Hegel’den Nietzche’ye İnsan Toplum Kurtuluş Sorunu-3
İNSAN NEDEN ACI ÇEKER?
Marx ile Schopenhauer arasındaki ayrılığı belki de en yalın biçimde şu soruyla ortaya koyabiliriz:
İnsan neden acı çekmektedir?
Schopenhauer’in cevabı ontolojiktir.
İnsan istediği için acı çeker. İsteme doyumsuzdur. Bir arzunun tatmini başka bir arzuyu doğurur. Bu nedenle acı yalnızca kötü bir siyasal rejimin veya ekonomik düzenin ürünü değildir; varoluşun yapısına ilişkindir.[6]
Marx’ın cevabı ise , toplumsal acı tarihseldir.
İnsan soyut ve toplumdan bağımsız bir varlık değildir. Belirli toplumsal ve üretim ilişkileri içerisinde yaşar, üretir, çalışır ve diğer insanlarla ilişkiye girer. Emeğinin ürününe, üretim faaliyetinin kendisine, başka insanlara ve kendi insani imkânlarına yabancılaşabilir. Marx’ın gençlik dönemi çalışmalarında yabancılaşma problemi özellikle bu bağlamda ele alınır.[8]
Dolayısıyla yoksulluk, sömürü ve yabancılaşmanın tarihsel biçimleri insanlığın değişmez metafizik kaderi değildir.
Tarih içerisinde kurulmuş ilişkiler tarih içerisinde değiştirilebilir. Marx, daha sonra üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiyi tarihsel toplumsal dönüşümün temel unsurlarından biri olarak açıklayacaktır.[9]
İki düşünür arasındaki temel ayrılık böylece berraklaşmaktadır:
Schopenhauer;
acının kökünü varoluşta arar.
Marx ;
toplumsal acının önemli kaynaklarını tarihsel ilişkilerde arar.
Birincisinin problemi öncelikle ontolojiktir.
İkincisinin problemi tarihsel ve toplumsaldır.
Schopenhauer Marks’ı neden anlamadı diye bir soru sorarsak;
Burada düşünce tarihinin ilginç sessizliklerinden biriyle karşılaşırız.
Schopenhauer 1860’a kadar yaşadı. Marx ve Engels’in Komünist Manifestosu 1848’de, Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı adlı eseri ise 1859’da yayımlandı.[7][9]
Dolayısıyla Schopenhauer’in Marx’ın adından haberdar olması kronolojik olarak mümkündür.
Buna rağmen Schopenhauer’in yayımlanmış temel eserlerinde Marx’la ciddi bir felsefî hesaplaşma görmeyiz.
Acaba Marx’ı önemsemiyor muydu?
Bu ihtimal düşünülebilir. Ancak Schopenhauer’in Marx’ı okuyup bilinçli biçimde değersiz bulduğunu gösteren açık bir belge ortaya konulmadıkça bunu tarihsel bir hüküm hâline getiremeyiz.
Daha ihtiyatlı bir açıklama mümkündür.
Schopenhauer 1860’ta öldüğünde bugün “Marx”ın ekonomi politik eleştirisinin temel eseri henüz ortaya çıkmamıştı. Kapital’in birinci cildi ancak 1867’de, Schopenhauer’in ölümünden yedi yıl sonra yayımlandı.[4]
Üstelik iki filozof aynı sorularla uğraşmıyordu.
Schopenhauer’in temel problemleri metafizik, isteme, acı, ahlak ve sanattı.
Marx ise giderek ekonomi politiğin eleştirisine, üretim ilişkilerine, sermayeye, emeğe ve sınıflara yöneliyordu.
Aynı çağda yaşamak aynı felsefî masanın etrafında oturmak anlamına gelmez.
Bu nedenle Schopenhauer’in Marx hakkındaki sessizliğini küçümsemenin kanıtı olarak değil, iki düşünce dünyası arasındaki büyük mesafenin göstergesi olarak değerlendirmek daha doğru görünmektedir.