İnsan eliyle yaratılan felaketin ardından bu tür yazıları yazmak zorunda kalıyorum. Günümüze kadar (yıllardan bu yana) çarpık kentleşme, yangınlar, deprem olayları başta olmak üzere yine insan eliyle, ormanlar üzerindeki tıraşlama kesimleri, heyelanların sebepleri, hava kirliliği, gıda terörü, kimyasal terör, mikro plastik konusuna kadar; insan yaşamına ve ekolojik değerlere zarar veren, ekosistem üzerinde hasar yaratan çok alanlı meselelere odaklı yazılar yazma ihtiyacı içinde oldum.
Şimdi de geçtiğimiz haftalarda meydana gelen İstanbul, Sakarya, Antalya ve birçok bölgemizde meydana gelen sel felaketine odaklanıyorum. Can kaybı, mal kaybı ve benzeri felaketlerin boyutu bakımından İstanbul'u çok önemsiyoruz. “İstanbul'un taşı toprağı altın” sloganıyla zaman içinde milyonlarca insan İstanbul'a gelince barınma, iş ve iaşe, eğitim ihtiyacına dayalı olarak zuhur eden hızlı yapılaşma ve çarpık kentleşmenin sonucu olan bu felaketlerin ayak sesleri kademeli olarak yıllara yayılım göstermişti. Fakat gelmiş geçmiş bazı belediyecilik zihniyeti, ilim, bilime, fen ve tekniğe, meriyetteki yasalara uymayarak söz konusu felaket zincirinin müsebbibi haline gelmişlerdir.
Gerek doğal deprem faciaları bakımından gerek suni felaketlerin oluşumunu engellemeyi esas alan plan ve projeler hazırlayıp sel baskınlarından insanların ölmelerini, trilyonlarca lira değerindeki toplumsal maliyetin doğmasına engel olamamışlardır. Hızlı ve yoğun nüfus baskısı nedeniyle, elbette kronikleşmiş siyasi mantığa odaklı uygulamalar sonucu hızlı ve çarpık yapılaşma modeliyle barınaklar inşa edilmiştir. Ormanlar yok edilmiş, alan kazanmak için 170 civarındaki İstanbul'un derelerinin %68'inin (yaklaşık 114 derenin içine) sel sularının, derelerin akış mecrası üzerine apartmanlar inşa edilmiş, dere sularının yolları kapatılmıştır. (Yapılan bir araştırma sonucudur.)
Keza ülkemizde, özellikle Batı Anadolu, Marmara, Akdeniz bölgelerimizde bu tür kentsel sorunların olduğunu açıkça ifade etmek mümkündür.
Mesela kuzeyden gelip Bayındır mıntıkasından denize doğru akışı olan doğal derenin kapatılarak Bayındır ve civarındaki yapılaşma da aynı mantığın sonucudur. Kamuoyunun anonimleşen düşüncesi şöyledir: Zaman sınırı gözetilmeksizin geçmişe yönelik olan tüm belediye başkanları, siyaset kurumunda yetkililer, felaketin doğmasına sebep olan diğer sektörler hakkında da soruşturmalar açılarak her türlü zararın tazmini için gereği yapılmalıdır.
En azından son 35-40 yıldan bu yana göç yoluyla köyünü terk edip şehirlere gelen ailelere teşvik verilerek köylerine dönüp topraklarını işlemeleri için ulusal köye dönüş projesi hazırlanmalıdır. Taşımalı eğitim planlamasıyla yıkılmaya terk edilen köy okulları yeniden canlandırılmalı, milyonlarca öğrenci yeniden köylerdeki okullarına kavuşturulmalıdır. Ayrıca Büyükşehirler Yasası iptal edilerek mahalle haline getirilen köylerimiz eski köy statüsüne kavuşturulmalıdır.
Köylerimiz öğretmenleriyle yeniden tanışmaları sağlanmalıdır. Dereler beton duvarlar içine alınmamalıdır. O betonların yıkılması gerekir.
