Atatürk’ü Anarken

Atatürk’ü Anarken

10 Kasım, yalnızca büyük bir devlet adamını anma günü değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya tarihinde bıraktığı izleri ve uluslararası alanda kazandığı saygınlığı hatırlama vesilesidir. Diplomasi hayatımda tanıklık ettiğim iki anlamlı olay, Atatürk’ün evrensel değerini yabancı devlet adamlarının sözleriyle ortaya koyması bakımından benim için ayrı bir önem taşır.

Aralık 1917’de Mustafa Kemal, Osmanlı Veliahtı Mehmet Vahdettin ile birlikte Almanya’yı ziyaret etmişti. Türk heyeti, ziyaretin ilk durağı Bad Kreuznach’ta, dönemin Alman Genel Karargâhı olarak kullanılan bugünkü Park Hotel’de konaklamış ve İmparator II. Wilhelm ile görüşmelerde bulunmuştu.

Bu tarihi ziyaretten 80 yıl sonra, Mainz Başkonsolosu olarak başlattığımız girişimler sonucunda, 23 Nisan 1997’de düzenlenen törenle otelin girişine bir anı levhası yerleştirildi. Otelin tarihî salonlarından birine de Atatürk’ün adı verildi. Salonda, Atatürk’ün yaşamı, devrimleri ve Almanya ziyaretiyle birlikte Türk-Alman ilişkilerinin tarihsel gelişimi belge ve fotoğraflarla anlatılıyordu.

Açılış törenine katılan Rheinland-Pfalz Eyaleti İçişleri Bakanı Walter Zuber’in konuşması, Atatürk’ün Almanya’da nasıl değerlendirildiğini göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.

Zuber, Türk-Alman dostluğunun Cumhuriyet döneminde daha da güçlendiğini vurgulayarak, bunda Weimar Cumhuriyeti ve Cumhurbaşkanı Friedrich Ebert ile yakın ilişkiler kuran Atatürk’ün önemli payı bulunduğunu belirtti. Atatürk’ün laiklik, harf ve kıyafet devrimleriyle modern Türkiye’nin geleceğini şekillendirdiğini, Türkiye ile Batı dünyası arasında güçlü bir kültürel köprü oluşturduğunu ifade etti.

Alman Bakan, Nazi döneminde ülkelerini terk etmek zorunda kalan Alman bilim insanlarına, sanatçılara ve aydınlara Türkiye’nin kapılarını açmasını da özellikle hatırlattı. Ernst Reuter, Paul Hindemith ve Eduard Zuckmayer gibi isimlerin Türkiye’ye kabul edilmesini, Atatürk’ün insanlığa ve Türk-Alman dostluğuna verdiği önemin somut bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Zuber konuşmasını, “Mustafa Kemal Atatürk’ün her iki devletin ve ulusların arasında sürekli bir dostluğun gelişmesinde büyük katkıları vardır” sözleriyle tamamladı.

Benzer bir girişimi Zürih Başkonsolosluğu görevim sırasında da gerçekleştirdik. Başkonsolosluğumuzun salonunu Atatürk Salonu’na dönüştürdük. 10 Kasım 2001’de yapılan açılış töreninde konuşan İsviçre Ulusal Meclisi üyesi Guillaume Albert Houriet’nin değerlendirmeleri de hafızamda derin izler bıraktı.

Houriet, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçişi gerçek bir devrim olarak nitelendirdi. Atatürk’ün yalnızca üstün bir asker ve stratejist değil, aynı zamanda halkının karakterini, beklentilerini ve değişime hazırlanmasının önemini kavrayan büyük bir siyaset adamı olduğunu vurguladı.

Atatürk’ün çökmüş bir imparatorluğun kalıntılarından laik ve modern bir cumhuriyet yaratma iradesine dikkat çekerek, Avrupa’da diktatörlüklerin yükseldiği bir dönemde Türkiye’de demokratik deneyimlere girişmesini özellikle anlamlı buldu.

Houriet’ye göre Atatürk’ü çağdaşlarından ayıran özellikler yalnızca gerçekleştirdiği devrimler değildi. Onun insancıllığı, hoşgörüsü, sağduyusu ve başkalarına saygılı milliyetçilik anlayışı da tarihsel büyüklüğünün temelini oluşturuyordu. Konuşmasındaki şu değerlendirme özellikle çarpıcıydı:

“Pek çok ülkenin lideri Atatürk’ün eserlerinden esinlenmişler ve O’nun yaptıklarını yapmaya çalışmışlardır. Ancak hiçbiri O’nun gibi olamamıştır.”

Aradan geçen yıllar, Atatürk’ün yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu değil, bağımsızlık, çağdaşlaşma ve ulusal egemenlik mücadelesiyle başka toplumlara da ilham veren bir lider olduğunu daha açık biçimde gösteriyor.

Bugün bizlere düşen görev, Atatürk’ü yalnızca törenlerle anmak değil; aklın, bilimin, laikliğin, hukukun üstünlüğünün ve çağdaş uygarlığın yol göstericiliğinde onun Cumhuriyet idealini yaşatmaktır.

10 Kasım’da Atatürk’ü saygı, minnet ve özlemle anarken, Alman ve İsviçreli iki siyasetçinin yıllar önce dile getirdiği bu düşünceleri paylaşmak istedim. Çünkü Atatürk’ün büyüklüğü, yalnızca milletimizin hafızasında değil, dünya tarihinin sayfalarında da yaşamaya devam ediyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız