Başını Dizime Koydu, Ben Köşe Yazdım!

Başını Dizime Koydu, Ben Köşe Yazdım!

Bu hafta sonu evin nüfusu bir arttı.
Aslında evde zaten iki küçük köpeğim var. Ama bu kez misafirimiz biraz farklı.
Adı Barut.
Belçika Malinois cinsi, gençlik yıllarını geride bırakmış ama enerjisinden pek bir şey kaybetmemiş bir köpek.
Oğlum, İstanbul'daki köpek yarışmasına giderken Barut'u bana emanet etti.
Birbirimize yabancı değiliz. Beni tanıyor, biliyor. Ama sahibi ben değilim.
İki gündür birlikteyiz.
Yemeğini veriyorum, suyunu değiştiriyorum, dışarı çıkarıyorum. Oynuyor, dolaşıyor, enerjisini atıyor. Bazen balkonda birlikte oturuyoruz.
Kısacası, günlük ihtiyaçları konusunda üzerime düşeni yaptığımı düşünüyorum.
Derken yanıma geliyor.
Başını dizime koyuyor.
Elimi uzatıp sevmeye başlıyorum. O da başını çekmeden öylece duruyor.
İlk düşüncem şu oluyor:
Karnı tok, suyu var, dışarı çıkmış, oynamış. Ama bütün bunlardan sonra gelip bir de sevilmek istiyor.
Sonra kendi kendime itiraz ediyorum.
Bir dakika Aslı! Nereden biliyorsun?
Belki ilgi istiyor. Belki alışık olduğu bir dokunuşu arıyor. Belki de yalnızca yanımda bulunmaktan hoşlanıyor.
Barut'un aklından geçenleri bilmiyorum.
Ama o küçücük hareket, benim aklıma bir soru düşürüyor.
Sevilmek yalnızca bizim ihtiyacımız mı?
Aslında ne kadar kolay söylüyoruz:
Her canlı sevilmek ister.
Ben de seviyorum bu cümleyi.
Ama üzerinde biraz düşününce, içindeki “her” kelimesinin ne kadar büyük olduğunu fark ediyorum.
Çünkü başka bir canlının ne hissettiğini anlamaya çalışırken ister istemez kendimizden yola çıkıyoruz.
Bize iyi gelenin ona da iyi geleceğini düşünüyoruz. Kendi duygularımızla onun davranışları arasında benzerlikler arıyoruz.
Peki her yakınlaşma sevgi mi?
Her uzaklaşma sevgisizlik mi?
İnsanları bile anlamakta zaman zaman bu kadar zorlanırken, başka bir canlının duygularını çözmüş olmak biraz fazla iddialı değil mi?
Ama bunun tam tersi de var.
Anlamlandıramadığımız bir davranışı önemsiz saymak.
Sanki adını koyamadığımız şeyin bir karşılığı da yokmuş gibi.
Oysa sevgi dediğimiz şeyin yalnızca bizim bildiğimiz biçimlerde ortaya çıkması gerekmiyor.
Köpekler gibi sosyal hayvanların yakınlık kurabildiğini, güven geliştirebildiğini biliyoruz. Fakat bunu bilmek, her davranışlarının ne anlama geldiğini bildiğimiz anlamına gelmiyor.
Belki de mesele, bütün canlıların aynı şekilde sevilmek isteyip istemediğinden önce, bizim sevgi dediğimiz şeyi ne kadar dar bir alana sığdırdığımız.
Barut'un başını dizime koyması bana biraz da bunu düşündürüyor.
Ben iki gündür onun ihtiyaçlarıyla ilgilendiğimi söylüyorum.
Ne zaman yemek yiyeceği, suyunun eksilip eksilmediği, ne kadar hareket ettiği...
Hepsi belli, hepsi takip edilebilir şeyler.
Ama bir canlıyla kurulan yakınlık, yapılacaklar listesine pek sığmıyor.
Üstelik bunu yalnızca hayvanlar üzerinden düşünmüyorum.
Biz insanlar da bazen hayatı, karşılanması gereken ihtiyaçlar ve yerine getirilmesi gereken sorumluluklar üzerinden tarif etmiyor muyuz?
Yapılması gerekenleri yapınca her şeyin tamamlandığını düşünmek kolay.
Oysa hayatın, bizim hazırladığımız listelerden haberi yok.
Bir de listeye yazılmayanlar var.
Bazen bir ses, bazen bir dokunuş, bazen de hiçbir şey istemeden yanımızda bulunan birinin varlığı...
Bunların hepsine sevgi diyebilir miyiz, bilmiyorum.
Ama yalnızca ölçemiyoruz diye önemsiz olduklarını da söyleyemeyiz.
Belki insanın yanıldığı yer tam burası.
Bir şeyi açıklayabildiğinde anladığını, açıklayamadığında ise anlamaya değer olmadığını düşünmesi.
Oysa her yakınlığın bir açıklaması olmak zorunda mı?
Barut'un o an ne hissettiğini kesin olarak bilmem mümkün değil.
Ama onunla yaşadığım o küçük karşılaşmanın bende uyandırdığı düşünceyi biliyorum.
Bir canlının ihtiyaçlarını bildiğimi düşünürken, aslında yalnızca fark ettiklerimi biliyor olabilirim.
Ve bu, sandığımdan daha önemli bir ayrıntı.
Çünkü bazen bilmediğimiz şeyleri öğrenmekten önce, bildiğimizi sandıklarımızdan biraz şüphe etmek gerekiyor.
Barut'la geçirdiğim iki gün bana sevginin tanımını öğretmedi.
Zaten bir köpeğin başını dizime koymasından hayatın bütün sırlarını çözmeyi beklemiyorum.
Ama yıllardır düşünmeden söylediğim bir cümlenin üzerinde durmama neden oldu.
Her canlı sevilmek ister.
Belki de bu cümleyi söylerken, önce sevginin bizim dışımızdaki dünyada nasıl bir karşılığı olabileceğini düşünmeliyiz.
Ben Barut'un yemeğini verdim, suyunu değiştirdim, dışarı çıkardım.
Bunların hepsi benim sorumluluğumdu.
Ama gelip başını dizime koyması, benim hazırladığım o ihtiyaç listesinin bir parçası değildi.
Ve galiba aklımın en çok orada kalmasının nedeni de bu.
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız