İklim Değişikliğinin Yol Açacağı Tehlikeler

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İklim Değişikliğinin Yol Açacağı Tehlikeler

Bir okurum, “Antalya’da sonbaharda Dünya İklim Zirvesi düzenlenecek. Öneminin kimse farkında değil. İklim değişikliğiyle ilgili bir yazı yazsanız. Herkes o kadar duyarsız ki. Nepal’deki sel felaketini gördünüz mü? Korkunçtu” şeklinde mesaj atmış.

Okurumun uyarısı yerinde.

Seller, orman yangınları, kuraklık, susuzluk ve giderek dayanılmaz hale gelen sıcaklar artık uzak bir geleceğin senaryosu değil. İklim değişikliği başladı ve sonuçlarını yaşamaya başladık.

Birleşmiş Milletler’in 2025 değerlendirmesine göre mevcut politikalar devam ederse dünya bu yüzyılda yaklaşık 2,8°C’lik bir ısınmaya doğru gidiyor. Birkaç derece kulağa küçük gelebilir. Oysa dünyanın ortalama sıcaklığındaki böyle bir artış, gezegenin bütün iklim sistemini değiştirebilecek büyüklükte.

Bugün “rekor sıcaklık” dediğimiz günler geleceğin normal yaz günleri olabilir. Antalya’da bugün şikâyet ettiğimiz bunaltıcı sıcakları bile arayacağımız günlerin gelebileceğinin farkında mıyız?

Kuraklık arttıkça barajlar, göller ve yeraltı suları üzerindeki baskı büyüyecek. Tarım için yeterli su bulunamaması yalnızca çiftçinin değil, hepimizin sorunu olacak. Üretim azalacak, gıda fiyatları yükselecek.

Denizler yükselecek, kıyılar su baskınları ve erozyonla karşı karşıya kalacak. Seller, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları ve orman yangınlarının ekonomik ve insani faturası ağırlaşacak. Doğadaki birçok canlı türü değişimin hızına ayak uyduramayacak.

Kısacası iklim değişikliği yalnızca bir çevre sorunu değildir. Aynı zamanda su, gıda, sağlık, ekonomi, göç ve güvenlik sorunudur.

Şu soruyu kendimize sormamız gerekiyor:

Çocuklarımız, bizim bugün yaşadığımız kadar güvenli ve yaşanabilir bir dünyada yaşayabilecek mi?

PEKİ NE YAPMALIYIZ?

Bireysel olarak enerjiyi gereksiz tüketmemeli, mümkün olduğunca toplu taşımayı tercih etmeli, gıda israfını ve aşırı tüketimi azaltmalıyız. Ancak bireysel çaba tek başına yeterli değildir.

Devletler fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmalı; güneş ve rüzgâr gibi temiz enerji kaynaklarını yaygınlaştırmalı; toplu taşıma ve demiryollarına yatırım yapmalı; ormanları, sulak alanları ve denizleri korumalıdır. Tarımda su tasarrufu sağlanmalı, şehirler sıcak hava dalgalarına, yangınlara, sellere ve kuraklığa karşı bugünden hazırlanmalıdır.

İşte bu nedenle Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi son derece önemlidir.

Dünyanın iklim politikalarının tartışılacağı böylesine büyük bir zirvenin Antalya’da yapılması yalnızca uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapmak anlamına gelmiyor. Antalya; sıcaklık artışı, kuraklık, orman yangınları, su kaynakları üzerindeki baskı ve kıyıların geleceği açısından iklim değişikliğinin sonuçlarını doğrudan yaşayabilecek kentlerimizin başında geliyor.

Dolayısıyla COP31, Antalya ve Türkiye için dünyaya önemli bir mesaj verme fırsatıdır. Zirvenin başarısı yalnızca yapılacak konuşmalarla değil, alınacak kararların hayata geçirilmesiyle ölçülecektir.

Çünkü iklim değişikliği gelecekte başlayacak bir felaket değil; başladı.

Fakat felaketin büyüklüğü henüz kesinleşmiş değil. Bugün alınacak her önlem, sıcaklık artışında önlenecek her onda bir derece; kurtarılabilecek şehirler, ormanlar, tarım alanları ve insan hayatları demektir.

Dünya biz olmadan yaşamaya devam edebilir.
Ama biz, yaşanabilir bir dünya olmadan yaşayamayız.

Antalya COP31 Zirvesi’ne biraz da bu gözle bakmalıyız.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız