Sessizliğin Kucağında Dinlenmek
Gün gelir, insanın içi yorulur. Sadece bedeni değil, ruhu da ağırlaşır. Kalabalıklar arasında kaybolmuş bir bakış, yetişilmesi gereken işler, tutulması gereken sözler arasında insan kendini unutur. Oysa yorgunluk, sadece tükenmişlik değil; aynı zamanda bir çağrıdır. İçimizdeki derin bir ses, “Dur,” der. “Biraz soluklan. Kendine dön. Hatırla kim olduğunu.” Bu çağrıyı duymak, modern hayatın gürültüsünde cesaret ister.
Dinlenmek, sadece uyumak ya da hiçbir şey yapmamak değildir. Bazen bir fincan çayın buğusunda, bazen bir ağacın gölgesinde, bazen de bir dostun sessizliğinde bulunur gerçek dinlenme. Ruhun yavaşlamaya, kalbin yeniden ritmini bulmaya ihtiyacı vardır. Dinlenmek, kendine şefkat göstermektir. “Ben de önemliyim,” diyebilmektir. Çünkü insan, ancak kendine döndüğünde başkalarına da gerçek anlamda dönebilir.
Kendine dönmek, geçmişin yüklerini bırakıp özündeki sade gerçeğe ulaşmaktır. Kim olduğunu, neye inandığını, neyi sevdiğini yeniden hatırlamaktır belki de Bu dönüş, bir yolculuktur; bazen gözyaşıyla, bazen tebessümle örülür. Ama her adımda insan biraz daha hafifler, biraz daha kendine yaklaşır. Ve sonunda, dış dünyanın karmaşasına rağmen içinde bir huzur bulur:
Hayat bazen bir doğum günü sabahı gibi başlar—içinde umut, sevinç ve taze bir başlangıcın heyecanı vardır. Güneş biraz daha parlak doğar sanki, kuşlar biraz daha neşeyle öter. Güzel bir haber alırsın belki, beklenmedik bir tebessüm düşer yüzüne. O an, hayatın tüm karmaşası bir kenara çekilir ve sadece iyilik kalır geriye. Çünkü mutluluk, çoğu zaman büyük mucizelerde değil, sevgiyle kutlanan sade bir günde saklıdır.
Saygılarımla…