Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
28°

Annesi Arap Kökenli Cumhurbaşkanı Senaryosu İlerliyor

YAYINLAMA:
Annesi Arap Kökenli Cumhurbaşkanı Senaryosu İlerliyor

BİLAL ERDOĞAN: "ARAP BİR ANNENİN EVLADI OLMAKTAN GURUR DUYUYORUM"

27 Mayıs 2026 tarihli Takvim Gazetesi'nin manşeti: "Türkiye Bir İstikrar Adası"

3 Nisan 2023'te Kemal Kılıçdaroğlu’ndan emeklilere bayram ikramiyesi vaadi: Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanı seçilirsem Kurban Bayramı’nda banka hesabınıza tek seferde 15 bin lira yatırılacak” demişti...

Ancak emeklilerimiz herhalde gönülleri çok zengin olduğundan bu vaade itibar etmemiş ve Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı seçilememişti...

3 HAZİRAN 2026 ÇARŞAMBA GÜNÜ'NE DİKKAT!

Enflasyon rakamı çok yüksek açıklanırsa "ERKEN SEÇİM KAPIDA!" işareti verilmiş olacak!

DONALD TRUMP'IN KANKASININ ÇEŞİTLİ AÇIKLAMALARI

Tom Barrack, Antalya Demokrasi Forumunda "Orta Doğu'da sadece monarşiler-krallıklar işe yarıyor, demokrasi başarısız" demişti... Orta Doğu'nun meselesinin "aktörler" olduğunu söyleyen Barrack, "Federalizmle ilgili değil, demokrasiyle ilgili değil, merkezileşmeyle ilgili değil. Bu bölge liderlikle ilgilidir" ifadelerini kullandı.

Tom Barrack: "İsrail kendisinin bir demokrasi olduğunu iddia edebilir ama bu bölgede gerçekte en iyi işleyen şey, ister beğenin ister beğenmeyin 'hayırsever bir monarşi' olmuştur. İşleyen model budur."

ABD Başkanı Donald Trump'ın kankası ve ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, “Orta Doğu’da işe yarayan tek şey güçlü liderlik (otokrasi) rejimleri…” diyor...

Barrack, “Trump’ın Orta Doğu vizyonu için Türkiye’nin ortaklığı hayati” dedi.

Barrack: "Orta Doğu diye bir şey yok. Aşiretler ve köyler var."

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Orta Doğu'u "aşiretler ve köyler" olarak tanımlayarak bölgenin ulus-devlet yapısının işlevsiz olduğunu savundu. 1916 Sykes-Picot Anlaşması'nı eleştiren Barrack, barışı da "illüzyon" olarak nitelendirdi.

Suudi haber ajansı Asharq News'ün Washington muhabiri Hiba Nasr'a konuşan Barrack, "Orta Doğu diye bir şey yok. Aşiretler ve köyler var" dedi.

Barrack, sözlerini Sykes-Picot Anlaşması'na getirerek, "Ulus devletler 1916'da İngilizler ve Fransızlar tarafından Sykes-Picot ile kuruldu. Ancak Orta Doğu öyle işlemiyor" diye ekledi. Bölgenin sosyal dinamiklerini birey, aile, köy, aşiret, topluluk, din ve ulus hiyerarşisiyle açıklayan Barrack, "Bireyle başlıyor, sonra aile, köy, aşiret, topluluk, din ve son olarak ulus geliyor" ifadelerini kullandı.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack; New York'ta, 24 Eylül 2025'te düzenlenen "Diplomasi Sesleri: Amerika'nın Dünyadaki Rolünü Şekillendirmek" adlı panelde bir soruya verdiği yanıtta, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili dikkat çekici bazı ifadeler de kullanmıştı.

Tom Barrack: "1946 sonrasına bakarsanız ABD'nin müdahil olduğu her durumda yaklaşık 93 askeri darbe veya rejim değişikliği yaşandı. Hepsi başarısız oldu. Bu yüzden (ABD Dışişleri Bakanı Marco) Rubio ve Trump, rejim değişikliğinden yana değiller; bölgenin kendisine bırakılan bölgesel çözümlerden yanalar."

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, "The National" gazetesine konuştu.

ABD'nin 2003 yılında işgal ettiği Irak'ta kurduğu düzen sonrası durum için, "ABD 3 trilyon dolar harcadı; 20 yıllık felaket dolu bir tarih, hayatını kaybeden birkaç yüz bin kişi" değerlendirmesini yapan Tom Barrack, "elde hiçbir şey kalmadı" dedi...

24 Eylül 2025, Tom Barrack: "Trump, Erdoğan'a 'meşruiyet' verelim dedi, bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz..."

Barrack, Trump'ın ABD ve Türkiye arasında tartışmalı başlıkları aşmak için yeni bir yaklaşım ortaya koyduğunu söyleyerek, “Başkanımız 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkar bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi” ifadelerini kullandı...

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, New York'ta 2025 Concordia Zirvesi kapsamında 24 Eylül'de düzenlenen "Diplomasi Sesleri: Amerika'nın Dünyadaki Rolünü Şekillendirmek" adlı panelde konuştu.

Türkiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili açıklamalarda bulunan Barrack, Türkiye ve ABD Kongresi arasındaki sorunlara dair bir soruyu yanıtlarken S-400, F-35 ve F-16'lar gibi başlıkları hatırlatarak, "10 yıldır aynı meselelerle uğraşıyoruz" dedi.

Barrack, ABD Başkanı Donald Trump'ın iki ülke arasında tartışmalı başlıkları aşmak için yeni bir yaklaşım ortaya koyduğunu söyledi:

"Başkanımız 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkar bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi. 'Trump'a Tamam Sayın Başkan, neye ihtiyacı var?' diye sorduğumda 'meşruiyet' dedi. Çok akıllı biri. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet."

Barrack, Türkiye'nin ABD'nin "en sıkı NATO müttefiki" olduğunu vurguladı ve buna rağmen Ankara'nın Avrupa Birliği'ne (AB) alınmadığına dikkat çekti.

“Trump ve Erdoğan çok şey başarabilir”

ABD'nin Ankara Büyükelçisi, ilişkilerin seyri hakkında şu yorumu yaptı:

"Erdoğan 71 yaşına geldi. Türkiye bir demokrasi ama otoriter gibi. Başkan Trump dahice bir şekilde 'çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim' dedi. Şu an bu oluyor. Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz."

Barrack ayrıca Türkiye'nin ABD'den savaş jeti alımlarına da değindi.

Türkiye'nin "dünyada en fazla F-16 alan ülke" olduğunu söyleyen Barrack, bunun Lockheed'i ayakta tuttuğunu söyledi. ABD Başkanı Trump'ın, Washington ve Ankara arasında uzun süredir sorun olan konu başlıklarında çözüm sağlamak için yeni bir yaklaşım benimsediğini belirten Büyükelçi Barrack, "Başkanımız 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkar bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi. 'Tamam Sayın Başkan, neye ihtiyacı var?' diye sorduğumda 'meşruiyet' dedi. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet" dediğini aktardı.

Büyükelçi Tom Barrack, Türk medyasında çok tartışılan bu sözlerine Trump-Erdoğan görüşmesinin ardından açıklık getirdi. DW Türkçe'nin konuya ilişkin sorusunu yanıtlayan Tom Barrack, meşruiyet ifadesiyle "siyasi bir bağlamı değil saygıyı kastettiğini" vurguladı.

Barrack, "Ben meseleyi şöyle görüyorum. Genel olarak bizim en büyük müttefiklerimizden biri olan bir Türkiye var. Ancak ne zaman Türkiye'yi görüşsek bizim en büyük NATO müttefikimiz diyoruz. NATO'nun amacı Avrupa'yı Rusya'dan korumak. Onlar (Türkiye) ittifak içinde en büyük ikinci asker ve ekipman sağlayıcısı. Avrupa Birliği ise onları (üye olarak) almıyor. Bu çok sinir bozucu değil mi? Bu saygısızlık" diye konuştu.

ABD Büyükelçisi, "Başkanımız Türkiye'nin bizim ve NATO için yaptığı her şeye hayran. Bu nedenle meşruiyet kavramından kasıt saygı. ABD Başkanı'nın saygı göstererek onu davet edip sorunlarınız nelerdir anlatın demesi. Türk halkına nasıl yardımcı olabilirim? Bu karmaşık bölgede saygı temelinde nasıl birlikte istikrar oluşturabiliriz? Meşruiyet derken herhangi bir siyasi anlamı değil saygıyı kastettim" ifadelerini kullandı.

BİLAL ERDOĞAN'IN AKP'NİN CUMHURBAŞKANI ADAYI OLMASI OLASILIĞI YÜKSELİRKEN

Ocak 2026'da Bilal Erdoğan Arap basınına konuşmuştu: "Babama 'Cumhurbaşkanımız' diye hitap ederim."

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan; çocukluğundan 15 Temmuz gecesine, annesinin Arap kökenlerinden babasının siyasi mirasına kadar merak edilen tüm konuları samimiyetle anlatmıştı.

"Recep Tayyip Erdoğan’ın evinde büyümek, babanı çok az görmek demekti" diyen Bilal Erdoğan, babasının vizyonunu yüceltmenin kendileri için kutsal bir görev olduğunu vurguladı.

Bilal Erdoğan; Katar merkezli, YouTube üzerinden yayın yapan Atheer platformunda yayınlanan "Zû Şan" (Önemli Kişiler) programında çocukluğundan 15 Temmuz gecesine, aile kökenlerinden Türkiye’nin gelecek vizyonuna kadar birçok konuda samimi açıklamalarda bulunmuştu. Röportajda özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi mirasının nasıl yaşatılması gerektiğine dair verdiği mesajlar dikkat çekmişti...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, babasının ortaya koyduğu vizyonun bir bayrak yarışı olduğunu ifade etmişti. İslam dünyasının birliği ve Türkiye’nin küresel rolü üzerine odaklanan Erdoğan, gelecek nesillere düşen görevi şu sözlerle tanımlamıştı:

"Recep Tayyip Erdoğan bunun için çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. İnanıyorum ki biz —ondan sonra gelenler—; ister siyasette olalım, ister sosyal hayatta olalım, ister sivil toplum kuruluşlarında veya eğitimde olalım, bu ruhu gerçekleştirmek ve yüceltmek için çalışmalıyız."

Bilal Erdoğan, siyasetin merkezinde bir evde büyümenin zorluklarını anlattı. Babasıyla kahvaltı yaptığı anların bile nadir olduğunu belirten Erdoğan, çocukluk yıllarını, "Recep Tayyip Erdoğan’ın evinde büyümek; babanı çok az görmek, sonra anneni de az görmeye başlamak demekti" diyerek anlattı.

1980 darbesi sonrası babasının, Necmettin Erbakan’ın davalarını takip etmek için Ankara’da olduğu sırada dünyaya geldiğini belirten Erdoğan, "Necmeddin Bilal" isminin de oradan geldiğini belirtti.

Aile kökenlerinden bahseden Bilal Erdoğan, annesi Emine Erdoğan’ın Siirtli Arap bir aileden geldiğini hatırlattı. Dedesi ve ninesinin evde Arapça konuştuğunu belirten Erdoğan, "Annem Arap’tır ve Arap mirasını çok sever. Ben Arap bir annenin evladı olmaktan gurur duyuyorum" dedi.

Katar medyasına konuşan Bilal Erdoğan: “Annem Arap asıllı; annemin evinde anneanneem ve dedem evde Arapça konuşurdu.”

Bilal Erdoğan seçim kampanyası süreçlerine de değindi. Bu dönemleri görev olarak görmesinin yanı sıra babasıyla vakit geçirmek için değerlendirdiğini belirtti. Bilal Erdoğan, Recep Tayyip Erdoğan'a "baba" demekten çok "Cumhurbaşkanımız" diye hitap etmeye alıştığını da sözlerine ekledi.

15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşadıklarını detaylandıran Erdoğan, Atatürk Havalimanı’ndaki kritik saatlere değindi. Tankların ve namluların gölgesinde halkın gösterdiği direncin kırılma noktası olduğunu belirtti:

"Helikopterler uçuyordu; camdan bakınca silahların bize doğrultulduğunu görüyorduk. Ama bina çevresinde çok insan olduğu için katliama cesaret edemediler."

Dış politika ve Gazze meselesinde Batı dünyasına sert eleştiriler yönelten Bilal Erdoğan, Türkiye’nin İsrail ile ticareti keserek büyük bir duruş sergilediğini ifade etti. İslam dünyasına birlik çağrısında bulunan Erdoğan, "Eğer tüm İslam ülkeleri ticareti kesseydi, İsrail birkaç ay içinde durmak zorunda kalırdı" dedi.

Eğitim çalışmalarına verdiği önemi anlatan Bilal Erdoğan, İbn Haldun Üniversitesi gibi projelerle "yeni bir kültürel kimlik" inşa etmeyi hedeflediklerini söyledi. Batı’nın bilimiyle ilgilenirken öz kimliğin korunması gerektiğini savunen Erdoğan, "Batı’dan alınacak şey sanayi ve bilim olmalı; kimliğimizden vazgeçmeden de gelişebiliriz" dedi.

Erdoğan'ın Ekim 2025 ayında Kuveyt, Katar ve Umman’a yaptığı resmi ziyaretlerde oğlu Bilal Erdoğan da yer almıştı...

GAZETECİ RUŞEN ÇAKIR DA ERDOĞAN'IN VELİAHTI KONUSUNDA AÇIKLAMALAR VE ANALİZLER YAPMIŞTI

Ruşen Çakır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halefi tartışmalarını ele aldı ve Bilal Erdoğan, Selçuk Bayraktar, Berat Albayrak ile Hakan Fidan gibi isimlerin konuşulduğunu belirtti. Ancak bu isimlerin hiçbirinin iktidarı garanti edebilecek profilde olmadığını vurguladı. Ruşen Çakır, Erdoğan’ın artık eskisi kadar popüler olmadığını söyledi...

Kasım 2025

Ruşen Çakır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtemel halefini mercek altına aldı ve gündemdeki veliaht tartışmalarının anlamsız olduğunu söyledi.

Çakır, Gökhan Bacık’ın “Başkanlık Monarşisi” yazısına atıfta bulunarak dünyada Azerbaycan, Suriye ve Togo gibi örneklerde iktidarın babadan oğula geçtiğini hatırlattı ancak Türkiye’de bu durumun farklı olduğunu vurguladı.

“NTV muhabirinin kazası veliaht tartışmalarını alevlendirdi”

Çakır, tartışmaların NTV’nin eski Washington temsilcisi Hüseyin Günay’ın başına gelen kazayla alevlendiğini anlattı. Günay’ın, Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti sırasında bir kameramanla sohbet ederken üç ismin yarıştığını söylediğini ve bunun üzerine işini kaybettiğini belirtti. Bu isimler; Bilal Erdoğan, Selçuk Bayraktar ve Hakan Fidan olarak öne çıkıyor.

Çakır, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın da yeniden kendini hatırlatmaya çalıştığını kaydetti ancak en çok konuşulan ismin Bilal Erdoğan olduğunu söyledi.

Çakır sözlerine şöyle devam etti:

“Oğul Bilal Erdoğan değişik vesilelerle gündeme geliyor. Erdoğan’la çok önemli toplantılara, açılışlara katılıyor ve AKP iktidarının gençlik içerisindeki örgütlenmesini de büyük ölçüde Bilal Erdoğan yürütüyor.”

Selçuk Bayraktar’ın insansız hava araçları üretimiyle öne çıktığını belirten Çakır, damat adayının büyük mali imkanlara sahip olduğunu vurguladı. Çakır, “Selçuk Bayraktar’ın çok büyük maddi imkanları var ve anladığımız kadarıyla son dönemde çok fazla sözü ediliyor” diye konuştu.

Hakan Fidan ise astsubaylıktan MİT Başkanlığı’na, oradan da Dışişleri Bakanlığı’na yükseldi. Çakır, dört isimden üçünün İstanbul doğumlu olduğunu söyledi ve Berat Albayrak, Selçuk Bayraktar ile Bilal Erdoğan’ın İstanbul’da dünyaya geldiğini aktardı.

Ruşen Çakır yorumladı: Erdoğan'ın halefi kim?

“Sandık Erdoğan’ı işaret etmiyor”

Çakır, sandık ve seçimin varlığına dikkat ederek kritik bir tespit yaptı: “Sandık an itibarıyla Erdoğan’ı işaret etmiyor. Ve Erdoğan’ın karşısında da yine bir başka Karadenizli Ekrem İmamoğlu var. O da Trabzonlu. Böyle bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

Erdoğan’ın oğlunu veya başka birini göstermesinin ülkeyi yönetmeyi garanti etmediğini söyleyen Çakır, durumun ciddiyetini vurguladı: “Çünkü ortada çok ciddi bir sorun var. Erdoğan artık eskisi kadar popüler değil. Partisi eskisi kadar popüler değil” diye konuştu.

Çakır, Erdoğan’ın yerini alacak kişinin AKP’yi ve siyasi iktidarı bulunduğu krizden kurtarabilmesi gerektiğini vurguladı ancak adı geçen isimlerde böyle bir popülerliğin olmadığını belirtti.

“Yenilikçi hareket dönemi farklıydı”

Çakır, bu isimlerin Refah Partisi içindeki yenilikçi hareketin Tayyip Erdoğan figürüne benzemediğini söyledi:

“Orada çünkü çok önemli bir şey vardı. Tıkanan bir yer vardı. Yaşlıların tıkadığı bir yer vardı. Daha genç, orta yaşlı, eğitimli kesimin başını çektiği bir yenilikçi hareket vardı ve bir ekip vardı. Erdoğan o ekip içerisinde eşitler arasında birinciydi, liderdi ama diğer isimlerin de belli bir anlamı vardı.”

“Bugün böyle bir şey yok” diyen Çakır, konuşulan isimlerin Erdoğan’ın bıraktığı yerden devam etme misyonuna sahip olabileceğini söyledi ancak sorunun tam orada olduğunu vurguladı:

“Erdoğan’ın bıraktığı yer iktidar vadetmiyor. Dolayısıyla bu tür yapılan tartışmaların —son derece anlamsız demeyeyim ama— bizi bir yere götüreceğini hiç düşünmüyorum.”

Önce CHP ve İmamoğlu meselesi hallolmalı

Çakır, kim belirlenirse belirlensin bu isimlerin iktidarı garanti edemeyeceğini söyledi ve Erdoğan’ın bunu halledemediğini ve zorlandığını belirterek davalara girilecek olmasına dikkat çekti:

“Sonuçta Erdoğan yerine birisini bırakacak olursa, işaret edecek olursa da ona çok büyük bir miras bırakacağa benzemiyor.”

Ruşen Çakır'ın videonun deşifresi:

"Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Bugün, ‘‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halefi kim olacak?’’ sorusu etrafında bir şeyler söylemek istiyorum. ‘‘Veliaht’’ diyorlar. ‘‘Veliaht’’ diye de bahsediyorlar, ‘‘halef’’ diye de bahsediyorlar. Ben ‘‘halef’’i tercih ediyorum çünkü veliaht bir saltanat anlamına geliyor. Tabii dün Profesör Gökhan Bacık’ın bizde, Medyascope‘ta çıkan bir yazısı var: “Başkanlık Monarşisi” (Presidential Monarchy). Bu, dünyada çok olan bir husus. Malum, Azerbaycan’da var. Mesela bir ara Suriye’de vardı; Esad, Hafız Esad yerine oğlu geçti. Azerbaycan’da Haydar Aliyev yerine İlham Aliyev geçti. Togo gibi ülkelerde var. Dünyanın değişik yerlerinde yaşanan böyle örnekler var ve buralarda bir saltanat gibi değil ama seçimle babadan oğula ya da kıza geçen yönetimler var. Türkiye’de böyle mi olacak? Erdoğan’ın yerine kim geçecek?

Şimdi, geçenlerde Erdoğan Beyaz Saray’a gittiğinde, o sırada NTV‘nin Amerikan temsilcisi, Washington temsilcisi olan Hüseyin Günay genç meslektaşımızın başına çok ciddi bir kaza geldi biliyorsunuz ve işini kaybetti. Çünkü o sırada bir kameramanla, yine bir Türk kameramanla sohbet ederken ona, üç kişinin Erdoğan sonrası için yarıştığını anlatıyor. Bunlardan birisini Bilal Erdoğan, yani Erdoğan’ın oğlu; bir diğerini Selçuk Bayraktar, yani Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile evli olan bu insansız hava araçları üreten şirketin önde gelen ismi; bir diğerini de Hakan Fidan olarak söyledi, Dışişleri Bakanı. Bunlar zaten bir şekilde dolaşıyordu ama bir zamanlar en çok adı geçen isim bir diğer damat, ki kendisi Enerji Bakanlığı da yapmıştı ve en son ekonomiden sorumlu bakandı: Berat Albayrak. O da Erdoğan’ın bir başka kızı Esra ile evli biliyorsunuz ama istifa etti. Çekildi diye biliyorduk. Kardeşi Serhat Albayrak Sabah Grubu’nun başında, bir güçleri var. Sanki Berat Albayrak da tekrar kendini hatırlatmaya çalışıyor denebilir. Fakat en çok konuşulan isim oğul Bilal Erdoğan.

Oğul Bilal Erdoğan değişik vesilelerle gündeme geliyor. Erdoğan’la çok önemli toplantılara, açılışlara katılıyor ve AKP iktidarının gençlik içerisindeki örgütlenmesini de büyük ölçüde Bilal Erdoğan yürütüyor. Bilal Erdoğan adı bunun için çok zikrediliyor. Hatta geçenlerde Serdar Akinan, ki kendisi yurt dışında biliyorsunuz, çok iddialı bir şekilde dedi ki: “Evet, karar verildi Bilal Erdoğan’a.” Neye istinaden bunu söyledi diye dinlemeye başladım. ‘‘Birtakım kaynaklar’’ diyor, ki yani çok bana inandırıcı gelmedi. Yani inandırıcı gelmedi derken Bilal Erdoğan’ı tercih etmiyor anlamında söylemiyorum ama Erdoğan’ın bir karar verip o kararı yurt dışındaki muhalif bilinen bir gazetecinin öğrenip haberleştirebilmesi bana açıkçası gerçekçi gelmiyor.

Bir diğer isim tabii ki Selçuk Bayraktar. O işte görüyorsunuz, Kızılelma Bayraktar; abisiyle beraber onu yürütüyor. Babalarının, Özdemir Bayraktar’ın ölümünden sonra onu yürütüyorlar ve Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile evli. En son evlenen çocuk Sümeyye oldu, Sümeyye Erdoğan oldu ve Selçuk Bayraktar’ın da çok büyük maddi imkanları var ve anladığımız kadarıyla son dönemde çok fazla sözü ediliyor. Bir medya faaliyeti içerisinde olduğu söyleniyor. En son olarak da Hakan Fidan. Hakan Fidan’ın öyküsünü biliyoruz. Astsubaylıktan gelip MİT Başkanlığı’na, müsteşarlık ve sonra başkanlık ve nihayet Dışişleri Bakanlığı’na.

Şimdi, bu isimlerin, dört isimden üçünün ortak özelliği Karadenizli olması. Daha doğrusu Berat Albayrak, Selçuk Bayraktar, Bilal Erdoğan İstanbul doğumlular. Recep Tayyip Erdoğan da İstanbul doğumlu ama biz onu Rizeli olarak kabul ediyoruz. Dolayısıyla oğlunu da Rizeli olarak kabul edebiliriz. Berat Albayrak İslami kesimin bir zamanlar çok popüler olan yazarlarından, gazeteci Sadık Albayrak’ın oğlu. O da Trabzonlu. Selçuk Bayraktar’ın babası İstanbul Sarıyer’de doğmuş ama aslen onlar da Trabzon Sürmeneli ve İstanbul Sarıyer’de doğmuş, büyümüşler. Selçuk Bayraktar da öyle. Bir tek Hakan Fidan’ın durumu değişik. Hakan Fidan Ankara doğumlu ama onun babasının Vanlı ve Kürt olduğu, annesinin de Denizlili olduğu söyleniyor. Yani üç Karadenizlinin dışında bir Kürt diyelim hadi. Böyle bir şey var. Bunlardan hangisi olacak?

Şimdi, öncelikle şunu söylemek lazım: Bence hiçbirisi olmayacak. Çünkü sizin istemenizle bu iş olmuyor. Erdoğan’ın herhangi birisini seçmesiyle bu iş olmuyor. Çünkü Türkiye’de saltanat yok ve Türkiye’de ne kadar birileri bunu deforme etmeye çalışırsa çalışsın bir seçim var, sandık var ve sandık an itibarıyla Erdoğan’ı işaret etmiyor ve Erdoğan’ın karşısında da yine bir başka Karadenizli Ekrem İmamoğlu var. O da Trabzonlu. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bu kişilerden herhangi birisinin, diyelim ki Erdoğan oğlunu yerine gösterdi, bu, Bilal Erdoğan’ın ülkeyi yöneteceği anlamına gelmez ya da Hakan Fidan’ı gösterdi, onun olacağı anlamına gelmez. Çünkü ortada çok ciddi bir sorun var. Erdoğan artık eskisi kadar popüler değil. Partisi eskisi kadar popüler değil.

Yani Erdoğan diyelim ki 2010’larda yapmış olsaydı böyle bir şeyi, o zaman %50 civarında oy alan bir parti vardı ve onun başına diyelim ki herhangi bir istediği kişiyi getirseydi onunla devam etme ihtimali belki olurdu. Ama bugün Erdoğan’ın yerini alacak olan kişinin öncelikle bu AK Parti’nin ve siyasi iktidarın içinde bulunduğu krizden kurtarabilmesi lazım. Burada baktığımız zaman bunların hiçbirisinde öyle bir popülerlik yok. Tamam, Selçuk Bayraktar’ın gençler arasında belli bir popülaritesi var. Düzenlediği fuarlarla, şunlarla, bunlarla yapıyor. Bilal Erdoğan birtakım spor faaliyetleri, gençlik örgütlenmeleriyle etkili falan. Ama bunların hiçbirisi mesela yıllar önce yenilikçi hareketin, Millî Görüş içerisinde yenilikçi hareketin başını çeken Tayyip Erdoğan figürüne benzemiyorlar. Hiçbirisi benzemiyor.

Orada çünkü çok önemli bir şey vardı: Tıkanan bir yer vardı, yaşlıların tıkadığı bir yer vardı ve daha genç, orta yaşlı, eğitimli kesimin başını çektiği bir yenilikçi hareket vardı ve bir ekip vardı. Erdoğan o ekip içerisinde eşitler arasında birinciydi, liderdi. Ama diğer isimlerin de belli bir anlamı vardı. Bugün böyle bir şey yok. AK Parti’yi düşünün, o zamanların Refah Partisi o kadar Erbakan ağırlığına rağmen içinden böyle bir hareketi çıkarabilmişti. Ama şu hâliyle baktığımız zaman konuştuğumuz isimlerin hepsi, belki Hakan Fidan biraz istisna olabilir, hepsi Erdoğan’ın bıraktığı yerden devam etme gibi bir misyona sahip olabilir. Ama sorun da tam burada. Erdoğan’ın bıraktığı yer iktidar vadetmiyor. Dolayısıyla bu tür yapılan tartışmaların hepsinin, nasıl söyleyeyim, anlamsız demeyeyim ama bizi bir yere götüreceğini hiç düşünmüyorum.

Bugünden bu tartışmaların başlıyor olmasının ilginç olduğunu kabul ediyorum. Evet, böyle bir şey var. Demek ki bir şeylerin değişme vaktinin geldiği düşünülüyor. Ama bu isimlerin hiçbirisi AK Parti’nin ihtiyacı olduğu kesin olan değişimi gerçekleştirebilecek bir profile sahip değil. Zaten üç tanesi akrabalık yoluyla Erdoğan çizgisinin devamcısı ve bu anlamda ‘‘veliaht’’ lafı belki uyabilir. Bir tek istisna Hakan Fidan. Ama Hakan Fidan da siyasetçi olarak, şu ana kadar gördük, MİT’i bıraktıktan sonra Dışişleri Bakanı olarak arada sırada yaptığı birtakım bence başarısız çıkışları saymazsak siyasetçi, popüler bir siyasetçi olma ışığını vermiyor ya da veriyorsa da ben görmüyorum.

Sonuçta kim belirlenirse belirlensin, bu isimlerin hiçbirisi bu hareketin iktidarını garantileyebilecek şeyler değil. Öncelikle Erdoğan’ın CHP meselesini halletmesi lazım. CHP meselesini ve Ekrem İmamoğlu meselesini halletmesi lazım. Bunu halledemiyor, zorlanıyor. Şimdi davalar başlayacak. Oralarda tekrar bir gaza basacaklar ama şu ana kadarki performansları bunu başarabileceklermiş gibi düşündürtmüyor. Sonuçta Erdoğan yerine birisini bırakacak olursa, işaret edecek olursa da ona çok büyük bir miras bırakacağa bence benzemiyor."

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız