Unutulmayan Hayatlar
Unutulmayan hayatlar vardır. Unutulmayan sokaklar vardır. İnsan hafızasında yer etmiş, hayatımızdan eksilmeyen sokaklar… Aradan yıllar geçse de kaybolduğumuz sokaklar vardır. Evler vardır örneğin, değişen evler. Kaldırımlar vardır, yenilenen kaldırımlar. Dükkânlar vardır, değişen dükkânlar.
Çocukluğunuz vardır. Değişmesini istemediğiniz çocukluğunuz.
Bir köşede sizi bekleyen arkadaşlarınız vardır. Başka bir köşede top oynadığınız dostlarınız… Akşam ezanına kadar eve girmediğiniz günler vardır örneğin. Bir de sizi bekleyen anneniz vardır.
Bizim çocukluğumuz biraz böyle geçti.
Sokaklarımız, mahallemiz sadece geçip gittiğimiz bir yer olarak kalmadı. Sokağın kendisi çocukluğumuzdu, arkadaşlığımızdı. Yani biz sokaktık, sokak ise bizdik.
Bir topun peşinden hep birlikte koşardık. Beş taş oynardık arkadaşlarla. Saklambaçta birbirimizi arardık. Bulsak bile hemen söylemezdik birbirimize. Misketlerimizi paylaşamazdık örneğin, kavga ederdik. Beş dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden oyuna dönerdik.
Bisikletimizin zinciri atardı, mahalleden biri gelip yardım ederdi. Topumuz komşunun çatısına kaçardı, sokaktaki abilerimiz koşardı imdadımıza. Çünkü birbirimizi tanırdık.
Sadece adımızı değil; sokakta hangi evde olduğumuzu, ailemizi, derdimizi bilirdik.
Sokaktı bizim hayatımız.
Şimdi dönüp bakınca insanın aklına şu geliyor:
Ne oldu da o hayatlar yavaş yavaş kayboldu?
Sokaklar hâlâ var.
Çocuklar hâlâ büyüyor
Ama sanki sokakların sesi biraz azaldı.
Eskiden bir arkadaşımızı görmek için kilometrelerce yürürdük. Şimdi aynı şehirde olduğumuz insanlara bile ulaşmak için ekranlara bakıyoruz.
Belki de teknoloji kötü olduğu için değil.
Hayatımızı değiştirdiği için.
Teknoloji sayesinde bugün dünyanın bir ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Bilgiye ulaşmak, haber almak, birine ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Bunların hepsi hayatımızı kolaylaştıran güzel şeyler.
Ama her yeni şey, beraberinde eski bir şeyin de kaybolmasına neden olabiliyor.
Mahalle kültürü değişti.
Komşuluk değişti.
Arkadaşlık değişti.
Çocukların oyunları değişti.
Hatta çocukların “sıkılma” biçimi bile değişti.
Eskiden sıkılınca kendi oyunumuzu kendimiz bulurduk. Bir karton parçası bile bize oyuncak olurdu. Bir sopa kılıç, bir taş kale, boş bir arsa kocaman bir oyun alanıydı.
Şimdi çocukların önünde dünyanın bütün eğlencesi var.
Ama belki de en büyük eksiklik tam burada.
Hayal kuracak boşluk kalmadı.
Bir mahalle kalmadı.
Bir bisiklet kalmadı.
Üzerimizde eski bir tişört…
Yanımızda çocukluk arkadaşlarımız bile kalmadı.
Bugün o arkadaşlarımızın bazıları başka şehirlerde. Bazıları başka hayatların içinde. Bazılarının yüzünü sosyal medyada görüyoruz. Bir zamanlar her gün gördüğümüz insanlar, şimdi hayatımızın sadece bir anısında duruyor.
O anılar da durabiliyorsa tabii…
Belki de unutulan hayatlar dediğimiz şey tam olarak bu.
Bir zamanlar bizim olan ama artık sadece hatıralarda yaşayan hayatlar…
Eski sokaklar.
Eski arkadaşlıklar.
Akşam ezanına kadar süren oyunlar.
Kapının önünde bekleyen bisikletler.
Mahallede birbirini tanıyan insanlar.
Bir tas çorbayı paylaşan komşular.
Bunlar belki bugün bize küçük şeyler gibi geliyor. Ama aslında bizim hayatımızın en güzel parçalarıydı.
Sadece geçmişte kalan bazı güzelliklerin tamamen kaybolmasını istemiyoruz.
Çünkü çocukluğumuzu geri getiremeyiz.
O sokaklarda yeniden çocuk olamayız.
Eski arkadaşlıkları aynı haliyle kuramayız.
Ama belki hâlâ bir şey yapabiliriz.
Komşumuzun kapısını çalıp “Nasılsın?” diyebiliriz.
Bir arkadaşımızı arayıp sesini duyabiliriz.
Bazen hiçbir yere yetişmeye çalışmadan oturup geçmişi hatırlayabiliriz.
Çünkü hayat yalnızca yeni olanlardan ibaret değil.
Bizi biz yapan, bugün geride bıraktığımız o eski hayatların da bir parçası.
Belki bazı sokaklar değişti.
Bazı arkadaşlıklar uzaklaştı.
Bazı oyunlar unutuldu.
Ama çocukluğumuz hâlâ bir yerlerde bizi bekliyor.
Ve belki de unutulan hayatları hatırlamak, biraz da kendimizi yeniden hatırlamaktır.