COP 31 Projesi Dünyayı Kurtarabilir mi?
Antalya Barosu organizasyonunda ve baronun sahiplendiği COP 31 toplantısı geniş bir katılım eşliğinde Baro toplantı salonunda yapıldı.
Yönetim kurulu ve katılımcılar tarafından doğanın ve çevrenin korunmasına ilişkin çok güzel laflar edildi. Elbette bu işlerin sonucu siyasi yelpazenin tasarrufunda düğümlenmektedir. Doğa sorunlarının yalnızca bir çevre sorunu olmayıp, bir adalet sorunu olduğu vurgulandı. Topraklarımızın, bilhassa Akdeniz kıyılarının birilerine peşkeş çekildiği gerçeği üzerinde duruldu.
Şahsen yıllardır üzerinde hassasiyetle durup Akdeniz gerçek Gazetesi’nin çevre köşesinde kesintisiz olarak yayınladığımız gibi bu toplantıda da HES (Hidro Elektrik Santrali) ve GES (Güneş Enerjisi Santrali) projelerinin tarımsal aktiviteye verdiği zararlar nedeniyle ailelerin göçe zorlandığı, insanların sahip oldukları gelirlerinden daha ziyade kadın ve çocuk haklarına karşı ciddi zararlar verdiği anlatıldı.
Emperyalist ülkelerin saldırıları karşısında iklim adaletinden hiç kimsenin yararlanamadığı anlatıldı.
1992’de Birleşmiş Milletler’in Stokholm'de yaptığı yer yüzü zirvesinde uluslararası kriz çevresel değil jeopolitiktir. Krizin üç odağından söz edildiğinde karşımıza ABD, AVRUPA ve ÇİN çıkmaktadır. ABD Grönland’a saldırıyor. Akdeniz bölgesi kuraklığa teslim oluyor. Avrupa ise yeşil projeleri, sermayenin yararına dönüştürüyor. Çin kuşak yol projesiyle yatırımları öne çekiyor.
Türkiye devletinin stratejisi ise adalet değil sermayenin tutumu, uyumu adı altında pazarı koruma anlayışına dayalı olup, yeşili koruma konusunda meseleyi sahiplenmemiştir. Yerel yönetimler doğanın ve doğal afetlerin korunması noktasında gerekenleri yapamamıştır.
Yapılan ilk COP 31 toplantısında ortaya çıkan ortak görüşle, turizm kısır döngüsüne odaklı olarak çevrenin korunamadığı, kıyılarımızın beton duvarlara teslim edildiği, dağlarımızın, ovalarımızın, bağ bahçe ve tarım alanlarımızın meyve ve sebze tarlalarımızın maden arama adı altında tahrip edildiği, ekolojik değerlerimiz üzerinde derin hasarlar oluşturularak insanlığın yokluğa ve çaresizliğe düçar edildiği ülkemizde devam eden bu kısır döngü ortamında ülkemizin COP 31 projesiyle yeniden geri kazanımların mümkün olup olamayacağı konusunda kaygı ve endişelerin bulunduğu ağır bir gerçektir.
COP 31 projesinin başarılı olabilmesi için, öncelikle birçok kanun ve içtihatlarda revizyon çalışmalarının hızla ele alınarak güçlü bir coğrafi dizayn, ekonomik, ekolojik ve sosyolojik fizibilite çalışmalarıyla bilimsel normlara uyum sağlanarak ülkemizin içinde bulunduğu iklim krizinden, sera etkisinden, kuraklık baskısı gibi doğal oluşumların zararlarının en aza indirilmesi mümkün olacaktır. hızla ele alınarak güçlü bir coğrafi dizayn, ekonomik, ekolojik ve sosyolojik fizibilite çalışmalarıyla bilimsel normlara uyum sağlanarak Ülkemizin içinde bulunduğu iklim krizinden, sera etkisinden, kuraklık baskısı gibi doğal oluşumların zararlarının en aza indirilmesi mümkün olacaktır.