Sosyalleşme Yoksunluğu
Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda birinci sınıf Emniyet müdürü bir baba ile çğretmen annenin çocuğu olan 14 yaşındaki bir öğrencinin babasına ait tabancalarla okulda dehşet saçması hepimizi üzdü. Bunun nedenlerini ben de psikolog olan kızım Naz Kozak ile tartıştım. Kızım bu çocukta antisosyal kişilik özellikleri olabileceğini söyledi.
Haberlerden anladığım kadarıyla bu çocuk yalnızlık çekiyor. Bu dünyada kendisini fark ettirebilmek, bu dünyada ben de varım diyebilmek için bu eylemi gerçekleştirmiş olabilir. Bu tür rahatsızlığı olanlar karşılarındaki insanların duygularına ve başkalarının güvenliğine zarar verebileceklerini düşünmezler” dedi.
Psikolog Naz Kozak ardından da şunu ekledi.’ Bugün anti sosyal kişilik özellikleri gençlerde ve çocuklarda çok yaygın. Bunda pandemi döneminde uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları ile sosyal mesafe sınırlamalarının da büyük etkisi var. Pandemi döneminde çocuklar çocukluklarını yaşayamadı. Evlerde hapsedilen çocuklar dışarıya çıkıp arkadaşlarıyla iletişim kuramadı. Okula bile uzaktan eğitimle devam edebildik. Sosyalleşemedik. Çoğu internet aracılığıyla arkadaş edinmeye, sanal ortamda oyunlar oynayarak sosyalleşmeye çalıştık. İletişim kurma ihtiyaçlarını bu şekilde karşılamaya çalıştılar. Çocuklar sanal ortamda silahlı oyunlarla bu davranışları sosyal modelleme yoluyla öğrenip normalleştirip gerçek hayatta uygulayabiliyor. Bugün Türkiye’nin başını ağrıtan suca sürüklenen çocukların bu oyunları taklit ederek ve model alarak gerçek yaşama yansıtabildiğini görüyoruz. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırıların ardından yaşsnılan travmalar nedeniyle insanlar çocuklaruını okula göndermekten endişe etmeye başladı. Bu davranış, travmaya verilen normal bir tepkidir ‘
Ben de şöyle bir düşündüm. Bizim çocukluğumuz sokaklarda oynayarak geçti. Mahallenin çocuklarıyla sokaklarda oyun oynayarak kaynaşırdık. Mesela bilye oynardık sokaklarda, okulda da saklambaç, yakar topu falan. Bu sayede, bir sürü arkadaşımız olurdu. Daha düne kadar ne cep telefonu vardı ne de internet. Psikolog kızım Naz Kozak’ın tabiriyle taş devrinden hallice bir yaşantımız vardı. Ama mutluyduk. Acılarımızı sevinçlerimizi paylaşabileceğimiz gerçek dostlarımız vardı. Çünkü sosyal hayatımız çok zengindi.
Ya şimdi? Şehirler kalabalıklaştıkça, nüfusumuz arttıkça yalnızlaştık. Sokakları tehlikeli görüp evlere kapandık. Çocuklarımızı da dışarıya bırakmıyoruz. Kundaktaki bebeği bile insanlardan soyutlayıp eline bir cep telefonu veriyoruz. Cep telefonundan oyun açıp bununla oynamasını istiyoruz. Ya sonra? Sonuç ortada… Milyonlarca insanın arasında bir dost bile bulamıyoruz. Aynı evin içinde bile yalnızlık çekiyoruz. İşte Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda yaşanan katliamlar. İşte adını çizgi romanlardan alan çocuk çeteleri. Peki Nasıl çıkacağız bu karanlıktan? Sosyalleşerek. Boş vakitlerimizi kültürel ve sosyal etkinliklere katılarak.