YAĞMUR İÇİN YAKARIŞ
Biz Türklerin kültür kökleri çok derindir ve çok çok uzak geçmişe dayanmaktadır. Ne yazık ki; Türkistan’daki genel kuraklık, iç savaş ve göçler sonucu neredeyse bütün kıtalara yayılmışız. Ayrıca başka ülkelere ve uluslara hükmetme konularına kendimizi çok kaptırmışız. Kendi nüfusumuzdan katlarca fazla olan insan topluluklarını ve ülkeleri yönetelim, oralara doğru inanç ve uygarlık getirelim derken kendimizi ihmal etmişiz. Dahası; yönetim altına aldığımız uluslara çok önemli değerler katarken onların bazı adet ve törelerini benimsemişiz. İşte tam da burada kendi değerlerimizi ihmal etme, zamanla kendi kültür ve inanç değerlerimizi unutup başkalarının (aslında bize pek uymayan) kültür değerlerini bizimkilerinin yerine ikame etme gibi kötü bir sürece girilmiş. Ne üzücüdür ki bu yanlış ya fark edilmemiş ya da umursanmamış. Türk Ulusuna bulaştırılmış, pis bir sayrı durumundaki bu durum günümüzde de sürmekte…
Şimdi sizlere Türkistan’dan Anadolu’ya kadar getirilen kültür ve inanç değerlerimizden birini yazmaya çalışacağım. Söz konusu inanç değerimizin, Türkistan’da daha kutsal bir önem taşıdığını, daha eskilerde ise (binlerce yıl öncesinde) Tanrıca bir sevi ile uygulandığını sanıyorum. İşte o inanç ve kültür değerimiz:
AFYON İLİ BOLVADİN İLÇESİ DEREKARABAĞ KÖYÜNDE, TANRI’DAN YAĞMUR DİLEMEK İÇİN KADİM TÜRK GELENEĞİNİN TÖRENCE UYGULANIŞI:
Kuraklık olduğu zamanlarda yağmur yağsın diye Yüce Yaratana yakarmak için düzenlenecek törene bir kadın önderlik eder. Kadın bu iş için özel olarak görevlendirilmiş gibi köy halkınca kabul görmüştür. Her konuda olduğu gibi bu konuda da bir ocak geleneği vardır. Ocağın başındaki kadın sanki bir ‘Kam’ gibi davranırdı. Yağmur dileme töreni için karar verildiğinde, bu işin görevlisi olan kadın; tören için sağlam yapılı ve uysal bir eşek seçer. Seçtiği eşek kimin olursa olsun sahibi hemen verir. Eşeğin yularını çekmek için köylülerden bir erkek çocuğu görevlendirir. Ayrıca, eşek için görevlendirdiği erkek çocuktan başka iki erkek çocuk ve beş kız çocuk daha görevlendirir. Bu törende görev almak için çocuklar yarış halindedir. Aileleri, çocuklarının törende görev almasından gurur duyarlar. Böylesine kutsal bir törende görev almak, yaşından dolayı herkese kısmet olmaz… Böylece: 1 kadın+3 erkek çocuk+5 kız çocukla birlikte toplam 9 kişi bu törenin asıl unsurlarıdır. Çocukların yaşları 7 den az 10 dan fazla olmaz… Aralarına iki erkek çocuğun serpiştirildiği beş kızla birlikte 7 çocuk birbirlerine poşu veya kutlu kumaştan ince uzunca parçalarla ya da renkli oğurlarla (‘oğur’ kadınlar tarafından, yünden yapılan, çeşitli renklerle bezeli ip) bağlanarak bir katar oluşturulur. Çocuklar birbirine bağlanırken, rahat yürüyebilecekleri şekilde iki çocuk arasında ip uzunluğu bırakılır. Eşeğin yularını tutan çocuk ise daha uzun bir oğur ile bağlanır. Oğurun bir ucu ise töreni yöneten kadının elindedir. Kadın oğurun ucunu kendi sol bileğine bağlar, aynı elinde bir davul veya tef vardır. Birbirine bağlı olan çocuklar, topuklarına kadar uzanan bol giysi giyerler. Ayaklarının yalın olması gereklidir. Ayrıca çocukların giysilerine dikilerek veya çatal iğne ile tutturulan; zil, deve çanı, koyun ve keçi canları vardır, yürüdükçe, biraz da kasıtlı olarak sallanarak yürümekle, çeşitli tonlarda sesler çıkartılır. Bu arada kadın davulunu/tefini çalar ve de Tanrısal anlamda maniler söyler, sanki dua gibi… Bu söylemelerini bazen mırıltı halinde yapar, bir şeyler söylediği duyulur ancak ne söylediği anlaşılmaz.
Yağmur katarı köydeki her evin kapısına varır. Çocuklardan çıkan çıngırak sesleri ve baştaki kadının davul sesi hiç kesilmez. Hangi evin kapısına varılmış ise evin hanımı bir kap içinde (yaklaşık 2-4 litre) su getirip, birbirine bağlı çocukların kafalarından aşağı dökerek hepsini de boydan boya ıslatır. Ve hemen ardından (daha önce hazırladığı – yağmur töreninin yapılacağı bir gün önceden duyurulduğundan) bulgur – tereyağı – kuyruk yağı – kavurma gibi gıda maddelerinden (en az birini, bazıları hepsinden), yularından bir erkek çocuğun çektiği eşeğin üzerindeki heybenin gözüne koyar. Eşekte birden fazla heybe olurdu. Her heybenin iki gözü olunca da verilen her şeye konulacak yer bulunurdu. Katardaki kız çocukları renkli iplerle daha gösterişli giyinirlerdi ve onlara ‘yağmur gelini’ denirdi. Baştaki kadının söylediklerinden başka; her kapıya vardıklarında üzerlerine su dökülen çocuklar hep bir ağızdan şöyle bağırırlardı: “avılda çamur, teknede hamur, ver yaradan bolca yağmur” … İşte buna benzer başka sözler de mâni şeklinde söylenirdi… Yağmur kervanının kapıya gelmesi o hane için kutsal bir durumdu, içtenlikle memnun olan evin kadını yiyecekleri vererek onları uğurlarken yuvasının kutlu olacağına inanarak arkalarından dua ederdi.
Bu şekilde köydeki bütün evler gezildikten sonra köy meydanı veya uygun olan bir yere gelinir. Köydeki bazı genç kadınların da yardımıyla kazanlar kurulur aş /pilav pişirilmeye başlanır. Bu arada sırılsıklam ıslanan çocuklar üzerlerini değiştirip tekrar gelirler… Bu arada pilav pişer.
İçinde tereyağı, kuyruk yağı ve kavurmanın olduğu pilav kazanlarının başına, her evden, elinde tabak olan biri gelir. Pilav dağıtılmadan önce kadın dua eder herkes bu duaya katılır. Dağıtılmakta olan pilavdan herkes az da olsa almak ister çünkü o pilav artık kutlu pilavdır.
İnanın üzülerek yazıyorum ki; onlarca yıldır bu özgün tören uygulanmaz oldu. Pek yakında unutulup gidecek, zaten yeni yetme gençler hiç görmediler…
Bunları okuyanlara garip ve mantık dışı gibi geleceğini biliyorum ancak yazmadan da edemeyeceğim. Bu yağmur törenlerinden sonra, az veya çok mutlaka yağmur yağardı. Bir keresinde pişirilen pilav daha dağıtılmadan sağanak halinde yağmurun bastırdığına tanık olmuş biriyim… Her ne dilersen, hangi dilde ve hangi şekilde dilersen, Yüce Yaradan’dan dile. Tanrı’nın yarattıklarından medet umma!..
Son olarak şunu da yazmalıyım: Bu yazdıklarımı ben bir yerlerden almadım, birilerinden duymadım; çocukluğumda bizzat bu törenlere (birbirine bağlanan çocuklar arasında) katıldım. Bizim köyde, komşumuz olan ‘Gülsüm’ adında bir kadın vardı, köyde ona ‘Of Of Kız’ derlerdi. Benim katıldığım yağmur törenini o kadın yönetmişti…
Mönke Tanrı’nın kücüdür…