Ülkemizde deprem ve sahte yapılaşma gerçeği
2009 Marmara depreminde binlerce insanı kaybettik. Yıllar boyunca ülkemizde meydana gelen farklı derecelerdeki depremlerde birçok insanımız can vermiştir.
Nihayet doğuda on ilimizde ilçe ve köylerinde meydana gelen depremlerde 50.000 insanımızın can verdiği kayıtlara geçmiştir. Çok dikkatli bir araştırma ve sismik çalışmalar yapılmış olsa belki de kaybettiğimiz insanımızın sayısı 60.000 de geçebilir. Bilinmektedir ki çok sayıda insanımız da kayıptır.
DEPREMLERDE ONCA İNSAN NEDEN ÖLMEKTEDİR?
On binlerce insanımızın ölümüne sebep yine insandır. İnsanın para hırsı, alın teri dökmeden az yatırım yaparak çok para kazanma psikozu, hilekarlığı, sahtekarlığı ve vicdansızlığı kendisine şiar edinen, insanlıktan nasibini almamış mahiyeti meçhul yaratıklardır depremde ölenlerin sebebi.
Dünyada birinci derecede deprem ülkesi olarak bilinen Japonya'da insanlar neden bizdeki kadar çok sayıda ölmüyorlar. Çünkü orada insanların milli terbiyesi, insani anlayışları, yetişme ve yetiştirilme biçimleri, yürürlükteki yasalar, örf adet ve milli gelenekleri, her daim insana odaklı, insanlarını korumayı esas alan, nesillerinin geleceğini dikkate alan bir milli terbiye bütünlüğü içinde yaşayan ve yaşatan bir süreç toplumudur Japonlar.
Hileyi, desiseyi, ahlaksızı, sahtekarı, üç kağıtçıyı, köşe dönmecileri ve nesli bozuk bireyleri asla içinde barındırmazlar.
Onun içindir ki, depremlerde Japonya'da ölüm sayıları en aza indirilmiştir.
Durum bizde nasıldır; çimentodan çal, demirden çal, işçilikten çal, bütün bunlar yetmez, sorumlu kurumlar bir de gel sen , sağlıklı zemin etüdü yaptırmayan, yapılan inşaatın gidişatını kontrol etmeden, imal edilen yapının karot analizlerini yaptırmadan, yapı tekniği bakımından mühendislik normlarına uyulup uyulmadığını kontrol etmeden binanın statik olarak yapının karakterini kontrol etmeden basarsan imzayı, verirsen ruhsatı, masum insanlara " al bu binayı geç otur içine " dersen on binler, yüz binler ölür depremlerde o tür binalarda. Geçmiş olsun, başınız sağ olsun. Yapacak başkaca bir şey yok.
Ülkemiz sosyolojisinde ve bu alandaki yapanın ve yaptıranın kültüründe ve merhametsizliğinde bu kronikleşmiş cehalet varsa gerisi teferruattır.
İşin yargı boyutu üzerinde bilmem durmaya gerek var mı, durum şekilde görüldüğü gibidir. Birileri onlarca insanın ölümüne neden olmuş, ama bir soruşturmaya ve bir süre de kısa mahkumiyetinden sonra sokaklarda rahatça dolaşabiliyorsa bunun da üzerinde durulmasında yarar olacağı kanaati mevcuttur.
Yargıyı ve masum kaynakları zan altında bırakmadan konunun parlamentoda, yasama, yürütme sürecinde de üzerinde durulması gerekir.