vicdan sızlar. Ancak o aşama geçildikten sonra çıta yükselir. Zamanla büyük kötülükler bile kişiye normal gelmeye başlar (kurbağa deneyi gibi, su yavaş yavaş ısıtılır).

“Vicdanımız, biz onu öldürmedikçe yanılmaz bir yargıçtır.” diyor Honoré de Balzac.

Vincent van Gogh ise “Vicdan, insanın pusulasıdır.” diyor. Haklı, bence de yoldan çıkmamak için o pusulayı kaybetmeyelim.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız