Antalya
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
29°

SÖZÜN DE BİTTİĞİ YER OLUR MU?

YAYINLAMA:

Üzgünüm ki, eskiden bazen "sözün bittiği yer" olurdu, şimdi ise söz başlamadan bitiyor, çünkü sözü anlayan ve dinleyen o kadar azaldı ki.

İnsanlar için öncelik insanlık, ülkeleri, halkları ya da dönemsel sorunlar değil, artık insanlar için öncelik "ben", kendileri olmuş.

Son dönemin "muhteremlerini" bir kenara bırakarak yazıyorum, uzun yıllar Antalya'nın Gazipaşa'sından Kaş'ına kadar birçok yerinde, birçok hemşerimizin yarasına, bir derdine derman olmak için çabalar dururduk.

Erol Öcal, Süleyman Sarıkaya, Yusuf Rıza Çolak, Bekir Turgut gibi nice hemşerim “Gel şu Antalyalılar Derneği’ne Başkan ol” dediler, kırmadık “Eyvallah” dedik; yıllarca yöneticilik ve başkanlık yaptım.

Başkentte okuyan öğrenciler, işi olanlar geliyor; uğrayacakları, danışacakları, dinlenecekleri bir yerleri olsun dedik ve İzmir Caddesi gibi merkezi bir yerde, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Bekir Kumbul'un desteği ve Cevat Zeybek'in özverili katkıları ile bir yerimiz, evimiz oldu.

Yüzlerce hemşerimiz ile "Antalyalılar Portakal Gecesi", iftarlar, kahvaltılar yapardık. Babasının cebine 3- 5 ay yeter diye, çok para sanarak koyduğu paralar, bir ayda bitince, arkadaşlarına "Sizin paranız bitince ne yapıyorsunuz" sorusuna aldıkları yanıt, "Sizin bir dernek ya da vakfınız yok mu, yardım edecek" sözü, birden farkındalık yaratır ve birden Antalyalılar Evi'ni bulurlar.

Vicdanlı bir insan ve hemşeri iseniz, bana ne diyemezsiniz. En masum gördüğünüz yerlerin bile ne tuzaklar ile dolu olduğunu bilince, duyarsızlık yapamazsınız.

Yıllarca sevgili Arif Öz, Hüseyin Çolak gibi hemşerilerimizin özveri ile ev sahipliği yaptığı derneğe, Başkanı olarak bir telefon ile iş yerinden çıkıp gelir ve hemşerimizin derdine, yine yukarıda saydığım değerli hemşerilerimiz aracılığı ile çoğunlukla da kendi cebimizden derman olurduk.

Tabi bunu duyan bilen uyanıklar da çıkmaz mıydı, elbette ki evet.

Daha önceleri "insan sarrafı olmak" sözüne güler geçerdim. Meğer insan, onca yaşadıklarından sonra, karşındakinin yüzüne bakıp hal ve hareketlerini görünce, İNSAN SARRAFI da olurmuş.

Gerek Bekir Kumbul'un, gerek Menderes Türel'in gerekse de Muhittin Böcek'in sayesinde İzmir Caddesi’ndeki bu yeri, Antalya Büyükşehir Belediyesi irtibat bürosu yaptık.

Ben artık demokrasiye ve seçimlere, doğru yönetimlerin seçilemeyeği düşüncesi ile inanmıyorum.

Denetlenmeyen seçilmişler, zamanla "kral oluyor". Bunun zararını ise, muhatap olan halk, yurttaşlar ya da hemşeriler çekiyor.

Son zamanlarda gerek ülke genelinde, gerekse de memleketim Antalya'da pek de iç açıcı olmayan haberler duyuluyor. Yurttaşlar oy vererek önlerine konulan birilerini ŞZD (Şimdi Zamanı Değil) gerekçesi ile seçiyorlar. Eyvallah. Peki denetleme olanakları yok. Denetlemesi gereken kurum ve organlar ise ya çaresiz ya da bazı olumsuzlukların bir parçası. Hani bir söz vardır, affınıza sığınarak Süleyman Demirel'in konuşmasından, halk arasında da yaygın bir deyimi yineleyeyim, Ananı "öpen" kasabanın kadısı ise, kimi kime şikayet edeceksin?

Yaşam sadece elde ettiğiniz şeylerden oluşmaz, bu dünya da öyle bir yer değildir. Yaşam, hepimizin aynı zamanda başkalarına da ilham kaynağı olduğu, yaşam enerjisi verdiği yer olmalıdır.

Bazen hayattan ümidini kesmiş, hiç umudunun kalmadığını düşünen insanları yeniden başlamaya cesaretlendirmeliyiz. Bu hepimiz için güzel bir gelecek ve dünya demek olacaktır.

Türkçe sözlüğe bakacak olursak "Menfaat" sözcüğünün; çıkar, yarar demek olduğunu görüyoruz. Çıkarcı insanların, yalnız kendi çıkarlarını düşündüklerini, hareket ettiklerini, başkalarının değerlerini ve duygularını önemsemediklerini görürüz, söyleyebiliriz.

Bunların, kendi çıkarları için kolayca insanları kullanabilen, çıkarcı kişiler olduğunu anlamak bazen zaman alsa da elden bir şey gelmez. Oysa yaşam yalnız başarılı ya da güçlü biri olmanın ötesinde, güzel bir insan olabilmektir.

İşte bu güzel insanları, çevreyi ve ülkeyi yaratmak elimizde. Haydi en yakın çevremizin farkındalığı içinde olalım.

Anadolu'da bir söz vardır. "Önce Ev Över, Sonra El Över!.." Bu ise bir farkındalıktır. Çünkü insan okuduğu, bildiği kadar da gördüğü ile öğrenen, inanan bir varlıktır.

Ya kendimizin farkına varacağız ya da her şeyin yalan ve talan ile yok edildiği bir yerde yok olup gideceğiz.

Bunun genelde ülke olmasının, yerelde de Antalya, ya da yaşadığımız bir yer olmasının hiçbir önemi yoktur.

Ne diyordu 1898-1956 yılları arasında yaşamış Alman şair Bertolt Brecht; "Kurtuluş yok, ya tek başına ya hep beraber!...
Kurtuluş ve farkındalık size kalmış!..

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız