Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
26°

Emma Bovary: Hayal kur, ama fazla uçma

YAYINLAMA:
Emma Bovary: Hayal kur, ama fazla uçma

Emma Bovary’yi bilirsiniz. 19. yüzyıl Fransası’nda yaşayan bir kadın…
Ama dürüst olalım, biraz da hepimizden bir parça.
Çünkü Emma’nın derdi çok basit: Hayat istediği gibi değil, o da kafasında başka bir hayat uyduruyor.
Ve evet, biraz dramatik.

Hani derler ya, “elindekine razı ol.” Emma hiç razı değil...
Kocasına bakıyor, kasabasına bakıyor, rutinine bakıyor…
Sonra kafasında Paris sokaklarında balolara dans ediyor, yakışıklı adamlarla flört ediyor, her şey Oscar’lık sahne gibi.
Ama gerçek hayat mı? Onun kahkahası sessiz bir kasaba akşamına gömülmüş.

Flaubert’in mesajı basit:
“Hayal kurmak güzeldir ama kafanda film çekerken gerçek hayatla dalaşma; yoksa kahramanın kendisi bile ağlar.”

Emma’nın trajikomik dersi:

Hayaller güzeldir ama onları gerçeklerden ayrı tutamazsın.
Tatminsizlik doğal ama kafandaki filmle gerçek hayat kavga ederse, gerçek hep kazanır.

İnsan bazen kafasında Oscar’lık bir başrol oynar ama gerçek hayatta sadece kısa metraj çekebilir.

Gelin biraz da sarkastik bakalım...

Emma’nın hayatı bize diyor ki:
“Bak sevgili okur, kafanda Paris sokaklarında dolaşırken, gerçek hayatın hâlâ fatura ödüyor, bulaşık yıkıyor ve posta kutusunda bekliyor.”

Ama işin trajikomik kısmı burada:
Hepimiz bir şekilde Emma’yız. Kendi kafamızda bir dünya yaratıp başrolü kapıyoruz ama gerçek hayat sessizce bizimle dalga geçiyor.
Çok uçarsak, kafamızdaki Paris balosu yerini gri kasaba akşamına bırakıyor.
Ve tabii ki, kafamızın Oscar’ı da çoktan gitmiş oluyor.

Ve şimdi soralım:
Sen gerçekten yaşadığın hayatta mısın, yoksa kafanda oynattığın filmin yönetmeni misin sadece?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız