Ulusal Yas İlan Edilmeli
Acımız büyük, hüznümüz çok derin, gırtlağımız düğüm düğüm. Adeta dilimiz tutuk; şahsen iki kelimeyi bir araya getirip cümle kurmakta zorlanıyorum. Kaybettiklerimiz için 3 günlük yas ilan edilmesi arzumuzdur. Daha birkaç gün önce Antalya Gerçek gazetesinde yayınlaştık. Ülkemizde 5 milyon ruhsatlı silahın yanı sıra 35 milyon ruhsatsız kaçak silahların durumuyla alakalı olarak endişelerimizi dillendirmiştik. Bunları yalnızca biz söylemiyoruz. Ülkemizin yayın organları bu pervasızlığın boyutlarını kesintisiz olarak yayınlamaktadırlar. O insanlar aklını kaybetmiş olmalılar. Savaşa mı gidiyorsunuz, ne demek oluyor kaçak silah taşımak...
Silah = can alma aparatı. İşte aldılar körpecik canlarımızı, işte aldılar ilim irfan dağıtan öğretmenlerimizin canlarını.
Zaman zaman bu örtülü terörün ayak seslerini duyar gibiydik. Zira biz ayda bir iki defa sessizce okullarımızın kısa ve orta menzilli mesafelerinden öğrencilerimizin durumu ve davranışlarını mercek altına alma gayreti içinde olduk. Okul çıkışı her yaştaki öğrencilerimizin toplandığı, eğlenip şakalaştıkları parklarda durumu temaşa ediyoruz. Tanık olduğumuz hadiseleri suya sabuna dokunmadan köşemizde sıkça dile getirdiğimiz olmuştur.
Açıkça ifade etmeliyim ki kızlı erkekli grupların, çocuklarımızın etraflarında dolaşan birilerinin durumları hep dikkatimizi çekmiştir.
Urfa ve Kahramanmaraş illerimizde olaya karışan çocuklarımızın kahreden son eylemleriyle ilgili reaksiyonlarını vatandaşlarımız TV yayınlarında açıkça ifade etmektedirler. O çocuklarımızın sergiledikleri davranışlar, eylem ve söylemlerin her biri adeta birer işaret fişeği durumunda olduğu anlaşılmaktadır.
İşte o süreçte gerekli tedbirlerin alınması gerekirdi elbet.
Yukarıda da ifade olunduğu gibi, kaçak silahların toplanılmasıyla alakalı olarak 1960 yıllarda ortaya konan örneklerden de hareket ederek o ölüm makinelerinin toplanılmasındaki hayati zarureti daima işaret ettik.
Nihayet bizler bu ülkenin sade vatandaşlarıyız. Aklımız bu kadarına erer. En iyisini devlet büyüklerimiz bilir elbet. Ne diyelim; öyle sanıyoruz ki bu süreç itibarıyla bir bilim komisyonu marifetiyle bu ıstırap vahşetine kalıcı olarak gem vurulur.
Bilim komisyonunda ilgili uzmanlar; mesela psikolog, sosyolog, pedagog, hukukçu, eğitimci, öğretmen, güvenlik erbabı, devlet bürokratı ve ihtiyaç duyulan kurum ve kuruluşlardan uzmanların bulunarak konunun etraflıca değerlendirilmesi gerekir. Hatta ihtiyaç hâlinde yeni yasal düzenlemelerle hadisenin pekiştirilmesi esastır.
Bütün konulara odaklı olarak basın yayın araçlarıyla halkın bilgilendirilmesi, devlet–vatandaş iş birliği içinde bu meselenin bir millî durum olarak Kuvayı Milliye ruhuyla hareket edilerek kabulüne karar verilmesi, ülkemizin bekasına katkı koyacaktır.