Ölü Toprağı...
Mutlaka kabristana gitmişsinizdir. Bir yakınınız vefat ettiğinde, ya da tanıdık bir dostunuz ebedi âleme göçtüğünde son vazifenizi yapmak için… Sessiz ve üzgün bir şekilde bulunduğunuz mezarın başında bir kürek toprak da ben atayım dersiniz… Gözyaşlarıyla yoğrulan, acı duygularınızın yüklendiği, içinizdeki derin üzüntünün, sessiz çığlığın yansımalarıyla attığınız toprak aslında ölenin kabrine değil sizin yüreğinize atılmaktadır!
Ölü toprağıdır, o…
Derin bir sessizlik hâkim olur ortama… Sessizliğin sesini duyarsınız beyninizin tam ortasında! O toprağın altında kalanın hali nicedir bilinmez?! Sorgu-sual melekleri, sonrasında ebedi bir huzur ya da sonsuzluğa giden bir azap! Ama siz, dönüp çıkarsınız kabristandan… Kendi sonunuzu beklediğiniz meşakkatli hayatın gailesine dalarak!
Kitabın ortasından konuşalım mı?
Son 10 yılda üzerine ölü toprağı atılan, sonunun ebedi bir huzura mı yoksa sonsuz bir azaba mı sürüklendiği bilinmeyen bir toplum olmadık mı sizce?
Önce andımızı yasakladılar... Sonra T.C. ibaresini söküp attılar! Türk Milleti’nin onurunu kurtaran Atatürk’e ayyaş, ‘keşke Yunan galip gelseydi’ diyeni baş tacı ettiler!
Yetmedi!
50 bin insanımızın katili bölücü başına ‘kurucu önder’ deyip, Gazi Meclis’e çağırdılar! Şimdi de Meclis, o caninin ayağına gitsin diyorlar... Bu söylemlerden cesaret alan içimizdeki İrlandalılar da daha bir cüretkârlıkla Meclis kürsüsünden terörist başına özgürlük naraları atıyorlar... Hiçbir egemen devletin meclisinde yaşanabilir mi bunlar?
‘’Umut Hakkı’’ diyorlar… Peki, sormazlar mı adama, eli kanlı bebek katilinin kurduğu terör örgütü tarafından katledilen on binlerce insanımızın ‘’Yaşam Hakkı’’ n’olacak?
Anadolu’nun kadim milletleri Türk ve Kürt halkları arasındaki kan bağı ve kardeşliği hedef almış, Ortadoğu’yu kan ve gözyaşına boğanların taşeronluğunu yapan eli kanlı terör örgütünün istek ve talepleriyle mi gerçekleşecek terörsüzlük iklimi?
Ekonomik sorunlara girmiyorum bile… ‘Gözlerdeki ışıltı’ ile reel ekonominin ne kadar açmaza girdiği, ‘’faiz sebep enflasyon sonuç’’ stratejisinin sonunda enflasyon canavarının milyonlarca emekli, işçi, memur ve köylüyü perişan hale düşürdüğünü anlatmıyorum bile..
Büyükşehirler başta olmak üzere hemen hemen tüm şehirlerimizde göçmenlerden oluşan gettoların varlığını bilmiyor muyuz acaba?
Bunları biliyoruz da; Tıpkı, kabristanda gömülen mevtanın üzerine atılan toprak gibi, ölü toprağı atarak üstümüze; usulca fısıldıyorlar kulağımıza… ‘’Aman haa; Muhalefet yapma! Konuşma! Yazma! Yoksa sonrasının ne olacağını bilemediğin bir son bekler seni de!’’
Ben de kulaklarına fısıldayarak değil haykırarak söyleyeyim onlara… ‘’Eğer başına gelenlere sessiz kalarak ölü toprağının üstüne atılmasına göz yumarsan, sonrasında seni nasıl bir son bekler acaba? Ebedi bir huzur mu yoksa sonsuzluğa giden bir azap mı?’’
Ya kaderine boyun eğip susarsın, ya da Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi yedi düvele başkaldırıp ‘hür ve özgür’ olursun...
Tercih senin be güzel kardeşim!