Olup biten her şeye ağlamak istiyor insan!
Gülmeyi uzun süredir unuttuk! Sadece birikmiş bütün acılara, topyekûn ağlamak istiyor insan. Ağlamak, bunca zaman herkesin yaşadığı acıları, kolektif acılarımızı, gelmiş geçmiş şahit olduğumuz bütün kötülükleri gözyaşıyla temizleme çabamız gibi geliyor bana.
Kurda, kuşa, insana, doğaya karşı yapılan her kötülüğe ağlamak, iyi insanların hep beraber yas tutması gibi, güçlendiriyor insanı. Ağlamak sanılanın aksine zayıflık değil, ama, kimsesizliğin, tek başınalığın, çaresizliğin dışa vurumu, bir çeşit iç temizliğidir aslında.
“İnsanın yaşı kaç olursa olsun, ağlarken hep kimsesiz bir çocuktur…” diyor Özdemir Asaf.
Bazen bütün dünyanın acılarını, kendi acınız gibi hissedersiniz ya, hani kelimeler boğazınıza dizilir, gözyaşları akmak için bekler durur, işte öyle zamanlarda, birinin omuzuna dayayıp başınızı, bağıra bağıra ağlamak istersiniz, ama o omuz bile size acınızı unutturmaz. İşte o anlarda duyduğunuz “yanındayım” kelimesi bile inandırıcı gelmez size. Sadece lafın gelişi söylenir ve bilirsiniz, kimse yanınızda değildir aslında. Acılar da tek başına çekilir çünkü!
Şu kocaman dünyada ne çok insan acı çekiyor, haksızlığa uğruyor ve bunu yapanlar, nasıl bu kadar rahat oluyor, insanın aklı almıyor! Vicdanı susmuyor! Zihnimiz başkalarının acısı ve yaşadıkları korkunç hayatlar için hüzünle doluyken, dudaklarımızın diyemediklerini, ağlayarak anlatıyoruz.
Bir Kızılderili atasözü der ki:
“Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler, gözyaşı ile temizlenir.”
İnsanlık adına bu kadar yoğun hissedilen acıları, ne kadar gözyaşı temizler acaba?
Karanlık ve acımasız senaryolarla, insanlara hayatı zindan edenler, öyle güçlüler ki; insan kendini bu zalimler karşısında çaresiz hissediyor!
“Çaresizlik karşısında, vücudun verebildiği en hızlı tepkidir ağlamak.” diyen Azra Kohen, haklıdır aslında…