Böl, Parçala, Yönet
Erdoğan’ı seversiniz ya da sevmezsiniz ama siyaset yapma becerisini görmezden gelmek mümkün değil. Çeyrek asra yaklaşan bir süredir Türkiye siyasetinin merkezinde kalmayı yalnızca şansla açıklayamayız.
Adam siyasetin profesörü olmuş.
En büyük başarısı da karşısındaki muhalefetin bölünmüşlüğünü çok iyi kullanmasıdır.
CHP’ye bakıyorsunuz; bir tarafta Kılıçdaroğlu’nu savunanlar, diğer tarafta Özgür Özel’i destekleyenler. Parti kendi içinde tartışıyor, eski genel başkan-yeni genel başkan kavgasıyla enerjisini tüketiyor.
Peki bundan kim kazançlı çıkıyor?
Erdoğan.
Milliyetçi siyasete bakıyorsunuz. MHP yıllar önce Bahçeli taraftarları ve Bahçeli’ye muhalif olanlar diye ayrıldı. Meral Akşener öncülüğünde İYİ Parti kuruldu, milliyetçi seçmen parçalandı.
Yine kazanan Erdoğan oldu.
Kürt siyasetine bakıyorsunuz. Bir tarafta Selahattin Demirtaş çizgisini savunanlar, diğer tarafta Abdullah Öcalan merkezli siyaseti öne çıkaranlar…
Onlar da kendi içlerinde tartışıyorlar.
Erdoğan ise karşısındaki bütün bu ayrışmaları izliyor ve gemisini yürütüyor.
Böl, parçala, yönet.
Siyasetin en eski yöntemlerinden biridir.
Ama burada bütün suçu Erdoğan’a yüklemek de doğru değildir. Çünkü bazen Erdoğan’ın muhalefeti bölmesine bile gerek kalmıyor; muhalefet kendi kendisini parçalıyor.
CHP’li CHP’liyle, milliyetçi milliyetçiyle, solcu solcuyla, Kürt siyasetinin farklı kesimleri kendi aralarında mücadele ediyor.
Sonra seçim geliyor ve herkes aynı soruyu soruyor:
“Erdoğan yine nasıl kazandı?”
Nasıl kazanmasın?
Sen kendi arkadaşınla kavga ederken o seçimi düşünüyor.
Sen koltuk kavgası yaparken o seçmenini bir arada tutuyor.
Sen eski genel başkan-yeni genel başkan tartışırken o siyasi hesabını yapıyor.
Erdoğan’ın en önemli özelliği rakiplerinin zaaflarını çok iyi görmesidir. Kimin kime kırgın olduğunu, hangi partinin nereden bölündüğünü, hangi liderin hangi liderle kavgalı olduğunu iyi okuyor ve bunu siyasi avantaja dönüştürüyor.
Bu nedenle Erdoğan’ı küçümseyerek yenemezsiniz.
Yıllardır;
“Erdoğan bitti.”
“AKP gidiyor.”
“Bu son seçim.”
deniliyor.
Ama sandık geldiğinde yine aynı şaşkınlık yaşanıyor.
Demek ki biraz şans, biraz kader, biraz keder, biraz da mukadderat var.
Fakat bütün meseleyi kadere bağlamak kolaycılık olur.
Asıl sorun muhalefetin kendi hatalarından ders çıkarmamasıdır.
Türkiye’nin ekonomik sorunları ortada. Emekli geçinemiyor, çalışan sıkıntıda, gençler gelecek kaygısı taşıyor, çiftçi ve esnaf dertli.
Böyle bir ortamda muhalefet hâlâ kendi içinde kavga ediyorsa Erdoğan neden endişelensin?
Yelkenleri açıyor, dümeni tutuyor ve yoluna devam ediyor.
Sonra vatandaş da kıyıdan bakıp:
“Bir beş yıl daha mı böyle gidecek?”
diye soruyor.
Erdoğan’ın ne yaptığı belli.
Asıl soru şudur:
Muhalefet ne zaman bölünmekten vazgeçip iktidar olmayı düşünecek?
Çünkü birleşemeyen muhalefeti Erdoğan’ın bölmesine bile gerek yok.
Onlar zaten kendi kendilerini bölüyor.