Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°

Pasifizm: Ses Çıkarmadan Dünyayi Sarsanların Hikâyesi

YAYINLAMA:
Pasifizm: Ses Çıkarmadan Dünyayi Sarsanların Hikâyesi

Pasifizm: Ses çikarmadan dünyayi sarsanlarin hikâyesi

Bazı kelimeler var, insanın kulağına fısıltıyla sokulur ama içeriden bağırır. “Pasifizm” de işte tam olarak öyle bir kelime.

Dışarıdan bakınca pamuk gibi, sütlaç gibi; ama içine girdiğinde lav püskürten bir yanardağ gibi.

Evet sessizdir. Ama o sessizlik öyle bir sessizliktir ki, bazen bir savaş narasından daha çok yankılanır.

Önce şunu bir netleştirelim: Pasifizm, pasiflikle karıştırılan zavallı bir kelimedir. Hani şu “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cıların yastığına başını koyduğu türden bir miskinlik değil. Aksine, ortalık yangın yeriyken,

“ben bu ateşe körükle değil, suyla giderim”

diyebilenlerin duruşudur.

Yani özetle, el âlem kavga ederken “ne var ya biraz da susalım” demek değil; herkes bağırırken sakin kalarak daha çok şey söylemektir.

Ama kabul edelim, pasifizm zor iştir. Özellikle de şu çağda…

Çünkü biz öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, birine yumruk atsan trend oluyorsun, ama birinin elini tutsan kimse görmüyor.

Hatta bırak barışı, tatlı dili bile “aktiflik eksikliği” olarak görüyorlar.

Twitter’da kavga çıkarmayanı “kişiliksiz”,

tartışmaya girmeyeni “renksiz” ilan ediyorlar.

Halbuki pasifizm, kavga etmeden karakter sahibi olmanın en net yoludur.

Ama kolay mı? Değil. Hele ki WhatsApp gruplarında…

Düşünsene, mahallede kavga çıkmış, biri bağırıyor, biri çöp kovasıyla geliyor. Sen de elinde çayla araya girip “Arkadaşlar, şiddet çözüm değil” diyorsun.

Ne oluyor biliyor musun?

Herkes dönüp sana bakıyor. “Sen niye tarafsızsın?”

Oysa tarafsızlık değil seninkisi; sen savaşta bile bayrak açmamayı seçen birisin.

Ama işte insanlar ses çıkaranı haklı, susanı suçlu sanıyor.

Bağırmayanı korkak, susanı günahkâr gibi görüyor.

O yüzden bu çağda pasifist olmak, sadece barış için değil, kendinle savaşmak için de cesaret istiyor.

Çünkü susunca kimse “anlamaya çalışayım” demiyor, “demek ki içine sinmiş” diyor.

Ve bazen, en çok sessiz kalanların içi çığlık dolu oluyor.

Tarihte bu işi en zarif yapanlar vardı.

Gandhi mesela…

Adam bildiğin yürüyerek koca imparatorluğu terletti. Şiddet yok, kavga yok, sadece ayak sesi. Ama öyle bir yürüyüş ki, yer sarsıldı.

Martin Luther King… “Bir hayalim var” dedi, milletin kabusu oldu.

John Lennon...

Yatakta yatıp protesto yaptı, adamlar çarşaf yüzünden huzursuz oldu.

Bir de bizim bu topraklarda bin yıl önce "ne olursan ol gel" diyen bir adam vardı. Mevlana. Kılıçsız, kalkansız ama sözüyle ordu sustururdu.

Evet, pasifistti belki. Ama pas geçilen biri değildi.

Peki ya şimdi?

2026 yılında, barışçıl kalmak hâlâ bir duruş mu, yoksa sosyal medyada silinmenin kestirme yolu mu?

Bir tartışmaya girmeyince, "aman karışma" diyorsun; ama sonra bakıyorsun, haklıyı yalnız bırakmışsın.

Susuyorsun, ama içinde birileri bağırıyor: “Sessiz kalmak da suç ortaklığıdır!”

E peki ses çıkarınca da “Ama sen de çok agresifsin yaa!” deniyor.

Pasifizm, günümüzde hem bir çelişki, hem de bir sınav.

Yani dostum, ya herkesle beraber kavga edeceksin ya da herkes sana karşıyken, “Ben kavgayı değil, çözümü seçiyorum” diyeceksin.

Ve bunun için bazen çok yalnız kalacaksın.

Peki şimdi bir durup kendimize soralım:

Herkes bağırırken susanlar gerçekten güçsüz mü, yoksa en büyük gücü sessizliğe dönüştürenler mi?

El kaldırmadan, yumruk sıkmadan ama dimdik durarak kazanmak mümkün mü?

Ve en önemlisi…

Kendi içimizde barış yapmadan, dünyada barış olur mu?

Belki de önce o savaşı kendi içimizde kaybetmeyi göze almalıyız

ki dışarıda kazanan olabilelim.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız