“Biz mi Yaş Alıyoruz, Yoksa Sohbetlerimiz mi Bizden Önce Yaşlanıyor?”
Hayatımızda neler olduğunu biliriz.
Çocuklarını, işlerini, huylarını, hangi konuda ne diyeceklerini bile.
Hatta bazen daha cümlelerini bitirmeden verecekleri cevabı tahmin ederiz.
Buna yakınlık diyoruz.
Peki ya bir noktadan sonra bu kadar iyi tanımak, birbirimizi artık merak etmemeye dönüşüyorsa?
Çünkü bazı sohbetler kavga ederek bitmiyor.
Küsülmüyor da.
Kimse kimseyi hayatından çıkarmıyor.
Sadece bir gün konuşmaların içinde yeni bir şey kalmıyor.
Aynı sorular.
Aynı cevaplar.
Aynı hatıralar.
Ve sık sık aynı cümle:
“Hatırlıyor musun?”
İşte o zaman insanın aklına tuhaf bir soru geliyor:
Biz mi yaş alıyoruz, yoksa sohbetlerimiz mi bizden önce yaşlanıyor?
Yaş aldıkça daha az konuştuğumuzu söylemek kolay.
Ama pek emin değilim.
Yetmiş yaşında olup dünyaya hâlâ merakla bakan insanlar var.
Otuzunda olup yıllardır aynı birkaç konunun etrafında dönenler de.
Demek ki mesele yalnızca takvim değil.
Gençken uzun uzun konuşuyoruz.
Belki de bunun nedeni yalnızca daha enerjik olmamız değil.
Hayatın büyük kısmıyla ilk kez karşılaşıyoruz.
İnsanlar yeni.
Duygular yeni.
Başımıza gelenler yeni.
Karşımızdakine anlatacak bir şeyimiz olduğu kadar, ondan öğrenecek bir şeyimiz de var.
Sonra zaman geçiyor.
Hayatın bazı başlıklarına alışıyoruz.
Sohbetler de yavaş yavaş alışkanlık kazanıyor.
“Ne yaptın?”
“İş güç.”
“Çocuklar nasıl?”
“İyi.”
“Sen?”
“Aynı.”
Bir bakmışız sohbet dediğimiz şey neredeyse sözlü yoklama fişine dönüşmüş.
Üstelik mesele sessizlik de değil.
İki insanın yan yana susabilmesi bazen çok kıymetlidir.
Bence bir sohbeti yaşlandıran şey sessizlikten çok tahmin edilebilirlik.
Karşındaki insanın ne söyleyeceğini biliyorsun.
Neye kızacağını, neye güleceğini biliyorsun.
O da seni biliyor.
Ya da ikiniz de öyle sanıyorsunuz.
Belki de uzun ilişkilerin en büyük yanılgılarından biri tam burada başlıyor:
Karşımızdakini artık tanıdığımızı düşünmek.
Oysa insan bir kere tanınıp tamamlanacak bir şey değil.
On yıl önce tanıdığınız insanla bugün karşınızda oturan kişi aynı olabilir.
Ama aynı şeyleri düşünmeyebilir.
Aynı şeylerden korkmayabilir.
Aynı şeyleri istemeyebilir.
İnsan değişiyor.
Biz ise bazen onun eski hâliyle konuşmaya devam ediyoruz.
Belki de bu yüzden bazı arkadaşlıkların sohbeti bir noktadan sonra neredeyse tamamen geçmiş zamanda kuruluyor.
“Hatırlıyor musun?”
Elbette güzel bir cümle.
Ortak geçmiş, bazı ilişkilerin en kıymetli tarafıdır.
Ama bütün konuşma “hatırlıyor musun?”lardan oluşmaya başladıysa, orada başka bir şey de oluyor olabilir.
İlişki hâlâ vardır.
Sevgi vardır.
Yılların hatırı vardır.
Ama bugün yoktur.
İki insan yan yana oturup sürekli geçmişi konuşuyorsa,
biraz da hayatlarının “best of” albümünü dinliyor olabilirler.
Albüm güzeldir.
Ama yeni şarkı yoktur.
Belki sohbetlerin yaşlanmaya başladığı yer de tam burasıdır.
Yeni bir şey anlatılmadığında değil.
Yeni bir şey merak edilmediğinde.
Çünkü soru sormak sadece konuşmayı devam ettirmek değildir.
Karşındaki insanın hâlâ değişebileceğini kabul etmektir.
Oysa yıllardır tanıdığımız insanlara bunu pek yapmıyoruz.
“Nasılsın?” diyoruz.
“Ne haber?” diyoruz.
Ama mesela uzun zamandır tanıdığımız birine en son ne zaman gerçekten bilmediğimiz bir şey sorduk?
Belki de mesele burada.
İnsanları tanımayı tamamlanmış bir iş sanıyoruz.
Bir insan hakkında yeterince şey öğrendiğimizde onu artık bildiğimizi düşünüyoruz.
Sonra yıllar geçiyor.
O değişiyor.
Biz değişiyoruz.
Ama birbirimizle eski bilgilerimiz üzerinden konuşmaya devam ediyoruz.
Bu yüzden bazen yıllar insanları birbirinden uzaklaştırmıyor.
Sadece aradaki merak sessizce azalıyor.
Sonra biz buna “yaş almak” diyoruz.
Oysa belki yaş almak sandığımız şeyin bir kısmı, artık şaşırmamaya başlamaktır.
İnsanları çözdüğümüzü sanmak.
Hayatı tanıdığımızı düşünmek.
Karşımızdakinden gelecek cümleyi daha söylemeden bilmek.
Belki genç kalmanın başka bir tarafı da var.
Sabaha kadar konuşabilmek değil.
Her gün yeni insanlarla tanışmak da değil.
Yıllardır tanıdığın birinin karşısında oturup hâlâ bilmediğin bir şey olabileceğini düşünmek.
Çünkü bazı ilişkileri yıllar yaşlandırmıyor.
“Seni artık biliyorum” dediğimiz an yaşlandırıyor.