Küresel ısınma ve iklim kriziyle mücadele etmek amacıyla dünyanın 197 ülkesinden çok sayıda lider, 100 bine yakın bilim insanı ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi önümüzdeki hafta Antalya’nın Aksu ilçesinde bir araya gelecek. COP31 Zirvesi adıyla düzenlenecek bu dev organizasyon, Aksu’da 2016 yılında yaklaşık bin 200 dönümlük birinci sınıf tarım arazisi üzerine milyarlarca lira harcanarak inşa edilen EXPO alanında gerçekleştirilecek.
Normal bir vatandaşın veya şirketin tarım arazisine bu tür ticari ya da fuar alanları inşa etmesi, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamında yasak. Ancak büyük ölçekli ve uluslararası organizasyonlarda devlet eliyle bu arazilerin kullanım statüsü değiştirilebiliyor.
Bunun en güncel ve somut örneği Aksu’daki EXPO alanında yaşandı. Tarım ve Orman Bakanlığına ait, Antalya-Alanya kara yoluna cepheli yaklaşık bin 100 dönümlük birinci sınıf tarım arazisi, 2016 yılında “Çocuk ve Çiçek” temalı botanik EXPO organizasyonu için ayrılmıştı. Bundan 10 yıl önce gerçekleştirilen bu organizasyonun ardından aynı alanda, şimdi de 9-20 Kasım tarihleri arasında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) düzenlenecek.
Mevcut EXPO alanı organizasyon için yeterli gelmeyince çevresindeki birinci sınıf tarım arazileri, “acele kamulaştırma” kararıyla kamulaştırılarak otopark ve altyapı alanlarına dönüştürüldü. Bu durum, yaklaşık 300 dönümlük daha üretken tarım toprağının asfaltlanmasına yol açtığı gerekçesiyle meslek odaları ve çevre örgütlerinin yoğun eleştirilerine neden oldu.
Ülkemizde birinci sınıf tarım arazilerinin bu tür amaçlarla kullanılması yasak olsa da devlet projelerinde kamu yararı gerekçesi ve acele kamulaştırma kararlarıyla tarım alanları EXPO ve bağlantılı altyapı projelerine açılabiliyor. Bizim ülkemizde uygulama böyle. Peki, dünyada durum nasıl?
Bir sanat tarihçisi ve gazeteci olarak açıkçası, bizim dışımızda tarım arazilerini bu tür projeler için kullanan başka ülkeler varsa da ben bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla dünyanın diğer ülkelerinde bu tür organizasyonlar daha çok geçmişte çöplük, eski sanayi atık alanı olarak kullanılan veya bataklıkların ıslah edildiği bölgelerde gerçekleştiriliyor.
Dünyada verimli tarım arazilerini bu tür projelere açmak yerine, “şehrin kanayan yarası” olarak görülen atık alanlarını temizleyerek halka kazandırmak evrensel bir başarı ölçütü olarak kabul ediliyor.
Bu yaklaşımın dünya genelindeki en çarpıcı örneklerinden biri, 2025 yılında Japonya’nın Osaka kentinde çöplerin ve hafriyatların depolandığı yapay adada düzenlenen EXPO fuarı oldu. Japonlar, onlarca yıl boyunca çöplerin, endüstriyel atıkların ve inşaat molozlarının döküldüğü bölgede devasa bir yapay ada oluşturdu. Daha sonra bu alanı ıslah ederek “Yumeshima”, yani “Rüya Adası”nı meydana getirdi.
Sıvılaşma riski taşıyan bu çöp alanını son derece ciddi mühendislik çözümleriyle ıslah eden Japonya, burada EXPO organizasyonunu gerçekleştirerek bölgenin kalıcı bir şehir alanına dönüşmesinin önünü açtı.
Bir diğer örnek ise ABD’nin New York kentinden. Geçmişte kül ve çöp depolama alanı olarak kullanılan bir bölge, ıslah edilerek Flushing Meadows-Corona Park hâline getirildi. Bu alan, 1939 ve 1964 yıllarında Dünya Fuarlarına (World’s Fair) ev sahipliği yaptı.
Fuarlardan önce New York’un kömür küllerinin ve çöplerinin yığıldığı, bataklık ve lağım kokusunun hâkim olduğu devasa bir çöplük olan bölge, fuar projeleri sayesinde tamamen temizlendi. Göller oluşturuldu ve alan, bugün New York’un en büyük ikinci parkı hâline getirildi.
2010 yılında EXPO fuarına ev sahipliği yapan Çin’in Şanghay kentinde de verimli tarım arazileri tercih edilmedi. Bunun yerine Huangpu Nehri kıyısındaki eski çelik fabrikaları, tersaneler ve yoğun kimyasal kirliliğe sahip endüstriyel atık alanları EXPO sahasına dönüştürüldü. Bataklığa dönüşmüş ve kirlenmiş devasa alan, bitkilerden yararlanılan arındırma yöntemleriyle temizlendi. EXPO sonrasında ise bölge büyük bir kültür parkına dönüştürüldü.
Portekiz’in Lizbon kentinde 1998 yılında düzenlenen EXPO fuarı da şehrin doğusundaki eski petrol rafinerilerinin, mezbahaların, askerî mühimmat depolarının ve çöplüklerin bulunduğu kirlenmiş bir kıyı şeridinde gerçekleştirildi. Bir dönem halkın girmeye çekindiği bu alan, EXPO projesiyle tamamen temizlendi. Bugün ise Milletler Parkı adıyla Lizbon’un en lüks, en yeşil ve en modern yaşam merkezlerinden biri hâline geldi.
Peki, dünyada uygulama böyleyken biz neden çöplük gibi atıl alanları ıslah etmek yerine en verimli tarım arazilerini tercih ediyoruz?
Bunun altında ekonomik nedenler yatıyor olmalı. Çünkü çöplüklerin veya bataklıkların ıslahı, uzun yıllar süren çalışmalar ve milyarlarca dolarlık teknolojik yatırımlar gerektirebiliyor. Bu nedenle daha kolay ulaşılabilen tarım arazileri gözden çıkarılabiliyor.
Üstelik gözden çıkarılan tek alan burası da değil. Yine Aksu ilçe merkezinde, geçmişte öğretmen okulu öğrencilerinin diktiği fidanlardan oluşan bir okul bahçesi vardı. O bahçedeki ağaçlar kesildi ve alanın üzerine kaymakamlık binası ile millet bahçesi inşa edildi.
Sanki bahçe kavramının anlamını da değiştirdik. Birkaç palmiyeyle, betondan bahçe mi olur, bilemedim!
Öte yandan Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde, Çandır Çayı ile taş ocakları arasında kalan bir arazi toplu konut projelerine açılabiliyor. Buna karşılık tarımsal üretim yapma imkânı bulunmayan bazı mahalleler ise tarım arazisi statüsünde oldukları gerekçesiyle yıllardır imara açılamıyor.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, adeta yılan hikâyesine dönen Kırcami bölgesi. Bir tarafta tarım yapılamayan alanların yıllardır imara açılmayı beklemesi, diğer tarafta verimli tarım topraklarının farklı projelere tahsis edilmesi tam anlamıyla bir ironi oluşturuyor.
Belki de Kırcami için de bir kararname gerekiyor!
Tarım Topraklarında Zirve!
YAYINLAMA:
