Tek Adam Diktatörlükleri İnsanlık İçin En Büyük Tehdittir
William Felix Browder, KCMG, Amerikan doğumlu bir İngiliz finansçı ve siyasi aktivisttir. Eskiden Rusya'daki en büyük yabancı portföy yatırımcısı olan Hermitage Fonu'nun yatırım danışmanı Hermitage Capital Management'ın CEO'su ve kurucu ortağıdır.
Rusya lideri Vladimir Putin'in muhalifi Bill Browder, Hitler, Mao, Lenin, Trotsky, Stalin, Kim Jong-un, Pinochet, Brejnev, Juan Peron, Franco, Mussolini, Putin, Xi, Humeyni, Viktor Orban ve diğer diktatörleri tanımlarken şu harika analizi yapmıştı:
"Putin, Rusya'yı bir cezaevi avlusu gibi yönetiyor. Bir cezaevi avlusunda hayatta kalmak için oradaki en acımasız, en korkutucu, en tehlikeli adam olmalısınız. Zayıflık gösterdiğiniz an, daha güçlü biri yerinizi alır. Putin başına böyle bir şey gelirse sonunun ya bir hücrede ya da bir tabutta biteceğini biliyor."
Öte yandan, Ukrayna lideri Zelensky Rusya ile savaş sürerken ülkede seçim yapılmasının imkansız olduğunu ilan etti...Zelensky 2019'da devlet başkanı seçilmişti. Normal görev süresini aşan Zelensky'nin meşruiyeti ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya lideri Vladimir Putin tarafından geçmişte sık sık ağır şekilde eleştirildi…
THE WORLD AT WAR
Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında izlediği tarafsızlık politikasını terk ederek bir kısım ABD füzelerini ve askerî malzemeyi Ukrayna’ya satmak istemesi de keskin bir dış politika değişikliği sayılmalı. Türkiye Rusya'nın Ukrayna cephesinde yenildiğini fark etmiş olabilir! Rusya bu konuda sert bir açıklama yaparak Türkiye’yi bunu yapmaması konusunda uyardı...
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, en az 80 bin kişinin İsrail tarafından öldürüldüğü Gazze'de enkaz altında olduğu düşünülen kişilerin bulunması için 5 binden fazla başvuru aldığını açıklamıştı...Gazze'deki Sivil Savunma Kurumu da kayıp sayısının 8 binden fazla olduğunu tahmin ediyor.
NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinin istihbarat kuruluşlarının tahminlerine göre Ukrayna cephesinde ayda 30 binden fazla Rus askeri ölüyor ya da yaralanıyor.
Rusya lideri Vladimir Putin, Ukrayna işgalinde "sorunlar" yaşandığını kabul etti ve Ukrayna'nın artan saldırıları nedeniyle yakıt kıtlığı yaşanabileceği uyarısında bulundu.
27 EKİM 2026 İSRAİL SEÇİMLERİ NOTLARI
Chas W. Freeman Jr. (Charles Wellman Freeman Jr.), Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında üst düzey görevler üstlenmiş, Orta Doğu ve Asya politikaları üzerindeki analizleriyle tanınan emekli bir Amerikalı diplomat, yazar ve bürokrattır. 1972 yılında Richard Nixon’ın tarihi Çin ziyaretindeki baş tercümanlığı ve Körfez Savaşı dönemindeki Suudi Arabistan Büyükelçiliği ile uluslararası diplomaside derin bir iz bırakmıştır.
Emekli ABD Büyükelçisi Chas Freeman, İsrail Ordusu için yorum yaptı:
“Bu, dünyanın en sadist ordusu. En kontrolsüz ordu. En vahşi ordu. Ve hizmet ettiği devlet için düşman yaratmada en başarılı ordudur.”
İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığını artıracağına dair "net istihbarat" aldığını iddia etti... İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter: "Kırmızı çizgi aşıldı" dedi...(Jerusalem Post Gazetesi)
İsrail, 18 Ağustos 2026'da Suriye’nin İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü'ne en az sekiz füze ile hava saldırısı düzenlemiştir. Başbakan Netanyahu, saldırının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye'nin üste askeri yapılanma peşinde olduğunu iddia ederek buna izin vermeyeceklerine dair bir "mesaj gönderdiklerini" söylemişti.
İsrail'in Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti. Netanyahu, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını iddia etti...Netanyahu Suriye'nin Türk askerlerinin hava üssüne konuşlandırılmasına izin vererek "güvenlik konusunda İsrail ile mutabık kalınan statükoyu" ihlal etmenin "eşiğinde" olduğunu söyledi...Netanyahu'nun açıklamasında, "İsrail, Suriye'ye böyle bir konuşlandırmanın İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyarıda bulundu. Suriye bu uyarıları görmezden gelmeyi tercih etti. İsrail, güvenliğine yönelik tehditlere müsamaha göstermeyecek, statükoya geri dönülmesini memnuniyetle karşılayacak" denildi.
İSRAİL İLE TÜRKİYE 18 AĞUSTOS 2026'DA SAVAŞIN EŞİĞİNE Mİ GELDİ?
ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Suriye saldırısını anlattı: "Türkiye savaş uçaklarını havalandırmayı değerlendirdi" dedi...
Tom Barrack, İsrail'in Idlib'de düzenlediği saldırının perde arkasını anlattı. Barrack'ın anlattıklarına göre İsrail saldırıdan önce ABD'ye de Türkiye'ye de haber vermedi. Saldırıdan sonra Mossad Başkanı ile Suriye Dışişleri Bakanı'nın görüştüğünü belirten Barrack, Türkiye'nin İsrail saldırısına karşı uçaklarını havalandırma seçeneğini değerlendirdiğini ancak diyalog yoluyla bu krizin aşıldığını anlattı.
Barrack’ın aktardığına göre İsrail, saldırıdan yaklaşık altı gün önce ABD'ne Türkiye’nin hedef alınan üsse asker ya da askeri ekipman sevk etmeye hazırlandığına ilişkin istihbarat bulunduğunu iletti.ABD, kendi istihbarat kaynakları üzerinden yaptığı kontrollerde bölgede böyle bir Türk askeri hareketliliğine rastlamadı. Barrack’ın açıklamalarında en dikkat çekici bölümlerden biri, İsrail savaş uçaklarının Türkiye sınırına yaklaşması sırasında Ankara’da yaşananlardı. Türkiye’nin güçlü bir askeri ve istihbarat kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Barrack, İsrail uçaklarının sınıra yöneldiğinin görülmesi üzerine Türkiye’de savaş uçaklarının havalandırılması seçeneği gündeme geldi.
Barrack o anları şöyle anlattı: “İsrail uçaklarının geldiğini gördüklerinde amaçlarını, yönlerini ya da niyetlerini bilmiyorlar. ‘Biz de kendi uçaklarımızı kaldırmak zorunda kalacağız’ demeye başlıyorlar.” Barrack, son anda iletişim kanallarının devreye girdiğini ve gerilimin kontrol altına alındığını söyledi.
İSRAİL SEÇİM ANKETLERİ
Seçim anketlerinde muhalefet lideri Gadi Eisenkot'un Netanyahu'ya fark atması, iktidar bloğunun geleceği konusunda belirsizlik yaratıyor.Netanyahu, seçim afişlerinde Trump ile olan fotoğraflarını kullanıyor.
27 Ekim'de yapılacak genel seçimlere hazırlanan İsrail Başbakanı Netanyahu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisiyle ilgili sözlerini ve fotoğrafını içeren bir afişi seçim kampanyasında kullandı. Netanyahu'nun partisi Likud'un seçim reklam panosunda Erdoğan'ın yanı sıra İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ve Hizbullah lideri Naim Kasım'ın fotoğrafları yer alıyor. İbranice, "Netanyahu'nun kaybetmesini istiyorlar; onların kazanmalarına asla izin vermeyin" ifadeleri bulunuyor.
Netanyahu'nun partisi Likud, muhalefetin adayı eski İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un 8 sandalye gerisine düştü. Eisenkot'un partisi Yashar'ın yüzde 24.2 oy oranına sahip olduğu anketlerde, Likud 22.7 ile ikinci sıraya geriledi.
İsrail'de 27 Ekim 2026 tarihinde yapılması planlanan erken genel seçimler öncesinde yayınlanan güncel anketlere göre, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'un liderliğindeki Yashar Partisi %24,2 oy oranıyla birinci sıraya yükselirken, Başbakan Netanyahu'nun liderliğindeki Likud Partisi %22,7 oy oranı ile ikinci sıraya gerilemiştir…
Likud Partisi, son anketlere göre meclisteki (Knesset) mevcut 32 sandalyesinden 23 sandalyeye kadar gerilemiş durumdadır.
Çoğunluk Sağlanamıyor: Yapılan son kamuoyu yoklamaları, ne Netanyahu liderliğindeki sağ blokun ne de ana Yahudi muhalefet partilerinin Arap partilerinin desteği olmadan tek başına hükümet kuracak çoğunluğa (61 sandalye) ulaşamadığını ortaya koymaktadır…
Yashar Partisi (Gadi Eisenkot): %24,2 (Likud'un 8 sandalye önünde konumlanıyor)
Likud Partisi (Binyamin Netanyahu): %22,7
Güçlenen Muhalefet Bloku: Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Yair Lapid'in oluşturduğu muhalefet ittifakı, anketlerde Netanyahu koalisyonuna karşı ciddi bir alternatif olarak yerini sağlamlaştırmaktadır.
Knesset'te Hükümet Kurma Eşiği: 120 sandalyeli İsrail parlamentosu (Knesset) için yapılacak seçimde hükümet kurabilmek için en az 61 milletvekili desteği aranmaktadır. Anketler mevcut sağ-Haredi koalisyonunun bu çoğunluğu sağlamakta zorlanacağını göstermektedir.
Netanyahu'nun en büyük sınavı ise 27 Ekim seçimlerinden önce koalisyonunu yeniden inşa etmek olacak. Naftali Bennett, Yair Lapid ve Gadi Eisenkot'un oluşturduğu muhalefet bloğunun her geçen gün güçlenmesi dikkat çekiyor...Muhalefetteki Gadi Eisenkot'un anketlerdeki başarısı, Netanyahu'nun işini zorlaştırdı. Eisenkot, hem milletvekili sayısı hem de başbakanlık oranı açısından yapılan anketlerde Netanyahu'ya fark atarken, muhalefet bloğunun zaman geçtikçe dağılmak yerine güçlenmesi dikkat çekiyor. Netanyahu'nun danışmanlarından Yonatan Urich'in Katar'dan para almasıysa, İsrail içinde büyük tartışma yarattı.Netanyahu açısından asıl felaket ise anketlerde hâlâ yükselişte olan Eisenkot'un seçimlerden önce Trump'tan Beyaz Saray daveti edilmesi olabilir...Trump bunu yaparsa Netanyahu epey oy kaybedecek...
İsrail'in Maariv gazetesi, Gazze Şeridi'ne saldırılara başlanmasının üçüncü yılına yaklaşılırken İsrail ordusunun durumunu ele alan bir rapor yayımladı. Raporda Ekim 2023'ten bu yana düzenlenen saldırılarda İsrail ordusundan 1138 askerin öldüğü, 11 bin 730 askerin "fiziki ve psikolojik yara" aldığı belirtildi. Bu sayının ordu dışındaki güvenlik güçlerini kapsamadığı ifade edilirken, askerlerin "azımsanamayacak bir kısmının" terfi tekliflerini reddettiği, orduda "daha rahat" arka plan görevlerini ya da emekliliği tercih ettiği aktarıldı. Rapora göre İsrail ordusunun Gazze'ye saldırılara başlamasının ardından son 3 yılda 30 yılda kullandığı kadar mühimmat harcarken, hava kuvvetleri ise son 3 yılda, normal şartlar altında 9 yılda gerçekleştirecekleri hava faaliyetine eşdeğer miktarda faaliyet gerçekleştirdi. İsrail ordusunun günlük ortalama 53 bin yedek askeri görevde tuttuğu, geçen yıl bir aylık yedek askerlik hizmetinin yaklaşık 2,1 milyar şekel (yaklaşık 702 milyon dolar) maliyeti olduğu, bunun da 7 adet F-35 savaş uçağı veya 70 Merkava tankının maliyetine denk geldiği ifade edildi.
İSRAİL'DEN KAÇAN KAÇANA
7 Ekim 2023'teki Hamas saldırıları ve ardından başlayan Gazze Savaşı'ndan bu yana İsrail'den ayrılanların sayısı, kalış sürelerine ve dönemlere göre farklılık göstermekle birlikte 268 binden fazla İsraillinin uzun süreli (en az 3 ay kesintisiz) ülkeyi terk ettiği belirlenmiştir. Savaşın ilk şokuyla birlikte kısa vadeli ayrılışlar dahil edildiğinde ise bu sayı çok daha yüksek seviyelere ulaşmıştır.
Uzun Süreli Ayrılanlar (2023-2025): Tel Aviv Üniversitesi'nin araştırmasına göre, 2023 ile 2025 yılları arasındaki dönemde toplam 268.509 İsrail vatandaşı en az 3 ay boyunca kesintisiz olarak yurt dışında kalmıştır.
Yıllık Dağılım: Uzun süreli ayrılanların sayısı 2023 yılında 86.509, 2024 yılında 91.499 ve 2025 yılında ise 90.922 kişi olarak kayıtlara geçmiştir.
İlk Şok Dalgası (Ekim - Aralık 2023): Savaşın hemen ardından, Aralık 2023 itibarıyla geçici veya kalıcı olarak ülkeyi terk edenlerin anlık sayısı 370.000'e ulaşmıştı. Bu kişilerin bir kısmı ilerleyen aylarda geri dönmüş, bir kısmı ise yurt dışında kalmaya devam etmiştir
Nitelikli İş Gücü Kaybı: Ülkeyi terk edenlerin büyük çoğunluğunu İsrail Vergi İdaresi verilerine göre doktorlar, mühendisler, akademisyenler, teknoloji sektörü çalışanları ve yüksek gelir grubundaki kişiler oluşturmaktadır.
Demografik Kırılma: İsrail tarihinde ilk kez, ülkeyi terk edenlerin sayısı dışarıdan İsrail'e göç eden (Aliyah yapan) kişilerin sayısını geçmiştir.
Ayrılma Sebepleri: 7 Ekim sonrası oluşan kolektif güvenlik travması, Gazze ve Lübnan sınırındaki bitmeyen çatışmalar, artan hayat pahalılığı/vergiler ve ülkedeki siyasi kutuplaşma en büyük etkenlerdir.
ABD vatandaşı aşırı sağcı, ırkçı kanaat önderi Tucker Calson:
"Netanyahu'nun başında bulunduğu İsrail ABD'nin stratejik bir ortağı ve müttefiki değil, ülkemizin sırtındaki ağır bir yüktür!" dedi...
Aynı Carlson, Podcast isimli siyasi programına aldığı kardeşi Buckley ile birlikte, başarısızlığından ötürü Başkan Trump'ın derhal azledilmesi yolunda çağrı yapmıştı.
Amerikalı aşırı sağ siyasi yorumcu, aktivist ve internet yayıncısı Nicholas Joseph Fuentes ise bir seferinde "Örgütlü Yahudiliğin Amerika Birleşik Devletleri'ni yönettiğini" söylemişti.
TÜRKİYE'DEN İSRAİL'E YÖNELİK ELEŞTİRİLER
İletişim Başkanlığı'nın sanal medya hesabından yapılan açıklamada, "İsrail Başbakanlık Ofisi'nin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan, tarihi gerçeklerden ve siyasi ciddiyetten yoksun hadsiz hezeyanları; savaş suçları ve insanlığa karşı suçların hesabını vermekten kaçan bir yönetimin içine düştüğü aciziyetin bir başka göstergesidir. Netanyahu ve şürekasının seçimlerde kendisine avantaj sağlamayı da amaçlayan bu ucuz siyasetinin, ne kendi toplumunda ne bölgemizde ne uluslararası toplumda ne de bizde herhangi bir karşılığı yoktur. Soykırım suçlamasıyla uluslararası adalet mekanizmalarının önünde hesap vermeyi bekleyen bir yönetimin bu seviyesiz açıklamaları, Türkiye’nin sözünün ve Cumhurbaşkanımızın hakikat karşısında susmayan duruşunun kimleri ne ölçüde rahatsız ettiğinin ibretlik bir vesikasıdır" denildi.
Açıklamanın devamında, "Son günlerde giderek daha açık biçimde görüldüğü üzere, İsrail’de seçim kampanyası sorumsuz bir güvenlikçi popülizmin ve giderek sertleşen bir tehdit siyasetinin etkisi altına girmiştir. Netanyahu yönetiminin Türkiye’yi yeni bir tehdit figürü olarak inşa etme çabası da bu ucuz siyasetin bir parçasıdır. İç siyasi rekabet uğruna sürdürülen bu tehdit siyaseti ve gerilimi tırmandırma çabası, yalnızca İsrail toplumu açısından değil, bölgesel ve küresel barış ve istikrar açısından da ciddi riskler taşımaktadır. Türkiye, dün olduğu gibi bugün de zalimin karşısında, mazlumun yanında durmaya; bedeli ne olursa olsun bölgemizde barışı, adaleti ve istikrarı kararlılıkla savunmaya devam edecektir" ifadelerine yer verildi.
AK PARTİ GENEL BAŞKANVEKİLİ ALA: GERÇEKLERLE BAĞDAŞMAYAN HEZEYANLAR
AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, "İsrail'in kendi işgal politikaları, yasa dışı yerleşimleri ve bölge barışını dinamitleyen saldırgan tutumu ortadayken, ortaya atılan iddialar kendi iç yüzünü gizlemek için sahneledikleri zavallı bir tiyatrodan ibarettir." ifadesini kullandı.
Ala, Sosyal hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail Başbakanlık Ofisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye'yi hedef alan açıklamalarının "mesnetsiz, provokatif ve gerçeklerle bağdaşmayan hezeyanlar" olduğunu belirtti.
Bu hezeyanların amacının Netanyahu hükümetinin bölgede sürdürdüğü soykırımcı politikaların yarattığı uluslararası tepkiyi örtme çabasından ibaret olduğunu vurgulayan Ala, şunları kaydetti:
"Filistin'de yaşanan soykırımın, Gazze'de çocukların, kadınların ve masum sivillerin katledilmesinin sorumlusu olan, uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir yönetimin, demokrasi ve ahlaktan bahsetmeye hakkı yoktur. İsrail'in kendi işgal politikaları, yasa dışı yerleşimleri ve bölge barışını dinamitleyen saldırgan tutumu ortadayken, ortaya atılan iddialar kendi iç yüzünü gizlemek için sahneledikleri zavallı bir tiyatrodan ibarettir. Sizin demokrasiden anladığınız bombaların gölgesinde uygulanan bir katliam rejimidir. Türkiye, uluslararası hukuka uygun olarak bölgesel istikrarın tesisi yönündeki tutumunu kararlılıkla sürdürecektir.
AK PARTİ SÖZCÜSÜ ÖMER ÇELİK
"İsrail Başbakanlık Ofisi’nin yaptığı açıklamada, Netanyahu için kullanılması gereken ifadeleri Sayın Cumhurbaşkanımız için kullanmışlar.
Netanyahu şebekesinin gece gündüz Cumhurbaşkanımızı hedef almasının sebebi, Cumhurbaşkanımızın bu katliam ve soykırım şebekesinin tüm katliamlarına ve yalanlarına karşı, insanlık adına tavizsiz bir duruşa sahip olmasıdır.
Soykırım, katliam, yalan, cinayet ve insanlık suçları Netanyahu’nun 'kimlik kartı' olmuştur."
NUMAN KURTULMUŞ
“İsrail Başbakanlık Ofisi’nin, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan hadsiz ifadeleri, Gazze’de işlediği soykırım ve insanlık suçlarının hesabından kaçmaya çalışan siyonist Netanyahu ve hükûmetinin çaresizliğinin yeni bir tezahürüdür. Gazze’deki soykırımın baş sorumlusu Netanyahu, Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımıza yönelttiği ithamlarla ne suçlarını örtebilir, ne de tarihe geçen vahşetin sorumluluğundan kurtulabilir. Bilinmelidir ki bu siyonist çetenin bizim nazarımızda zerre kadar hükmü ve itibarı yoktur. Netanyahu ve hükûmeti, işledikleri suçların hesabını er ya da geç uluslararası hukuk önünde verecek, Türkiye ise mazlumlara kucak açmaya, zalimin karşısında hakkın ve adaletin yanında dimdik durmaya devam edecektir.”
ÜMİT ÖZDAĞ
İdlib'de Ebu Zuhur Hava Üssü, İsrail uçakları tarafından sekiz kez vuruldu. Burası Türkiye'ye kuş uçuşu 70 kilometre uzaklıkta. Eğer bir savaş uçağını kullanıyorsanız 70 kilometreyi üç dakikada kaydedersiniz. Yani Türkiye'ye üç dakika uzaklığa kadar İsrail uçaklarının geldiğini, fütursuzca bombardıman yaptığını ve bu bombardımandan sonra İsrail Başbakanı Netanyahu'nun 'Türkiye'ye önce uyarı yolladık, anlamayınca bombaladık' dediğini görüyoruz.
İsrail Hava Kuvvetleri, sistematik bir bombardımanla Suriye'nin bütün limanlarını, bütün hava kuvvetlerini, bütün cephaneliklerini havaya uçurarak Suriye ordusunu veya o ordudan geriye kalanları ve HTŞ’nin oluşturduğu yapıyı adeta bir Kalaşnikof ordusuna dönüştürdü. Piyade tüfeklerinden başka bir şey olmayan. Ve sonra Golan'daki su kaynaklarını işgal etti. Güneyde Dürzi bölgesinde istediği gibi hareket ediyor.
Desteklediği PKK'ya özerk bölge oluşturulmasında ciddi girişimleri oldu. 2025'te Türkiye'nin Palmyra'da üslenmeyi düşündüğü, İHA ve SİHA yerleştirmeyi düşündüğü üssü bombaladı. Ve burada AK Parti geri adım attı. Ve şimdi Türkiye'ye kuş uçuşu 70 kilometre olan, üç dakikalık uçuş mesafesinde olan bir yeri bombalıyor ve Türkiye'ye mesaj veriyor. Açık açık tehdit ediyor. 'Buralarda uçamazsın' diyor. Ve Suriye'de insani amaçla köprü yapan Türk istihkâm birliklerinin üzerinde İsrail F-35'leri uçuyor. Birliklerimiz aşağıda hava koruması olmadan iş yapıyorlar. Ve İsrail, Suriye hava sahasını dilediği gibi kullanıyor. Buradan İran'a yapılan saldırıları gerçekleştirdi ve artık bu ülkenin topraklarını da sadece kendi etki alanı olarak görüp Türkiye'nin kendi sınır bölgesinde, Suriye sınır bölgesinde dahi etkin olamayacağını söylüyor.
Evet, bu Netanyahu'nun saldırgan faşist politikalarına karşı Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan çok sert bir kınama gelmiş. Herhalde buna Netanyahu çok gülmüştür. Çok gülmüştür. Gülmekten belki ölür de Netanyahu'dan kurtuluruz. Politikanız bu mu? İsrail'in Suriye'de gerçekleştirdiği bu stratejik hamlelere ve tehditlere vereceğimiz cevap sadece Dışişleri Bakanlığı'nın bu açıklamasıyla mı sınırlı kalacak? Bunu merakla izliyoruz.
KAĞITTAN KAPLAN OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA KANITLAYAN İRAN CEPHESİ
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü Hasan Kaşkavi, komisyonun bugünkü toplantısında "Hürmüz Boğazı'nın Güvenliğinin ve Kalkınmasının Sağlanmasına Yönelik Stratejik Eylem Planı" adlı tasarının görüşülmesine devam edildiğini belirtti. Kaşkavi, önceki toplantıda görüşülmesi ertelenen 3. maddenin kabul edildiğini ve buna göre denizcilik, çevre, özel durumlarda yakıt ikmali, sigorta, güvenlik ve Hürmüz Boğazı'nda sağlanan diğer hizmetler karşılığında ücret alınacağını söyledi.Söz konusu ücretlerin, Hürmüz Boğazı'ndan geçmesine izin verilen ülkelerin gemilerinden İran riyali veya Tahran'ın belirleyeceği başka bir para birimiyle tahsil edileceğini belirten Kaşkavi, tasarıda, Hürmüz Boğazı'na kıyısı bulunan ülkelerin haklarına dikkat edildiğini belirterek, uluslararası hukuk ve kurallar çerçevesinde deniz ulaşımı özgürlüğünün tanınmasının yanı sıra kıyı ülkelerinin güvenlik ve egemenliklerine saygı gösterilmesi ve bu hakların ihlal edilmesinin önlenmesinin vurgulandığını ifade etti.Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi'nin kendine özgü kuralları ve koşulları bulunduğunu dile getiren Kaşkavi, Umman'ın 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni kabul ettikten hemen sonra siyasi bir bildiri yayımladığını ve bu sözleşme hükümlerinin, ülkesinin ulusal egemenliğini ve ulusal güvenliğini ihlal etmemesi gerektiğini vurguladığını söyledi.
İran Genelkurmay Başkanlığı, ABD ve İsrail'le savaş sırasında düşen iki savaş uçağında bulunan İranlı 4 pilottan 3'ünün Katar tarafından esir alındığını duyurmuştu. İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı Kayıpları Arama Komitesi Komutanı Muhammed Bakırzade, Katarlı yetkililerin, İranlı pilotların esir alındığı yönünde İran Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaları yalanlamasına tepki gösterdi. Bakırzade, İran Hava Kuvvetlerinden uzman bir ekibin pilotların akıbetini araştırmak üzere aylardır Katar'a giriş ve sahada inceleme yapmak için beklediğini, ancak Katarlı yetkililerin bu sürece izin vermediğini öne sürdü. Katar yönetiminden yalanlama yerine İran'ın "gerçekleri araştırma ekibinin" ülkeye girişine izin vermesini isteyen Bakırzade, konunun Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından da acilen takip edilmesini talep etti. Bakırzade ayrıca, Kuveyt'te esir alındığını öne sürdüğü 4 İran vatandaşının akıbetine ilişkin olarak da Kuveyt makamlarından bilgi alamadıklarını ifade etti.
ABD 3 KASIM 2026 SEÇİMİ NOTLARI
Trump İspanyolca konuşan veya Güney Amerika kökenli erkeklerin desteğini de kaybetti...Bu seçmen topluluğu da Trump'ın başkanlık performansını onaylamıyor...Benzin fiyatlarının galon başına 4 doların çok üzerine çıkması Trump'a oy verenleri bile Trump muhalifi haline getirdi…
NATALIE HARP ÇOK TEHLİKELİ BİR ZIRDELİ Mİ?
Play Misty for Me (1971) , Fatal Attraction (1987), "Misery" (1990) adlı sinema filmleri akıl sağlığı yerinde olmayan çok tehlikeli birer sapık kadının takıntılı oldukları erkeklerin yaşamlarını cehenneme çevirmesini konu alıyordu...Bu üç film, yoğun, çarpık ve tehlikeli saplantıları konu alan, kült statüsündeki psikolojik gerilim filmleridir.
Bu filmler; Donald Trump'a yazdığı hayranlıktan çok öte ifadeler taşıyan mektuplar medyaya sızdırılan Natalie Harp ile, Harp'in aşırı odaklanmış ve benliğini bütünüyle ele geçiren sadakat biçimi üzerinden yapılan kıyaslamalar nedeniyle, siyasi ve medyaya yansıyan yorumlarda sıkça ilişkilendirilmiştir.
TRUMP'IN SAĞLIK SORUNLARI
Öte yandan , Washington Post, 14 Haziran 1946 doğumlu Başkan Donald Trump'ın kilo alımı ve genel fiziksel sağlığına ilişkin tıbbi endişeleri ayrıntılarıyla ele alan kapsamlı bir haber yayımladı. Beyaz Saray muhabiri Dan Diamond, hekimlerin, 2023'teki seçim kampanyasından bu yana yaklaşık 10,5 kg aldığı görülen başkanın kilosunun ciddi bir sağlık riski oluşturduğu yönünde uyarılarda bulunduğunu bildirdi.
Donald Trump'ın babasına Alzheimer teşhisi konmuştu...
Kilo Artışı: Resmi muayene kayıtları ve fotoğraflar, başkanın son dönemde belirgin bir şekilde kilo aldığını gösteriyor. Son yıllık sağlık kontrolünde bir önceki yıla göre yaklaşık 6.3 kg aldığı açıklanmıştır...
Obezite Riski: Uzmanlar, artan kilonun başkanı klinik olarak obezite sınırına taşıdığını ve bunun kardiyovasküler hastalıklar, erken engellilik ve ölüm riskini artırdığını vurguluyor.
Fiziksel Belirtiler: Raporda, başkanın ellerindeki morluklar, ayak bileklerindeki şişlikler (ödem) ve bazı halka açık etkinliklerde gözlemlenen bitkinlik/uyuklama hallerine yönelik artan kamuoyu takibine değiniliyor.
Trump üç yıl içinde yaklaşık 10,5 kilogram aldı. Doktorlar, kilosunun "güçlü bir risk faktörü" oluşturduğu konusunda uyarıyor.
Trump'ın Mayıs 2026'daki ağırlığı yaklaşık 108 kilogramdı; bu, geçen yıla kıyasla 6,3 kilogram , üç yıl önceki 97,5 kilogramlık ağırlığına kıyasla ise 10,5 kilogram daha fazlaydı.
TRUMP "KANADA'YA MUTLAKA EL KOYACAĞIM" DİYOR
"Başkan Trump, yüksek gümrük vergilerini geri çekmenin koşulu olarak Kanada'nın Fransızca dilini, Quebec kültürünü ve Kanada kimliğini değiştirmesini talep ediyor. Bu artık bir ticaret anlaşmasından öte bir şey değil - Kanada'nın egemenliği ve kimliğinin ele geçirilmesiyle ilgilidir."
Bu ifade, Ağustos 2026'da Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada arasındaki ticaret müzakerelerinin çökmesinin ardından Kanada Başbakanı Mark Carney ve Quebec Başbakanı Christine Fréchette tarafından dile getirilen resmi eleştirileri ve gelişmeleri yansıtmaktadır.
Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD ile yürütülen ticaret müzakerelerinin çökmesinin ardından yaptığı açıklamada bu ifadeleri kullanarak, ABD Başkanı Donald Trump'ın gümrük vergilerini kaldırmak için öne sürdüğü şartları "Kanada'nın egemenliğine ve kimliğine yönelik bir el koyma girişimi" olarak nitelendirmiştir.
Ağustos 2026 itibarıyla tırmanan bu krizde, ABD'nin Kanada'dan talep ettiği son dakika tavizleri iki ülke arasındaki ticari ilişkileri durma noktasına getirmiştir.
Dil ve Kültür Dayatmaları: Kanada Başbakanı Mark Carney ve Quebec Başbakanı Christine Fréchette, ABD'li müzakerecilerin son dakikada Quebec'in Fransızca dil yasalarını hedef alan talepler getirdiğini belirtmiştir.
Ticari Engeller İddiası: ABD, Quebec'in elektronik aletlerde, kullanım kılavuzlarında ve ambalajlarda Fransızca zorunluluğu getirmesini ve dijital platformlarda Fransızca içerik kotası uygulamasını Amerikan şirketleri için haksız birer "ticaret bariyeri" olarak görmektedir.
Egemenlik İhlali: Kanada yönetimi, bir dış gücün kendi iç hukukunu, dil kurallarını ve kültürel sübvansiyonlarını şekillendirme isteğini kırmızı çizgi ilan ederek masadan kalkmıştır.
ABD'nin %50 Vergisi: Müzakerelerin başarısız olmasıyla birlikte ABD, yaklaşık 28 milyar dolar değerindeki Kanada ürününe (otomotiv, çelik, alkol, süt ürünleri ve hokey ekipmanları dahil) %50 oranında gümrük vergisi uygulamaya başlamıştır...
Kanada'nın Cevabı: Başbakan Carney, 8 Eylül'den (İşçi Bayramı sonrasındaki Salı) itibaren geçerli olmak üzere ABD'den ithal edilen çelik, süt ürünleri, beyaz eşya ve elektronik gibi kalemlere karşı "doları dolarına" misilleme vergileri getireceklerini duyurmuştur.
Trump'ın Tepkisi: Donald Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, "Kanada, bir ABD eyaleti olmanın avantajlarını yaşamak istiyor ama eyalet olmak istemiyor. Artık yağma yok!" diyerek gerilimi daha da tırmandırmıştır.
Kanada Milliyetçiliği: Trump'ın Kanada'yı adeta "51. eyalet" gibi konumlandırma söylemleri ve baskıları, normal şartlarda Kanada'dan ayrılmak isteyen Quebec'teki ayrılıkçı hareketleri (Parti Québécois) zayıflatmış ve eyalette Kanada kimliğine yönelik bağlılığı %86 gibi tarihi bir zirveye çıkarmıştır Ortak Cephe: Kanada'daki eyalet başbakanları ve muhalefet liderleri, ABD'nin ülkenin iç işlerine ve dil yasalarına müdahale girişimine karşı Başbakan Mark Carney'nin masadan kalkma kararına tam destek vermiştir…
ABD DIŞİŞLERİ BAKANI OLMADIĞI HALDE PEK ÇOK ZEMİNDE ABD DIŞİŞLERİ BAKANININ YETKİLERİNİ KULLANAN TRUMP'IN DAMADININ GİZLİ GÖRÜŞMESİ ORTAYA ÇIKTI
Temsilciler Meclisi Demokrat parti Lideri Hakeem Jeffries ile Donald Trump’ın damadı Jared Kushner arasında gerçekleştiği bildirilen özel görüşme, yaklaşan 3 Kasım 2026 ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğu yeniden kazanmaya çalışan Demokratlar arasında keskin biçimde ayrışan tepkilere yol açtı.
Gizli Görüşme: New York'ta özel bir mekânda gerçekleşen bu görüşme, ortak bir arkadaş tarafından ayarlandı. Anketler Demokratları Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğu yeniden kazanma konusunda favori gösterirken —ki bu durum muhtemelen Jeffries'i Temsilciler Meclisi Başkanı konumuna taşıyacaktır— Trump'ın yakın çevresinin, bu olası güç değişimini yönetmeye yönelik hazırlıklara başladığı bildiriliyor.
The New York Times ve The Guardian'da yer alan haberlere göre Jeffries ve Kushner, —dahil olmak üzere— iki partinin iş birliği yapabileceği potansiyel alanları ele aldılar.Bu gizli temas girişimi, Demokrat partinin kamuoyuna yönelik sert kampanya söylemiyle keskin bir tezat oluşturuyor. Pek çok ilerici ve parti stratejisti, duruma derhal güvensizlik ve öfkeyle tepki gösterdi...
Görüşme Yerine Mahkeme Celbi Talepleri: Başkan Barack Obama'nın eski bir yardımcısı olan Tommy Vietor, Kushner'ın herhangi bir resmi hükümet görevi bulunmadığına dikkat çekerek söz konusu görüşmeyi sert bir dille eleştirdi. Vietor, Kushner ile olan etkileşimlerin "belge ve mahkeme celbi talepleriyle" sınırlı tutulması gerektiğini savundu.
Çıkar Çatışmaları: Bu görüşme, Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi'ndeki Demokratların, Kushner'ı Körfez ülkelerinden toplanan özel işletme fonlarıyla ilgili olası mali çıkar çatışmaları nedeniyle aktif olarak soruşturduğu bir dönemde gerçekleşti.
Kampanya Mesajını Zayıflatmak: Eleştirmenler, bu görüşmenin; çoğunluğu elde etmeleri halinde Trump yönetimine yönelik sıkı denetimler ve yönetimin kişisel çıkar sağlama faaliyetlerine dair soruşturmalar vaat eden Demokrat parti programının etkisini zayıflatmasından endişe ediyor.
Buna karşılık, bazı ılımlı Demokratlar ve pragmatik siyasi gözlemciler, bu diyaloğu gerekli bir yönetim pratiği olarak savundular…
Tartışma ve Sonuçlar: Demokrat Senatör Chris Van Hollen, NBC'nin *Meet the Press* programında, fikir alışverişi amacıyla yapılan toplantılara itiraz etmediğini belirtti; ancak "toplantının kendisi ile somut sonuçların ortaya çıkmasının farklı şeyler olduğunu" vurguladı.
Pratik Temel: Destekçiler, Jeffries ve Kushner'ın daha önce Trump'ın ilk döneminde iki partili ceza adaleti reformu üzerinde iş birliği yaparken ortak bir paydada buluştuklarına dikkat çekiyor. Bu görüşmeyi, istikrarı sağlama ve temel ekonomik sorunları ele alma yönünde sorumlu bir adım olarak görüyorlar.
Jeffries’in ofisi resmi bir açıklamada bulunmayı reddetse de, Demokrat lider ayrı bir açıklama yaparak, yönetimle gelecekte yapılacak herhangi bir iş birliğinin kesinlikle Cumhuriyetçilerin Amerikan aileleri için hayat pahalılığına, yüksek enflasyona dair gerçek endişeleri ele almasına bağlı olduğunu vurguladı.
ESKİ SAVUNMA BAKANI DA TRUMP'I SUÇLAMŞTI
Trump’ın eski savunma bakanlarından biri olan Jim Mattis, 2020'de başkanın ulusal çapta huzursuzluğun yaşandığı bir dönemde Amerikalıları kutuplaştırdığını belirterek, nadir görülen ve sert bir eleştiride bulunmuştu...Mattis, Amerikalıların bölünmeye değil, Anayasa'ya dayanan ve birlik üzerine kurulu bir liderliğe ihtiyacı olduğunu ifade etti. Trump yönetiminden ayrıldığından bu yana yaptığı en sert kamuoyu açıklamalarından birinde Mattis, Trump'ı ülkeyi birleştirme yönünde ciddi bir çaba göstermemekle ve bunun yerine siyasi ve toplumsal ayrılıkları derinleştirmeye çalışmakla suçladı.
Bu yorumlar özellikle dikkat çekiciydi; zira Mattis, 2018'de savunma bakanlığı görevinden istifa ettikten sonra Trump'ı kamuoyu önünde eleştirmekten büyük ölçüde kaçınmıştı. Emekli bir dört yıldızlı Deniz Piyadeleri generali olarak sözleri, yalnızca siyaset dünyasında değil, aynı zamanda askeri çevrelerde ve ulusal güvenlik camiasında da büyük ağırlık taşıyordu.
Trump buna Mattis'e sert bir dille saldırarak karşılık verdi; bu durum, eski başkan ile eski Pentagon şefi arasındaki ilişkinin ne denli bozulduğunu gözler önüne serdi.
TRUMP'A YARGIÇ DARBESİ
ABD'de bir federal yargıç, Başkan Donald Trump yönetiminin bu yılın başında 75 ülkenin vatandaşlarına yönelik uygulamaya koyduğu göçmen vizesi kısıtlamasını hukuka aykırı bularak iptal etti.
Manhattan'da görev yapan Federal Yargıç Jeannette A. Vargas, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Ocak ayında yürürlüğe koyduğu düzenlemenin "açıkça hukuka aykırı" olduğuna ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yasal yetkilerini aştığına hükmetti.
Yargıç Vargas, söz konusu düzenlemenin kişilerin vatandaşlıklarına dayanarak göçmen vizesi verilmesini kategorik olarak engellediğini, bunun da federal göç yasalarıyla çeliştiğini belirtti.
Düzenleme, Brezilya, Kolombiya ve Uruguay gibi Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra Bosna Hersek ve Arnavutluk gibi Balkan ülkelerinin, Pakistan ve Bangladeş gibi Güney Asya ülkeleri vatandaşlarının yanı sıra Afrika, Ortadoğu ve Karayipler'deki çok sayıda ülkenin vatandaşını kapsıyor.