Samimiyetsizliğe Yenildik!

Samimiyetsizliğe Yenildik!

Yaşadığımız her olay, her gelişme hepimiz için aslında yeni bir süreç ve yeni deneyimler barındırıyor. 

Yaşanmış ve yaşanması mümkün her detay aslında yaşantımızın her alanında kendini fazlasıyla gösteren temel öğretiler olarak karşımızda duruyor.

Hayat maratonunda diyebilirim ki her yaşadığımız olay, her diyalog ve gözlem insanları daha iyi anlamamız gerektiğini gözler önüne seriyor. 

Menfaatine göre savrulanların hızla arttığı günümüzde samimiyeti adeta mumla arar olduk.

Böylesine tutarsızlıklar içinde insanların birbirine olan güveni hızla tükenirken sahte ve yapmacık sözlere de gülüp geçer olduk!

Güvensizlik ve samimiyetsizlik o denli arttı ki adeta herkes birbirinden şüphe eder hale geldi!

Diğer taraftan birçok şey için zamanımızı boş yere harcarken, kendimize ne kadar az zaman ayırmaya başladık? Bunun farkına hiç varıyor muyuz acaba?

Cep telefonuna dalıp saatlerce gereksiz biçimde oyalanırken, yanı başımızda ilgi isteyen, belki de samimi bir sohbet isteyen yakınlarımıza, arkadaşlarımıza birkaç dakikayı artık çok görmeye başladık!..

Aslında hiç olmadığı kadar bencil ve vurdumduymaz olduk!

Bize gerçek değeri veren dostlarımıza bile bir selamı esirger olduk ve sanal ortamda teselli arar hale geldik.

Şöyle bir düşünüyorum da; zaman zaman kendimizle çeliştiğimiz anlar oluyor. Teknoloji ve bilişim çağı sanırım tüm dengelerimizi alt üst etti.

Benliğimizi yerle bir etti!

Soğuk, kasıntılı, duyarsız, önyargılı ve asabi olduk…

Göründüğünden “farklı” görünmeye çalışan insanlar sardı etrafımızı. Bir yerlerde bir şeyler eksik, fazlasıyla “gösteriş” eğilimi var!

Bir konu hakkında görüş veya düşüncelerini dile getirirken “samimi” olmayan insanların yaklaşımları gerçekten üzücü…

Kaçamak ifadeler, içten olmayan, inandırıcı olmayan söylemler…

Bu tutarsızlık maalesef bir yaşam biçimi haline geldi!

En çok ihtiyaç duyduğumuz insani olguların başında gelen hoşgörü ve anlayış kültürüne sıkı sıkıya sarılmamız gerekirken anlamsız biçimde kendini farklı noktalarda ve mevkilerde gösterme çabası içinde olan sanal insanlar ve sahte dostluklar sardı etrafımızı... 

Ve olduğundan farklı görünmeye çalışanlara değinmek istiyorum.

Hani; ne olduğu gibi görünemeyen, ne de göründüğü gibi olamayan insanlar!

Sanırsınız ki her şey hakkında, her konu hakkında bilgileri var. Her fotoğraf karesinde onlar, var her ego gösterisinde onlar kol geziyor etrafta…

Oysa; o kadar boş ve kişiliksiz karakterler ki!

Anlamak mümkün değil…

Kendisiyle barışık olmayan insanların, etrafı ile barışık olmasını zaten bekleyemezsiniz.! 

Tahammülsüzlüğü önyargı ile birleştirdiğimizde geçimsiz ve sevimsiz kişiler çoğalıyor.

Şurası bir gerçek ki; tahammülsüzlüğü bir yaşam biçimi olarak seçen ve o doğrultuda hareket eden, önyargılı, mesafeli, bencil ve hoşgörüden uzak figürler yaşantımıza ne katabilir?

Koskocaman bir hiç…

Eleştiriyi bir yaşam biçimi olarak algılayan ve eleştiri oklarını yaşamı boyunca kendinden uzak tutan insanların “inandırıcılığı” sorgulanmalı artık.

Özeleştiriyi hep hedef saptırma olarak algılayan ve “büyük dağları ben yarattım” edasındaki insanların ve onların yaşam biçiminin kime ne faydası olabilir?

Olmuyor da…

Kibirli, gösterişten hoşlanan, olduğundan farklı görünmeye çalışan, algı saptamasıyla mekanik mesafeler kurarak kendini soyutlamaya çalışan, işi düştüğünde selam veren, işi olmadığında farklı ve anlamsız bir kişilik sorunu yaşayan insanların inandırıcılığını neyle sorgulayacağız?

Sanırım teknolojik gelişmeler ve değişimler değer yargılarımızı da alt üst etti…

En önemlisi samimiyeti, inandırıcılığı ve güven duygusunu kaybettik!

En büyük kayıp da bu bence…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız