“Diş İpi Kullanmayıp Büyük Hayaller Kuranlar”
Geçen gün aynanın karşısında diş fırçalıyordum.
Böyle insanın kendini yetişkin hissettiği o anlardan biri.
Fırça tamam.
Ağız çalkalandı.
Görev başarıyla tamamlandı hissi.
Sonra gözüm diş ipine takıldı.
Durdum.
Çünkü fark ettim…
Hayatta en çok ihmal ettiğimiz şeyler hep o “arada kalan yerler.”
Kimsenin görmediği,
ilk bakışta problem yaratmayan,
“bir şey olmaz” dediğimiz küçük boşluklar.
Ve garip olan şu:
İnsan hayatını büyük hatalarla değil,
genelde küçük ihmallerle dağıtıyor.
Bir mesajı erteleyerek.
Bir duyguyu konuşmayarak.
Bir alışkanlığı “yarın başlarım” diye diye.
Dışarıdan bakınca her şey normal görünüyor.
Dişler temiz mesela.
Ama aralarda bir şey birikiyor.
Sessizce.
İlişkilerde de böyle değil mi zaten?
Çoğu şey büyük kavgalardan bitmiyor.
Küçük şeylerin uzun süre konuşulmamasından bitiyor.
Bir “iyi misin?” eksikliğinden.
Bir özür gecikmesinden.
Bir alışkanlığın sürekli ertelenmesinden.
Çünkü hayat bazen insanı tokatlamıyor bile.
Sadece biriktiriyor.
Sonra bir gün dönüp bakıyorsun:
“Ben bunu nasıl bu hale getirdim?”
Ve cevap genelde dramatik olmuyor.
Yavaş yavaş oluyor.
Belki de bu yüzden insanlar büyük değişimleri seviyor.
Çünkü küçük disiplinler çok sıkıcı geliyor.
Herkes bir anda dönüşmek istiyor.
Ama kimse her gün diş ipi kullanmak istemiyor.
Oysa hayat biraz da orada saklı.
Kimsenin alkışlamadığı küçük şeylerde.
Ben Aslı.
Bazı çürükler bir gecede oluşmuyor.
İnsan bazen hayatını arada kalan yerlerden kaybediyor.
Bir sonraki cümlede görüşmek üzere…