“Doğru olanı seçtim… ama kendimi kaybettim”
Kapının önünde duruyordu.
Gitmekle kalmak arasında değil…
Kendisiyle kalmakla, kendinden vazgeçmek arasında.
Çünkü bazı kararlar iki kişi arasında verilmez.
Bazı kararlar…
İnsanın kendi içinde kime ihanet edeceğini seçmesidir.
Kalp aslında çoktan konuşmuştu.
Yüksek sesle değil ama inkâr edilemeyecek kadar net:
“Orada gerçeksin.”
“Orada eksik değilsin.”
“Orada kendinsin.”
Kalp hesap yapmaz.
Bedel düşünmez.
Sadece gösterir.
Ama tam da bu yüzden tehlikelidir.
Çünkü kalbin gösterdiği yol…
çoğu zaman rahat değil, gerçektir.
Sonra vicdan devreye girer.
Daha sakin.
Daha ölçülü.
Daha “doğru”.
“Bunu yapamazsın.”
“Birini yarı yolda bırakamazsın.”
“Bir hayatı yıkamazsın.”
Vicdanın sesi yükseldikçe…
Kalbin sesi kaybolmaz.
Sadece içeri çekilir.
Ve insan en büyük yanılgıyı burada yaşar:
Sessizleşeni yok sanır.
Sonra o cümle kurulur:
“Ben kalbimle değil… Vicdanımla karar verdim.”
Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir cümledir.
Olgunluk taşır.
Sorumluluk kokar.
İnsanı “iyi” yapar.
Ama kimse şu soruyu sormaz:
İyi insan olmak uğruna… Kendinden neyi eksilttin?
Çünkü bazı insanlar kimseyi incitmez.
Ama fark etmez:
En çok kendini yaralar.
Kimseyi yarı yolda bırakmaz.
Ama fark etmez:
Kendi yolundan çıkar.
İlişkilerde en görünmeyen kırılma noktası ihanet değildir.
Asıl kırılma…
Kendini yok sayarak sadık kalmaktır.
Evet.
Sadakat bazen…
En kibar kendini inkâr etme biçimidir.
Ve hayat devam eder.
Aynı ev.
Aynı düzen.
Aynı “doğru” hayat.
Ama içeride…
Bir boşluk değil bu.
Boşluk hafif olurdu.
Bu adı konulamayan bir eksiklik.
Ne tam mutsuzluk…
Ne de gerçek bir huzur.
Daha çok yarım kalmış bir ihtimalin ağırlığı.
İnsan vicdanıyla aldığı kararın içinde yaşar…
Ama kalbiyle kaybettiği şeyin yasını tutar.
Aynı anda.
Sessizce.
Kimseye anlatmadan.
Ve en çok burada yorulur:
Yanlış bir hayatın içinde değil…
Doğru bir hayatın içinde eksik kalarak.
Çünkü mesele hiçbir zaman sadece seçim değildir.
Mesele… O seçimin içinde kim olarak kaldığındır.
Her doğru… Seni kurtarmaz.
Bazı doğrular… Seni senden eksilterek ayakta kalır.
Aslı tokadı:
Herkes doğru olanı seçebilir.
Bu zor değil.
Zor olan şu:
Doğru olanı seçerken kendini kaybetmemek.
Çünkü bazen en büyük yanlış, kimseyi üzmemek için kendinden vazgeçtiğin o “doğru” karardır.
Ben Aslı.
Bazı hayatlar dışarıdan kusursuz görünür…
Ama içinde yaşayanı eksiktir.
Bir sonraki cümlede görüşmek üzere...