Erken seçim Türk demokrasisine hayat öpücüğü olacaktır
Atatürk gerçekçiydi: "Kılıç Ali'nin Anıları"nda (Türkiye İş Bankası Yayınevi)
"Devletler arasında dostluklar olmaz, devletler arasında çıkar ilişkileri vardır..."
demişti...(Sayfa: 582)...
NATO üyesi Danimarka'ya ait özerk bölge 57 bin nüfuslu GREENLAND-GRÖNLAND'ı işgal etme tehditleri savuran, KANADA, VENEZUELA, PANAMA, KÜBA gibi ülkelere göz koyan, KOLOMBİYA liderini tehdit eden, GAZA-GAZZE'yi genelev, otel, kumarhane şehri yapmak isteyen, GREENLAND-GRÖNLAND halkına kamyon kamyon dolar vermekten söz eden, "Küba'ya artık hiçbir şekilde petrol ya da para gitmeyecek-Sıfır! ", "Ukrayna'nın barışın önündeki engel olduğunu" bağırarak ilan eden ABD Başkanı Trump'ın eylemleri ve demeçleri hem North Atlantic Treaty Organization-NATO'yu, hem Avrupa Birliği'ni, hem de Birleşmiş Milletler'i TANIMAMA anlamına geliyor...
Rus lider Putin kuklası gibi davranan Donald Trump'ın Grönland'ı ele geçirmesini istiyor...Çünkü bu gerçekleşirse NATO diye bir şey kalmayacak!
ABD katkısı, NATO'nun ortak bütçesinin yaklaşık %16'sını oluşturuyor.
GREENLAND-GRÖNLAND'da ABD, 2. Dünya Savaşı sırasında askeri üsler kurmuştu... ABD adayı 1946'da satın almaya çalıştı; Danimarka bu teklifi reddetti...
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise "GREENLAND-GRÖNLAND konusunda ABD'nin bu tür özlemi ve stratejik arzusu olduğu sır değil.Böyle bir toprak kaybı NATO ittifakının dağılması anlamına gelir," dedi...
ABD bugün Thule Üssüyle, radarlarıyla, erken uyarı sistemleriyle fiilen GREENLAND-GRÖNLAND'da konuşlanmış durumda.
İngiliz tarihçi Sir Simon Schama (1945): "ABD artık bir müttefik değil...Donald Trump, Avrupa Birliği'ni yok etmeye çalışıyor..."
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD eyaleti haline getirmek istediği Kanada, Çin ile önemli bir anlaşmaya vardı: Kanada Çin elektrikli araçlarına uyguladığı %100'lük gümrük vergisini, Kanada tarım ürünlerine uygulanan gümrük vergilerinin önemli ölçüde düşürülmesi karşılığında kaldıracak.
ERKEN SEÇİM TÜRK DEMOKRASİSİNE HAYAT ÖPÜCÜĞÜ OLACAKTIR
Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu BB- seviyesinde teyit ederken not görünümünü durağandan pozitife yükseltti. Ancak bu Türkiye'ye yabancı ülkelerden yatırım getirebilecek kadar önemli bir gelişme değil...Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan ise Türk yatırımcıların Avrupa’da özellikle Portekiz ve Yunanistan’a, Avrupa dışında ise Dubai’ye yoğun ilgi gösterdiğini açıkladı...
SONAR Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı:
"Bizim anketlerde erken seçim isteyenlerin oranı %60'ı geçti. Ben 35 yıllık araştırmacıyım böyle bir oran daha önce görmedim. Seçmen kolay kolay erken seçim istemez...İlk defa %60'ın üzerinde erken seçim isteği çıktı."
Hakan Bayrakçı ‘görülmemiş oran’ deyip çok konuşulacak anketi açıkladı...Hakan Bayrakçı, olası seçimde vatandaşın oy tercihini büyük oranda ekonominin belirlediğini ifade ederken erken genel seçim isteyenlerin oranının yüzde 60’ı aşarak bugüne kadar görülmemiş bir seviyeye ulaştığını açıkladı...Vatandaşın içinde bulunduğu ekonomik darboğaz ve siyasetin gergin gündemi içinde muhalefet erken seçim için bastırırken iktidar kanadı "erkene çekilmiş" seçimi işaret etmeye devam ediyor. Vatandaşın nabzını tutan anketler de bu gündemin içinde tıpkı seçim döneminde olduğu gibi dikkatleri çekiyor...Anketler genel olarak, yerel seçimleri AKP'nin önünde tamamlayan CHP'nin yakaladığı çıkışı sürdürdüğünü gösterirken Sonar Araştırma'nın verileri bu kez oy oranlarından çok vatandaşın tavrına ilişkin mesajları ortaya koydu...Sonar Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı, Halk TV'ye yaptığı açıklamada vatandaşın erken seçim çağrısını ve iktidarı belirleyecek seçmenin oranını açıkladı...Sonar Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı, olası seçimde vatandaşın oy tercihini büyük oranda ekonominin belirlediğini ifade ederken erken genel seçim isteyenlerin oranının yüzde 60’ı aşarak bugüne kadar görülmemiş bir seviyeye ulaştığını açıkladı. Bayrakçı, bu oranın son 20–30 yılın en yüksek erken seçim talebi olduğunu vurguladı...Bayrakçı, seçmenin ruh hâlini belirleyen en baskın unsurun ekonomi olduğunu vurgulayarak, “Enflasyon rakamı kaç olursa olsun, vatandaş geçen yıl aldığı ürünle bu yıl aldığı ürün arasındaki farkı biliyor. Bu durum seçmeni ciddi biçimde hırpalıyor” değerlendirmesinde bulundu...Araştırmalara göre asgari ücreti yetersiz bulanların oranı yüzde 87’ye ulaşırken, en düşük emekli aylığının mevcut seviyenin üzerinde olması gerektiğini düşünenlerin oranı yüzde 80’i aşıyor.
Sonar Araştırma Başkanı Hakan Bayrakçı, bu memnuniyetsizliğin özellikle iktidar seçmeninde sandığa gitmeme eğilimini artırdığını ifade etti...Anketlerde dikkat çeken bir diğer başlığın kararsızlar olduğunu belirten Bayrakçı, görüş belirtmeyenlerin oranının yüzde 36’ya kadar çıktığını söyledi. Bu oranın, seçim sonuçlarına ilişkin öngörüleri zorlaştırdığını ve son anda ciddi değişimler yaşanabileceğini gösterdiğini kaydetti...Hakan Bayrakçı’ya göre seçimlerin sonucunu belirleyecek asıl kesim ise parti aidiyeti zayıf olan ve “gidişata göre oy veren” yüzde 15–20’lik seçmen kitlesi olacak. Bayrakçı, “Bu kitle baskıdan hoşlanmıyor, icraata bakıyor. Siyasetin yönünü de büyük ölçüde onlar tayin edecek” dedi.
BİR DİĞER ANKET
Silah bırakan PKK'lılar affedilmeli mi?
Evet %15.6
Hayır %84.4
Özdemir Araştırma
09-16 Aralık 2025
İSRAİL'DEN TÜRKİYE'YE VE İRAN'A UYARI
Vergi mükelleflerinin yıllık 500 milyon dolarıyla üretilen TRT dizileri ile kurulan "Yeni Osmanlı İmparatorluğu Hayali"ne ya da görülen rüyalara İsrail başbakanı limon sıktı ve “Topraklarımız üzerinde imparatorluklarını yeniden kurabileceklerini hayal edenlere sesleniyorum: Unutun bunu” dedi...
HAKAN FİDAN'IN AÇIKLAMALARI:
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan açıklamalarda bulundu...
"SURİYE'DE ATEŞKESİN UZATILMASI GEREKEBİLİR"
"Ateşkese gelinen süreçte çok fazla olay var. Kısaca şunu söyleyeyim. Şu anda DAEŞ- IŞİD mahkumlarının Suriye'den Irak'a taşınması söz konusu.
(Aralık 2024: Suriye’nin kuzeydoğusundaki cezaevleri ve kamplarda yaklaşık 65 bin 600 erkek, kadın ve çocuk IŞİD tutuklusu bulunuyor.)
"Suriyeli olmayan PKK'lıların bölgeden çıkması gerekiyor. Sincar'daki PKK varlığının sürdürülebilirliği yok. Örgütün kendisini yok olmayla karşı karşıya kalmadan dönüştürmesi gerekiyor. SDG Ankara'dan gelen hiçbir mesaja kulak vermiyor. Başkalarının gündemine alet olmamalılar."
"Gazze acil konumuz. İşin başındayız. Refah Sınır Kapısı haftaya açılabilir. Türkiye Kızılay'la halihazırda kesintisiz yardım faaliyeti yürütüyor. Barınma konusunda şu soğuk havada çadıra mahkumlar. Şu anda konteynerlerin götürülme meselesi var."
GAZZE'YE TÜRK ASKERİ GİDECEK Mİ?
"İsrail bizle ilgili her şeye karşı ama mücadelemiz sürecek. Gerekli şartlar oluşursa asker desteği ile ilgili bir irademiz var. (Hamas'ın silah bırakması) Yol haritasının içinde olması gereken bir konu. Bizim bir numaralı önceliğimiz Gazze nüfusunun Gazze'de kalması."
"İran'da büyük bir ekonomik zorluk var. Halkın ekonomik problemlere gösterdiği tepkiyi rejime tepki veriliyormuş gibi anlamak da doğru bir analiz olmayabilir. Gösteriler sahici ama başkalarının beklediği de olmaz. Biz bölge halkı olarak yeni bir savaş olmasını istemiyoruz. ABD İran'a müdahale edecek denen gece yoğun telefon trafiği oldu. İran olarak umarım bir yol bulurlar. Özellikle İsrail'in İran'a saldırı arayışında olduğunun emareleri de yok değil. O da var."
ÖMER ÖNHON : TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA FİZİKİ TEMAS RİSKİ VAR!
Ömer Önhon, Türk büyükelçi ve bürokrattır. Babası emekli büyükelçi Candemir Önhon, dedesi ise asker ve milletvekili ayrıca Türkiye Jokey Kulübü kurucu üyesi Saim Önhon'dur. Onun dedesi Macar asıllı Ömer Nâilî Paşa'dır.
ÖMER ÖNHON :
Türkiye ile İsrail arasında fiziki temas riski daha olası hâle geldi, uluslararası camianın cılız tepkisi İsrail’i azgınlaştırıyor...
Erdoğan ile Netanyahu birbirlerini açıktan hedef alarak karşılıklı salvolar yapıyorlar. Netanyahu İsraillilerde ve ABD başta olmak üzere diğer ülkelerdeki yandaşlarında, “İsrail ve Yahudi düşmanı radikal İslamcı” bir liderle mücadele hâlinde olduğu algısını yaratmayı amaçlıyor...
Orta Doğu’da olay Filistin meselesi, Suriye krizi falan değil, İsrail’in ve Donald Trump yönetimindeki ABD’nin, bölgeyi (ve etrafını) kendilerince şekillendirme projesidir.
Bölgede her ülke başka ülkelerin işlerine karışıyor, ortamı kendi çıkarları doğrultusunda tanzim etmeye uğraşıyor ama bütün bu ülkeler arasında bu işi en kötü ve en kanlı şekilde yapan çok açık ara İsrail’dir.
Gazze’de soykırım ve etnik temizlik yapan, Suriye’yi durmaksızın karıştıran, Katar’ın başkenti Doha‘yı bombalayan İsrail, insan hayatından savaş kurallarına, uluslararası normlardan ortak değerlere kadar pek çok şeyi ayaklarının altında çiğniyor.
Aşırı sağcı Netanyahu kafasının yönettiği İsrail’in Gazze’de amacı, orayı Hamas ve diğer silahlı Filistinli gruplardan temizlemek değil, 2 milyon 300 bin civarındaki Filistinlinin mümkün olduğu kadar çoğunu o topraklardan ayrılmaya zorlamak suretiyle Gazze’yi Filistinsizleştirmektir.
Bölgenin yeteri kadar Filistinsizleştiğine kanaat getirdikten sonra da herhalde Donald Trump’ın Gazze’yi “Orta Doğu’nun Rivierası yapmak" projesini hayata geçirecekler, yüz binlerce insanın yok edilmiş hayatları üzerine modern yapılarını ve tatil tesislerini dikecekler.
Türkiye, hem Filistin davasına verdiği destek, hem Suriye üzerinden kendisine olabilecek etkileri bağlamında olaya müdahil olmuş durumda.
4 Ağustosta T24’de yayımlanan “Yeni Suriye ile yeni Türkiye'ye ilişkin olasılıklar ve çeşitli soru işaretleri” başlıklı yazımda şunları da ifade etmiştim:
“Suriye'nin geleceğini etkileyecek çok önemli dış unsur İsrail’dir. Bu ülke, zayıf ve mümkünse parçalanmış bir Suriye istiyor. Son yıllarda cepheleşen ve birbirine diş bileyen İsrail ile Türkiye her an birbirlerine dalabilecek gibi dursalar da, doğrudan iletişim kanalları kapalı değil, görüşüyorlar. ABD, arabulucu ve yatıştırıcı rolü oynuyor. Türkiye Hamas ve Suriye’ye destek verdikçe, İsrail Yunanistan ve Güney Kıbrıs-GKRY’yi, ayrıca, Türkiye’nin yumuşak karnı olarak gördüğü Kürt kartını daha sıkıca kavrıyor.”
Bugün durum daha vahim. İsrail daha da fütursuz hareket ediyor. İki taraf arasında görüşmeler çok daha seyrek. Türkiye ile İsrail arasında dar alanda bir kaza, fiziki temas riski biraz daha olası hâle geldi.
Uluslararası camianın tepkilerinin cılız olması İsrail’i daha da cesaretlendirip azgınlaştırıyor.
İsrail’i kendi güvenliğini de garanti edecek makul bir çözüme imâle etmeyi ancak ABD başarabilir ama özellikle Donald Trump’ın ve yanındaki evangelist güruhun yönetimindeki ABD'nin bunu yapması çok uzak bir ihtimal.
Netanyahu’nun politikaları ABD’ye ve Trump’a aslında çok zarar veriyor.
Trump’ın İsrail’in Katar’a saldırısıyla ilgili tepkileri, pek çok ülkede zaten var olan “ABD’ye güvenilmez” kanaatini pekiştirdi ve her şeye rağmen ABD’ye hâlâ kredi vermeye devam eden birçok ülkenin de gözlerini açtı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Netanyahu birbirlerini açıktan hedef alarak karşılıklı salvolar yapıyorlar.
Netanyahu İsraillilerde ve ABD başta olmak üzere diğer ülkelerdeki yandaşlarında, “İsrail ve Yahudi düşmanı radikal İslamcı” bir liderle mücadele halinde olduğu algısını yaratmayı amaçlıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Filistinlilere soykırım uygulayan, Suriye’yi bölmeye çalışan aşırı sağcı siyonistlere karşı duran bölge lideri imajıyla Türkiye'de ve bölgede zeminini güçlendirmeyi de hedefliyor.
Türkiye iç ve dış tehditler karşısında Şam yönetimine ihtiyaç duyduğu her türlü desteği vermeye hazır olduğunu defaatle açıkladı.
Türkiye sözünü verdiği destek kapsamında somut olarak ne yapıyor veya ne yapmayı öngörüyor, Suriye’de üs mü kuruyor, savunma malzemeleri mi veriyor, askeri olarak müdahalede bulunmayı mı öngörüyor, tabii açıklanmıyor.
Türkiye’yi artık en az İran kadar düşman addeden İsrail de, gücünü ve özelliklerini göz önünde bulundurarak farklı şekillerde Türkiye’yle uğraşıyor, içeride ve dışarıda Türkiye’nin yumuşak karnı olarak gördüğü noktalara baskı uyguluyor.
İsrail’in Türkiye'nin Suriye’de üs kurmayı amaçladığı ileri sürülen mevkileri bombalamaktan Türkiye karşıtı gruplarla ilişki kurup Türkiye yanlısı olarak gördüğü kişileri ve grupları hedef almaya kadar pek çok faaliyeti bulunduğu söyleniyor.
İsrail, ABD'deki uzantılarını da kullanarak Türkiye üzerinde baskı kurmayı, Türkiye’yi provoke edip kötü göstermeyi amaçlıyor.
Netanyahu, bölgede de, Rum-Yunan ikilisini Türkiye karşıtı kampanyasında daha aktif hale getiriyor. Bu ikilinin son zamanlarda artan hareketliliği durduk yerde değildir.
Özetle, Türkiye ile İsrail, bugün itibariyle, açıktan silahlı vuruşmaya dönüşmemiş temkinli bir çatışma ortamında karşı karşıyalar.
AKP-MHP ortaklığının, özellikle de mevcut bölgesel ve uluslararası konjonktürde, iç cepheyi güçlendirme söylemi doğru da, haftalardır Türk kamuoyunun gündeminde olan muhtelif konulardaki söylem ve uygulamaları toplumdaki bölünmeleri derinleştiren ve iç cepheyi zayıflatan nitelikte.
Her halükârda, Türkiye, türlü olumsuzluklara mukabil, İsrail’in dalaştığı diğer ülkelerden çok farklı. Sadece kendi imkanlarıyla dahi İsrail’in boğazına takılıp nefesini kesecek kadar büyük bir lokma.
Ayrıca, İsrail’le bir ihtilafta müttefiklerin blok olarak Türkiye'nin yanında duracaklarını düşünecek kadar saf değiliz ama, NATO üyesi olmak da Türkiye lehine bir fark yaratıyordur diye düşünmek istiyorum.
Suriye’de durum şu:
- Suriye sahnesindeki tüm dış ve iç aktörler, bence Türkiye dahil, Suriye ülkesinin bundan böyle güçlü bir merkezi sistemle yönetilemeyeceğini, “azınlıklar” temelli bir yaklaşımla, yerel yönetimlere belli yetkiler veren bir idari yapı oluşturulması gerektiğini görüyorlar. Ama bu idari yapının parametreleri ve tanımı üzerinde görüş farklılıkları bulunuyor.
- ABD, Suriye ve Ürdün kısa bir süre önce Amman'da buluştular ve Süveyda’da istikrar sağlanması konusunda bir yol haritasına imza attılar. Bu belge etrafında söylenecek çok şey var ama ayrı bir yazı konusu olur. Her halükârda, İsrail’in desteklediği Dürzi lider al-Hijri bu anlaşmayı tanımadıklarını açıkladı.
- Suriye’nin güneyinin silahsızlandırılması daha doğrusu merkezi hükümete bağlı güvenlik güçlerinden/aşiret milislerinden ve savunma teçhizatından arındırılması, Şam yönetiminin oradaki varlığının, yani Suriye devletinin kendi ülkesindeki egemenlik hak ve yetkilerinin sınırlandırılması ve Dürzi bölgesinde oluşturulacak bir yerel idarenin duruma vaziyet etmesi de İsrail’e yeterli gelmeyecektir. İsrail hep daha da fazlasını isteyecektir.
- SDG ile Şam arasındaki temas ve görüşmeler devam ediyor ama SDG “haklarını korumak ve kazanımlarını kaybetmemek” şeklinde tanımladığı tutumundan geri adım atmıyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barack tarafından “müttefikimizsin ama sana özel bir borcumuz yok” türünden açıklamalar yapılmış olsa da, SDG nihai tahlilde ABD’nin kendisinden vazgeçmeyeceği görüşüyle hareket ediyor. SDG’nin bu öngörüsü bence doğru.
- ABD Özel Temsilcisi Barack, o ülkeden bu ülkeye koşturmaya devam ediyor. Suriye ile İsrail arasında ve Şam ile Şam’a karşı direnen gruplar arasında bazı anlaşmalar yapılabilmesi için çalışıyor.
- İsrail’in Suriye’ye saldırganlığının durdurulması konusunda BM’den bu ülkeyi zorlayıcı, bağlayıcı bir şey çıkması, bu kuruluşun mevcut yapısında beklenmemelidir.
- Suriye’nin istikrarlı bir ülke haline gelmesinin önünde, HTŞ’den kaynaklı olumsuzluklar dahil, pek çok engel var. Ama en büyük zorluk İsrail’in bu ülkeyi karıştırma politikasıdır.
İsrail, 8 Aralık'tan bu yana, Suriye'ye 1.000'den fazla hava saldırısı ve 400'den fazla kara saldırısı düzenlemiş.
Netanyahu iktidarının Filistin’deki, Suriye’deki, ezcümle, bölgedeki politikaları, İsrail’in geleceğini daha güvenli değil, daha güvensiz yapıyor.
İsrail kendisinin de yaşam sahası olan tarlaya sürekli düşman ekiyor. Kendisine düşman nesiller yetişmesine yol açıyor. Radikalizme ve DEAŞ gibi yapılara zemin kazandırıyor.
Bu aşamada yapılması gereken, İsrail’i, kendisinin de güvenliğini garanti altına alacak makul bir barışa zorlamaktır.
Üye ülkelerin farkı yaklaşımları ve politikaları nedeniyle gerçekçi durmasa da, Arap Birliği'nin, İslam İşbirliği Teşkilatı'nın ve Avrupa Birliği'nin İsrail’le diplomatik ilişkileri askıya almaları, ekonomik ve ticari ilişkileri durdurmaları, Filistin’i tanımaları gibi toplu hamleler bu kapsamda başta gelen zorlayıcı önlemlerdendir.
Bu gibi toplu adımlar sadece İsrail değil, ABD üzerinde de baskı yaratacaktır.
Diplomatik çözümlerin, sürekli istiskal edilmenin, çaresizliğin ve umutsuzluğun alternatifi, daha da çok şiddet ve savaştır.
BU SATIRLARIN YAZARINDAN (HAKAN SONOK'TAN) "EPILOGUE":
Bugün bile Amerikalı iyi niyetliler Trump adı verilen Tiran'ı ve müttefiklerini etkisiz hale getirmek için harekete geçmiş değil...1938'de Munich'te Hitler'e Avrupa'nın anahtarlarını sunan, Çekoslovakya'yı idam eden, İngiltere, Fransa ve İtalya Dünya Savaşı'na zemin hazırladıklarının ve bu savaşta 70 miyon insanın öleceğinin farkında değildi...Bugün hayatta olanlar da 3. Dünya Savaşı'nın kapısını araladıklarının farkında olmayabilir!
Yazının eki: "HAYAT ÖPÜCÜĞÜ"; ZEKİ MÜREN ; 1984
https://www.youtube.com/watch?v=iQx18lAsRDU