Anket: CHP Baraj Altında Kaldı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Anket: CHP Baraj Altında Kaldı

DÜNYA RAPORU:

Prof. John J. Mearsheimer, Chicago Üniversitesi'nde görev yapan dünyaca ünlü Amerikalı bir siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanıdır. Uluslararası ilişkiler teorisinde çığır açan "saldırgan gerçekçilik" (offensive realism) teorisinin kurucusu ve en önemli temsilcisi olarak kabul edilir.

Prof. John Mearsheimer, ABD'nin İran ablukası hakkında konuştu:

“Eğer Çince, Rusça veya Türkçe konuşuyorsanız, görmek isteyeceğiniz son şey Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ı yenmesidir. İran'ın savaşı kazanmasını istersiniz.”


EN YENİ TÜRKİYE SEÇİM ANKETİ

Türkiye'de genel seçim barajı yüzde 7 olarak uygulanmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye siyasi tarihinde resmi seçim sonuçlarına göre ilk ve tek kez 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde baraj altında kalmıştır.

Gazeteci Deniz Zeyrek’in Ağustos 2026'da kendi YouTube yayınında ve Nefes Gazetesi Ankara Temsilcisi olarak paylaştığı ANK-AR Araştırma imzalı güncel anket sonuçlarında, Yeni Parti %34,8 oy oranıyla birinci sırada yer almaktadır. Toplamda 2004 kişiyle yapılan bu araştırmada, siyasi partilerin ve cumhurbaşkanlığı adaylarının oy dağılımları şu şekildedir...

Kararsızlar dağıtıldıktan sonraki veriler:

YENİ Parti: %34,8

AK Parti: %29,4

DEM Parti: %7,6

MHP: %6,9

İYİ Parti: %4,5

CHP: %4

Zafer Partisi: %3,7

Anahtar Partisi: %3,2

İkili cumhurbaşkanlığı seçim anketi:

A-

Recep Tayyip Erdoğan: %34,7

Ekrem İmamoğlu: %45,6

Protesto oyları: %19,7

B-

Recep Tayyip Erdoğan: %32,4

Mansur Yavaş: %47,4

Protesto oyları: %20,2

C-

Recep Tayyip Erdoğan: %37,4

Özgür Özel: %44

Protesto oyları: %18,7

Gazeteci Fatih Altaylı, son seçim anketlerini değerlendirdi:

"Ne yalan söyleyeyim, son günlerde yapılan tüm araştırmalara şüphe ile bakar oldum. Pek çoğu çuvallıyor. Üstelik bu bize özel bir durum da değil.

Araştırmanın Çerçeve Yasa görüşmelerinden önce tamamlandığını da not etmek lazım.

Ankete katılanların %31,8'i kendisini Atatürkçü, %19,3'ü Türk milliyetçisi, %14,3'ü muhafazakar, %5,8'i sosyal demokrat olarak tanımlamış. Beni en çok şaşırtan bölüm bu oldu. İslamcılar ile komünistlerin oranının birbirine bu kadar yakın olmasını beklemezdim.

'Yarın genel seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?' sorusunda sol protesto oylar dahil Yeni Parti %29,4 ile birinci, AK Parti %24,8 ile ikinci parti çıkmış. Sağ protesto oylar dağıtıldıktan sonra Yeni Parti %34,8'e, AK Parti %29,4'e yükseliyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekrem İmamoğlu %34,5, Recep Tayyip Erdoğan %31,1 çıkmış.

İki adaylı senaryolarda İmamoğlu, Erdoğan karşısında %45,6'ya %34,7; Mansur Yavaş ise %47,4'e %32,4 önde görünüyor. Erdoğan en yüksek oya Özgür Özel ile yarıştığında ulaşıyor. Özel %44, Erdoğan %37,4.

Ankete katılanların %46,8'i Özgür Özel'i güvenilir bulurken, %45,6'sı güvenilir bulmuyor. 'Yeni Parti'ye oy verir misiniz?' sorusuna ise %32,4 'kesinlikle veririm', %6,9 'verebilirim' yanıtını vermiş. %52,8 'kesinlikle oy vermem' demiş.

Ben kendi payıma bu anketlere hala çok güvenmiyorum. Ortalığın biraz durulması, Butlan, Yeni Parti, Çerçeve Yasa toz dumanının biraz dağılıp siyasetin en azından biraz normalleşmesi lazım."

ANTALYA'DA KİRALAR UÇTU

2022'de açılan Doğu Garajı Kültür ve Ticaret Merkezi yakınındaki bir dükkanın kirası 2026'da ne kadar?

Sinan Mahallesi, Fahrettin Altay Caddesi 1261 Sokak'taki (07070 Muratpaşa) yaklaşık 100 metrekarelik bir dükkanın aylık kirası 55 bin liraya (1140 Amerikan doları) ulaştı...

YOLSUZLUK REKORLARI KIRILAN ÜLKELER LİGİ

Hükümetin halka bedava yemek dağıtmaya başladığı ve lokanta esnafının peş peşe iflas ettiği Endonezya'da hükümet politikalarına ve yolsuzluğa karşı protestolar ayaklanmaya dönüştükten sonra 300'den fazla kişi gözaltına alındı.

Endonezya, Hırvatistan, Ukrayna, Macaristan, Güney Sudan, Somali, Venezuela, Yemen, Libya, Eritre, Ermenistan, Azerbaycan gibi yolsuzluk rekorlarıyla anılan bir ülke...

YOLSUZLUĞUN EN AZ OLDUĞU ÜLKELER

Danimarka, Finlandiya, Singapur, Yeni Zelanda, Norveç...


ABD NOTLARI

ABD'nde Narsist (Kendine Aşık, Kendine Hayran) Başkanı Trump yaptığı en yeni övünme hamlesinde kendisinin en önemli ve en değerli ABD Başkanı olduğunu ilan etti...Trump, kendini Abraham Lincoln, Ronald Reagan, Bill Clinton, John F. Kennedy, George Washington, FDRoosevelt ve diğer tüm başkanların en tepesinde “en büyükler” kategorisine yerleştirdi.

New York Post gazetesinin haberiyse şöyle: ABD'nde haziranda 16 yaş ve üzerindeki 105,8 milyon kişi çalışmıyor ve aktif olarak iş aramıyor...


Shocking 105 million Americans are not working

https://nypost.com/2026/07/22/business/number-of-americans-not-in-the-labor-force-surges-to-record-105-8m-as-total-exceeds-great-recession-covid-era/ 


OYSA BILL CLINTON DÖNEMİNDE ABD EKONOMİSİ ALTIN ÇAĞI'NI YAŞAMIŞTI

Demokrat Partili Başkan Bill Clinton döneminde (1993-2001) ABD ekonomisinde net 22,7 milyon yeni istihdam yaratılmıştır. Bu sayı, tek bir başkanlık döneminde ulaşılan en yüksek istihdam artışlarından biri olarak Amerikan ekonomi tarihine geçmiştir.


Özel Sektör Ağırlığı: Yaratılan yeni işlerin yaklaşık %92'si (20,7 milyondan fazlası) özel sektörde gerçekleşmiştir.


Aylık Ortalama: Clinton'ın görev süresi boyunca ABD ekonomisi ayda ortalama 240.000'den fazla yeni iş üretmiştir.


İşsizlikte Büyük Düşüş: Göreve geldiğinde %7,5 civarında olan işsizlik oranı, dönem sonunda %4,0'e gerileyerek son 30 yılın en düşük seviyesine inmiştir.


En Uzun Ekonomik Büyüme: Clinton dönemi, Amerikan tarihinin (krizler dışındaki) en uzun kesintisiz ekonomik büyüme dönemlerinden birine (115 aydan fazla) sahne olmuştur.


Bütçe Fazlası: Uygulanan mali disiplin ve teknoloji sektöründeki (Dot-Com) büyüme sayesinde, ABD federal bütçesi uzun yıllar sonra ilk kez fazla vermiştir.


Siyasi Tartışmalar: Bill Clinton, katıldığı Demokrat Parti kongrelerinde bu veriyi sıkça kullanarak, kendi dönemi dahil olmak üzere Demokrat başkanlar zamanında cumhuriyetçilere kıyasla çok daha fazla istihdam yaratıldığını açıklamıştır...

2026'da ABD vatandaşları yüksek enflasyondan şikayet ederken, benzin fiyatları yüksek seyredip bitmek bilmeyen savaş uzayıp giderken ve sığır yetiştiricileri isyan ederken ; ABD Başkanı Trump, "Ontario Gölü"nün adını "Amerika Gölü" olarak değiştirmeye odaklanmış durumda.

Florida eyaletinde Cumhuriyetçi Partili Vali Ron DeSantis yönetiminin yoksul çocuklara sağlık sigortası sağlamak için ayrılan 10 milyon doları "zimmetine geçirdiği" iddiası yayıldı...İtalyan asıllı ve 1978 doğumlu Ron DeSantis 2028'de ABD Başkanı seçilmek istiyordu...

10 Milyon Dolar İddiası: Ron DeSantis yönetiminin yoksul çocukların sağlık sigortası fonundan 10 milyon doları zimmetine geçirdiğine dair doğrulanmış, resmi bir tespit veya adli kayıt bulunmamaktadır. Kamusal bütçe harcamaları ve göçmen programları gibi konularda siyasi eleştiriler ve davalar yapılmış olsa da, şahsi veya kurumsal bir "zimmete geçirme" suçlaması kanıtlanmamıştır.


VENEZUELA PETROLÜ ABD'NE AKACAK


Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip ülkesidir. Ancak yıllar süren yaptırımlar ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle ülkenin günlük üretimi potansiyelinin çok altında, 1,25 milyon varil seviyelerinde seyrediyordu...

21. yüzyılda Venezuela'dan kaçan insanların sayısı tam olarak 10 milyon olmasa da, Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre yaklaşık 7,9 milyon mülteci ve göçmen ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, Latin Amerika'nın modern tarihindeki en büyük zorunlu göç ve yerinden edilme krizi olarak kayıtlara geçmiştir.

Başkan Trump, ABD'nin Venezuela ile 65 milyar varil petrol rezervini kontrol altına almak için bir anlaşmaya vardığını söyledi.


Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, ABD'nin Venezuela'nın 65 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervinin çoğunluk kontrolünü ele geçirmek üzere "tarihi" bir anlaşma yaptığını duyurdu. Trump, kendi sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada bu gelişmeyi "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması" olarak nitelendirdi.Trump, anlaşmanın özel sektör ortaklıkları aracılığıyla sağlandığını ve Amerikan vergi mükelleflerine hiçbir maliyeti olmayacağını belirtti.Anlaşma; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Venezuela Geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez arasında yürütülen görüşmelerle tamamlandı.Proje kapsamında 17 stratejik sahada üretim yapılacağı, 100 milyar doları bulan özel sektör yatırımı çekileceği ve Venezuela'ya 209 milyar dolardan fazla vergi geliri sağlanacağı açıklandı.Orta Doğu'daki İran savaşı nedeniyle Boğazlar üzerinden petrol sevkiyatının aksaması, ABD'de galon başına benzin fiyatlarını 4,09 dolara kadar yükseltti. Yaklaşan ara seçimler öncesi Trump, bu hamleyle iç piyasadaki akaryakıt fiyatlarını düşürmeyi hedefliyor.2026 yılı başından bu yana ABD Stratejik Petrol Rezervleri (SPR) 100 milyon varilden fazla azalarak 300 milyon varilin altına düştü. Elde edilecek "maliyetine" petrolün bir kısmı bu rezervleri yenilemek ve ABD ordusunun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılacak.ABD ordusu Ocak 2026'da Venezuela'ya düzenlediği operasyonla eski Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu yakalayarak yargılamak üzere ABD'ye getirmişti. Maduro sonrası göreve gelen geçici yönetim, yabancı şirketlerin ülkedeki petrol faaliyetlerini kolaylaştıran yasal reformlara imza attı.Venezuela, yaklaşık 303 milyar varil ile dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahip ülkesidir. Ancak yıllar süren yaptırımlar ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle ülkenin günlük üretimi potansiyelinin çok altında, 1,25 milyon varil seviyelerinde seyrediyordu.Anlaşmanın operasyonel detayları, hangi özel şirketlerin bu ortaklıkta yer alacağı ve ABD'nin bu kontrolü hukuki/fiziki olarak tam olarak nasıl icra edeceği henüz detaylandırılmadı. Şu anda, Venezuela'da lisansı bulunan tek büyük ABD'li enerji şirketi olan Chevron, duyuruya ilişkin henüz resmi bir yorum yapmadı.


Bu, "Venezuela ile yapılan bir petrol anlaşması" değil. Bu, Trump'ın bir otokratı rehin alıp seçim yapılmasını engellemesi ve ardından —halkı baskı altında tutarak iktidarda kalabilmek uğruna doğal kaynaklarını yağmalamasına izin vermeleri şartıyla— rejimin geri kalanını yerinde bırakmasıdır.

Amerikan basınında yer alan iddialara göre, 3 Ocak 2026  cumartesi gecesi Venezuela'daki belirli hedeflere yönelik saldırılar sürerken, çok sayıda patlama ve uçak hareketliliği vardı. Bu sırada Mauro ile eşi ABD özel kuvvetleri Delta Force tarafından kaçırılarak ABD’ne götürüldü...

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE VENEZUELA

Venezuela ve Türkiye arasındaki ilişkiler 2018 yılındaki altın ticareti ile dikkat çekmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Ocak 2019'da Venezuela'daki muhalefet lideri Juan Guaidó'nun kendisini "geçici devlet başkanı" ilan etmesi ve ABD başta olmak üzere bazı Batılı ülkelerin bu adımı tanıması üzerine Maduro'yu arayarak destek verdi.

Erdoğan, görüşmede Türkiye'nin Venezuela'da dış müdahalelere ve iktidar değişikliği dayatmalarına karşı olduğunu belirterek "Maduro kardeşim, dik dur, yanındayız" ifadesiyle Türkiye'nin Maduro yönetimini meşru muhatap olarak gördüğünü kaydetti.

Ocak 2019'da Venezuelalı gazeteci Jenipher Camino Gonzalez, ülkesindeki hükümet karşıtı girişim ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki yakın ilişki konusunda Deutsch Welle Haber Ajansı  Türkçe'den 
Cengiz Özbek'in  sorularını yanıtlamıştı...


Erdoğan'ın verdiği desteğin Maduro için büyük önem taşıdığını belirten Camino Gonzalez, Venezuela halkının ise Türkiye Cumhurbaşkanı konusunda ikiye bölünmüş durumda olduğunu ifade ediyor. Gonzalez'e göre, Erdoğan'a bakış Maduro karşıtı ya da destekçisi olunmasına göre değişiyor.

DW İngilizce Servisi'nde çalışan Camino Gonzalez'e yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:

Soru: Venezuela'da Ulusal Meclis Başkanı Juan Guiado'nun kendini geçici devlet başkanı ilan etmesinden dakikalar sonra ABD'den muhalif lidere destek geldi. Guaido'nun bu açıklamadan önce ABD'den güvence aldığını düşünüyor musunuz?


Cevap: Muhalefet; Latin Amerika ülkeleri, ABD ve Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) ile her zaman irtibat hâlindeydi. Uluslararası toplumla iletişim, Maduro'nun 2017'de meclisi gayrimeşru ilan ederek lağvedip kendi meclisini kurmasıyla başladı. Muhalefet, Avrupa Birliği ile görüşmek için Avrupa'ya gitti. Bir çeşit uluslararası koalisyonun desteğini aldı. ABD de bu koalisyonun bir parçası. Ama bunun öncüsü olduklarını söylemek zor. Çünkü asıl öncüleri; Venezuela'daki insani krizden etkilenen Latin Amerika ülkeleri Kolombiya, Brezilya, Arjantin ve Peru. Bu ülkelere en az 3 milyon sığınmacı gitti. Ve bu krizin sona ermesi için gördükleri tek yol Maduro'nun gitmesi. Bu yüzden ABD'nin kapısını çaldılar. Tabii ki ABD de onlara destek oldu. Çünkü ABD zaten başından beri Maduro rejimine karşı. Geçen yaklaşık 1,5 yıllık süre içinde destek topladılar ve "Şu an hamlemizi yapmak için doğru zaman" diye hissettiler.


Soru: Guaido halkın çoğunluğunun desteğini alabilmiş durumda mı?


Cevap: Bunu bilebilmek zor. Çünkü Venezuela'da yeterince sağlıklı anketler yapılamıyor. Medya bağımsız değil. Çoğunlukla devlete bağlı. Ama bağımsız olarak yapılan az sayıdaki ankete göre, Maduro'ya destek en fazla yüzde 30. Yani Maduro'nun karşısında bir çoğunluk olduğu anlaşılıyor. Ancak bunun tamamının muhalefete destek verip vermediğini bilmiyoruz.


Soru: Venezuela’daki krizde ordunun duruşu nedir?


Cevap: Muhalefetin bu adımı atmasının tek nedeni ordunun desteğini alabilmek. Venezuela'da 23 Ocak ulusal tatildi. 1958'de dönemin sağcı diktatörünün darbeyle görevden alınmasının yıldönümüydü. Bunu 23 Ocak'ta yapmış olmaları sembolik çünkü şu düşünceyi yeniden uyandırmak istiyorlar: "Tamam, yine diktatörlüğün yönetimi ele geçirdiği bir andayız. Bu, bizim yanımıza gelmesi için orduya bir fırsat."Şu an ordu ezici çoğunlukla Maduro'ya destek veriyor. Ancak son bir yıl içerisinde fraksiyonların olduğuna dair rivayetler ortaya çıktı. Birkaç gün önce Venezuela'nın batısında ufak bir isyan gerçekleşti. Ayaklanmalar olduğuna dair söylentiler hep vardı. Ancak hükümet bunları bastırmakta hep iyi oldu. Şimdi soru şu: Ordu, birlik olup muhalefete destek çıkacak mı? Ya da bu konuda bölünecek mi? Bilmiyoruz. Venezuela’da erişim sağlayamayacağınız yerlerden biri, ordu. Ama eğer muhalefetten yana olursa, Maduro'yu kolayca koltuğundan edebilirler. Ordu kilit konumda. Silahı elinde tutan onlar.

 

Soru: Erdoğan'ın Maduro'ya verdiği destek Venezuela için ne ifade ediyor?

Cevap: Erdoğan'ın verdiği destek Maduro için önem taşıyor. Çünkü şu an Maduro'ya açıkça destek veren sadece Rusya, İran, Küba, Bolivya ve Türkiye var.

Bu, çok önemli. Muhalefet "Bizi şu, şu, şu ülkeler tanıdı" diyor. Maduro da "Bizi de bu, bu ve bu ülkeler destekliyor" diyor. Türkiye içinse bana göre durumun ticari ilişkilerle ilgisi var. Altın ticareti konusunda Türkiye'nin Venezuela'dan bir hayli fayda sağladığını düşünüyorum. Venezuela da Türkiye'den gıda yardımı alıyor. Burada karşılıklı faydaya dayanan bir ilişki var.Muhalefet henüz Türkiye ya da diğer ülkeler konusunda bir açıklama yapmadı. Şu an sadece kendilerine destek veren ülkelere odaklanmış durumdalar. Muhalefetin bakış açısı şu: Maduro'yu destekleyen ülkeler demokratik değil ya da demokrasiye saygı göstermiyor. Muhalefete göre, bu ülkeler bir yandan Venezuela'dan faydalanırken diğer yandan Maduro'yu güçlendiriyor ve sefalet olarak nitelendirdikleri durumun devam etmesini sağlıyor. Türkiye, Maduro'nun seçilmiş bir lider olduğuna vurgu yapıyor. Çünkü Maduro'nun 2017'de iktidarı ele geçirme şeklinin demokratik olmadığını düşünmüyor.


Soru: Erdoğan'a Venezuela halkının bakışı nasıl?

Cevap: Bunu bilmek zor. Çünkü Venezuela'da şu an için bu sorunun yanıtının ölçülebileceği çok fazla kamuoyu anketi yok. Ancak şunu açıkça söylebiliriz ki muhalefeti destekleyenler, Türkiye'nin Maduro ile ortaklığından haberdar ve kesinlikle Erdoğan hakkında olumsuz görüşe sahip. Hükümete destek verenler ise muhtemelen Erdoğan ve Türkiye hakkında olumlu görüşe sahip. Yani büyük bir kutuplaşma var. Hükümet karşıtı ya da destekçisi olunmasına göre değişiyor. Fakat Venezuela halkının çoğunluğunun ne düşündüğü konusunda veri yok. Şu an daha çok iç meselerle ilgili olduklarını söyleyebilirim. Yani dış politikadan ziyade, günlük hayatlarını etkileyen gıda ve elektrik sıkıntıları gibi meselerle ilgililer.Sosyal medyada ise muhaliflerin Türkiye'yi Rusya ve Çin'le birlikte hükümetin işini kolaylaştıran ülkeler sınıfına koyduğunu görüyoruz. Maduro'ya destek olarak iktidarda kalmasına müsaade ettikleri için bu ülkeleri rejimin suç ortağı olarak görüyorlar. Muhalefetin bakışı bu yüzden olumsuz. Ama bence kimin daha tehlikeli olduğunu da biliyorlar. Çünkü örneğin Rusya, Venezuela'ya silah satıyor, tank satıyor. Muhalefet bunun çok ama çok daha kritik olduğunu düşünüyor. Çünkü bunlar, rejimin onları baskı altında tutmak için kullandığı araçlar. Yani (Türkiye ile) ikili ilişkilerin olumsuz görüldüğünü söyleyebilirim ama kesinlikle Rusya ve Çin kadar değil.


Soru: Peki Türkiye'nin yaptığı gıda yardımları takdir görmüyor mu?

Cevap: Türkiye'nin yaptığı gıda yardımları Maduro hükümeti tarafından Venezuela'nın en fakir kesimine dağıtılıyor ve bu insanlar söz konusu yardımlarla yaşamını sürdürüyor. Muhalefetten bu yardımlara yönelik şiddetli bir tepki görmedim. Çünkü gıda yardımına herkesin ihtiyacı var. Venezuela muhalefetinin Türkiye'yi eleştirdiği açı bu değil. Türkiye'nin aynı zamanda verdiği siyasi desteğe karşılar. Türkiye bu gıda yardımını sessiz bir şekilde yapsaydı, belki de Venezuelalılar rahatsız olmayacaktı. Ama olaya Maduro hükümetinin açısından bakmak lazım. Halkı bu yardımlarla kendilerine bağlı hâle getirmeye çalışıyorlar. Bir insan hayatta kalmak için yiyeceğe muhtaçsa ve bu yiyecek hükümetten geliyorsa, Türkiye'den geliyorsa, o zaman Türkiye bir şekilde siyasete müdahil olmuş oluyor.Maduro'nun geçen eylül ayında ülkesindeki kıtlık sürerken gerçekleştirdiği İstanbul ziyareti sırasında Nusr-Et restoranında yemek yemesi Venezuela'da tepkilere neden olmuştu.

Soru: Maduro'nun gördüğü bu tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: Maduro'nun bu restorana yaptığı ziyarete gösterilen tepkiyi haklı buluyorum. Venezuela'daki hiperenflasyon gıda fiyatlarının katbekat artmasına neden oldu. İnsanların Caracas'ta çöp yığınlarının içinde yiyecek aradığını ya da temel gıda maddelerinin önündeki uzun kuyruklar oluşturduklarını veya beslenme eksikliğinden ortalama 20 kilo verdiklerine dair haberleri göz önünde bulundurduğunuzda, gösterilen tepkiyi doğal karşılamak gerekiyor.


ŞİRKET HABERİ

Panda Express, ABD'nin en büyük Asya restoran zinciridir. Ancak hala özel bir şirkettir ve kurucularının halka açılma, franchise modelini benimseme veya işletmeyi özel bir sermaye grubuna satma planları yoktur.

Şirket, kurucuları Cherng ailesine ait tamamen özel bir aile şirketidir.

Tahmini Şirket Değeri: Sektör çarpanları ve büyüme oranları baz alındığında, şirketin toplam piyasa değerinin yaklaşık 9 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Yıllık Gelir: Panda Express, 2024 yılı verilerine göre ABD genelinde yaklaşık 6,2 milyar dolar yıllık satış geliri elde etmiştir.


Panda Express, hisselerini halka arz etmediği ve restoranlarının çok büyük bir bölümünü kendisi işlettiği (franchise yerine şubeleşme) için finansal gücünü tamamen kendi bünyesinde tutmaktadır.

Rusya lideri Vladimir Putin savaş suçları ve katliam,soykırım sabıkası yükselen İsrail'in adeta dokunulmazlık kazanmasına isyan ederek : "Eğer Rusya, İsrail'in Filistin’de yaptıklarının sadece %10'unu yapmış olsaydı, NATO şu anda Moskova'nın kapısında olurdu.NATO ve Avrupa Birliği bize insan haklarının İsrail'in çıkarlarının sınırlarında başlayıp bittiğini öğretti."

İspanya'daki Ceuta halkı, işleri kendi ellerine almaya başlıyor.Yasadışı göçmenler tarafından plajlar boyunca kurulan kampları ve geçici kulübeleri yıkan sakinler var.


KİTAP: 
İstanbul'un Kuytu Köşeleri
Aydın Boysan (1921-2018)
YAPI KREDİ YAYINLARI
2003

"İstanbul, nüfusu 50 yılda 20 misline patlayan bir dünya şehri. Tarihte bu büyümenin benzeri görülmemiş. Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu sentezinden, Anadolu kasabaları çeşitlemesine dönmüş... Gökdelenleri ve Boğaziçi köprülerini takıp takıştırmaktan vazgeçmeden...Şehirler toplumların aynası...

Yine de güzellikleri ve sihri yok edilemeyen Karadeniz-Marmara ve Boğaziçi doğa biçimlenmeleri hazine değerinde bir yaşama mozaiği seyrettiriyor."

İstanbul'un Kuytu Köşeleri ile Narlıkapı'dan Yeşilköy'e, Boğaziçi kıyılarını da dolaşarak/okuyarak 'tarih içinde' bir şehir turu yapma fırsatı bulacaksınız. Her kuytu köşede Aydın Boysan'ın vazgeçilmez mekanları, dost sohbetleri ve anıları size rehberlik edecek.
Yüzler ve Yürekler'de (YKY, 2002) yüreğindeki insanları anlatmıştı Aydın Boysan, bu kez yine kendine özgü anlatımıyla kimi zaman neşelendirerek, kimi zaman düşünüdürerek, İstanbul'un kuytu köşelerini -gözdelikten kuytuluğa geçişteki acılarını da- anlatıyor.


İstanbul’un Kuytu Köşeleri sayfa 78-79

"Denizin Dudaklarında

Su kenarında yaşamak… Bu yaşama biçimi, tiryakilik doğurur. İstanbullu, su tiryakisidir. Su görmediği yerde yaşamak, ona zevk vermez.

“Leb-i derya”da yaşamak gibi kavram, yani “denizin dudaklarında” yaşamak, eski İstanbullunun aşkıdır.İstanbul’da deniz suyu sıcaklığı, 22-23 dereceyi geçmez.

Karadeniz’in Boğaziçi akıntısında tazelenen serin suyu, ısınma yükselmesine izin vermez. Şehirde Temmuz ortasında 36-37 dereceyi bulan ısı, Boğaziçi kıyılarında azalıverir.

Onun için ben, su kenarı diye tuttururum.Sandılar ki sahil yolları yapılırsa, halk denizle bütünleşecek. İstanbul kıyıları, Fransa güney kıyılarındaki Nice ve Cannes’a benzeyecek. Bu yıl yine görüp, karşılaştırdım. Hiç benzemedi. Oralarda kilometrelerce sürüp giden, yaklaşık 100 metre genişlikteki kumsallar, hayat kaynıyor.

Deniz eşyasını alan, kumsala yayılıp saatler geçiriyor… Hanımlar, üstsüz falan…Bizim bayağı sahil yolları, trafik canavarıyla karadeniz ilişkisini balta gibi kesiyor.

Eski güzelim kumsallar yok edilmiş. Manda yalaması kıyı çizgisinde, kumsal oluşmuyor.Oluşsa bile ne olacak? Halka açık bile olsa, orada tek bir üstsüz hanım gözükse, şehirde yangın haberi gibi hızla dolaşır, binlerce “aç” sahile akın eder.

Üstelik dolgularla kazanıldığı sanılan alanlara, binalar yapılmaya başlandı. Yıllar geçecek, yeni binalar yapılacak… Balıkhane ve iskele gibi. Bizim şehirciliğimiz yeni uygarlık vahşeti örnekleri vermekten kesinlikle vazgeçmeyecek.

Anadoluhisarı doğusundaki çok katlı apartman yığınları gibi.

İstanbullunun leb-i deryada, yani denizin dudaklarında yaşama hakkı ve zevki, imar barbarları tarafından yok edildi."

BESİM TİBUK'TAN REKABET ANISI

“Bir ara Karadeniz’e gitmem gerekti. Fındıklı’ya gittim.” “Baktım, çevredeki hemen hemen her kasabada eczane açılmış. Bir tek Fındıklı’da eczane yok.

O zaman eczane olmayan yerde doktorun ecza dolabı açma hakkı var. Yani doktor hem hastayı muayene ediyor hem de ilacını veriyor.

Benim de bu durum dikkatimi çekti. Cebimde rehberlikten biriktirdiğim biraz para vardı. Fındıklı’da bir dükkan tuttum, bütün paramı koydum, biraz da borçlanıp eczaneyi açtım.” Fakat eczaneyi açınca hiç hesap etmediğim bir şey oldu. Biz eczaneyi açınca kanunen doktorun ecza dolabının kapanması gerekiyordu. Müracaat ettik, ecza dolabı kapatıldı. Doktor buna çok sinirlendi.Fındıklı’yı bırakıp gitti. Bir anda kasabada eczane vardı ama doktor yoktu.

Millet muayene olmak için Rize’ye gidiyor, gitmişken ilacını da oradan alıyordu. Eczane zarar etmeye başladı. Ben İstanbul’da rehberlikten kazandığım parayı sürekli Fındıklı’ya gönderiyordum. Aylar sonra işler biraz toparlandı derken Fındıklı’ya ikinci bir eczane açılacağını öğrendim. Fındıklılı bir çocuk eczacılık okulundan mezun olmuş, üstelik eşi de eczacıydı. Babası da kasabadaki Ziraat Bankası’nın müdürüydü. Ben bunu duyunca ayakta kalmak için mücadeleye girdim.

Onlar eczaneyi açtı. Küçücük Fındıklı’da iki eczane, 2-3 sene birbirini yedi. Sonunda dayanamadım. Rakibimin babasına gittim. Eczaneyi kapatacağım. Bana 50 bin lira verin, ilaçları da alın, çekilip gideyim dedim. Pazarlık yaptık, 30 bin liraya anlaştık. Parayı aldım, ilaçları devrettim ve eczaneyi kapattım. Eczaneye para yetiştirmekten kendime pantolon, gömlek alamadığım dönemler olmuştu. İstanbul’da kazandığım parayı sürekli Fındıklı’ya gönderiyordum.

Bir gün düşündüm: Ne aptalmışım. İkinci eczanenin açılacağını duyduğum gün çocuğun babasına gidip senin oğlun eczacı, benim hazır eczanem var. Gel ortak olalım deseydim ikimiz de kazanacaktık. Egoma yenildim. Bazen geri çekilmek gerekir. Bazen de yenilgiyi kabul etmek gerekir. Ben bunu eczanede öğrenemedim. Daha kötüsü, yıllar sonra halı işinde aynı hatayı çok daha büyük paralarla tekrar yaptım. O zaman biraz akıllı olsaydım, rakibimi karşıma almak yerine ortak ederdim."

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız