Antalya Film Festivali Türk Sinema Tarihi'nde Nasıl Yer Alıyor?

Antalya Film Festivali Türk Sinema Tarihi'nde Nasıl Yer Alıyor?

Sürü

Gladio (İtalya kolunun özel adı) ve Türkiye'deki karşılığı Kontrgerilla, Soğuk Savaş döneminde NATO tarafından Sovyetler Birliği ve komünist tehdide karşı kurulan gizli bir cephe gerisi (stay-behind) direniş organizasyonudur...

Gladio hakkındaki yaygın iddiaların en önemlisi Genelkurmay Başkanlığı'ndan sonra Türkiye Cumhurbaşkanı olmak isteyen Kenan Evren'in bu organizasyonu kullanarak İç Savaş Ortamı yaratarak 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'ne davetiye çıkarabilmek için kan gölü dönemini kişisel çıkarları için fırsata dönüştürmesidir...Faruk Gürler'de Genelkurmay Başkanlığından sonra Genelkurmay Başkanı olmak istemiş ancak Demirel ve Ecevit 1972-1973 döneminde Gürler'in Cumhurbaşkanı seçilmesini engellemişlerdi...

17 Nisan 1979 tarihinde, İstanbul Kadıköy Bahariye’deki Süreyya Sineması’nda (günümüzde Süreyya Operası) Yılmaz Güney'in senaryosunu yazdığı ve Tunç Okan ile Zeki Ökten'in yönettiği ile yönettiği Tarık Akan, Melike Demirağ, Tuncel Kurtiz, Levent İnanır,Erol Demiröz, Yaman Okay, Şener Kökkaya ve Meral Niron'un baş rollerinde olduğu Sürü filminin gösterimi sırasında bir koltuğun altına konulan saatli bombanın patlaması sonucu 2'si ağır olmak üzere 11 kişi yaralanmıştır. 1979 Berlin Film Festivali'nde çeşitli ödüller kazanan "Sürü"nün 1981 Antalya Film Festivali'nde gösterilmesine de Antalya Film Festivali'nin ön Jüri üyeleri izin vermemiştir...

‘Seyyit Han –Toprağın Gelini’

Kemal Tahir: “Yılmaz Güney’in filmi ‘Seyyit Han –Toprağın Gelini’ karşısında büyük heyecan duydum. Bence halk sinemasının halka bir meseleyi nasıl anlatması gerektiğini en kaba, en kaba olduğu için de en kestirme yoldan gösteriyordu. Ulusal sinemamızın belli başlı ana yollarından birine işaret ediyordu.”

‘Seyyit Han –Toprağın Gelini’ 1968'de Antalya Film Festivali ön jürisi tarafından yarışmaya bile layık olmayan değersiz film ilan edildi...

1976

1976'da Antalya Film Festivali'nde sanatçıların duvar resimleri tahrip edildi...Üzerleri çizildi, siyah boyalar atılarak resimlere zarar verildi...

1984

1984'te Antalya Film Festivali programındaki filmlerden "Bir Yudum Sevgi", "Firar" ve "İhtiras Fırtınas" bir jüri üyesi tarafından son derece ahlaksız filmler ilan edildi..."Namuslu"daki Şener Şen'in olağanüstü performansını jüri görmezden geldi...

1989

1989 Antalya Film Festivali'nde Jüri üyesi Ertem Göreç Ertem Eğilmez'in taşlama başyapıtı "Arabesk"in yarışmaya kabul edilmesini protesto eder...Eğilmez'in eski Türk filmlerine hakaret ettiğini iddia eder...

Türk Sineması'nın dünyada tanınmasında "Susuz Yaz" ve "Kadın Hamlet-İntikam Meleği"yle öncü rol üstlenen Metin Erksan ise "Arabesk"i şu sözleriyle övgülere boğar: 

“Ertem Eğilmez Hollywood’un bile başarılı film elde edemediği “Stella Dallas” (1923) romanından müthiş bir film ortaya çıkardı… Bu çok zor bir konuydu… “Hababam Sınıfı”nı (1975), Hollywood’dan üç yıl önce (“National Lampoon’s Animal House”dan ; 1978) düşünüp, gerçekleştirmesi de kayda değerdir.

Türk sinemasının çok zor bir döneminde “Arabesk”in sinemalarda seyirciden gördüğü ilgi ve elde ettiği gelirin ayrı bir önemi ve değeri vardır. “Arabesk”, Türk sinemasının geleceğine ışık tuttu.

“Arabesk”, bazılarınca başlangıcından o zamana kadar yapılan Türk filmlerinin parodi panoraması olarak algılandı. Çok az sayıda seyircinin bu filmi parodi olarak algıladığına inanıyorum. Bu filmi hasılat rekortmeni yapan geleneksel Türk sinema seyircisidir. Geleneksel Türk sinema seyircisi “Arabesk”i parodi olarak değil, geleneksel Türk sinemasının uzantısı olarak algılamıştır.

“Arabesk”in geleneksel Türk sinemasının bir uzantısı olması bir rastlantı mıdır? Yoksa Ertem Eğilmez bunu bilinçli olarak mı yapmıştı? Filmin içindeki ciddiyet ve parodi boyutlarını nasıl oranlamıştı? Rahmetliye bunları sorsaydık, belki de kendi bile işin içinden çıkamazdı. Kendisi şimdi aramızda olmadığı için soramayız. Hayatteyken sorsaydık da bize net bir cevap verebilir miydi? Biliyorsun, bazen yaratıcıları bile yapıtlarını çözümleyemiyor. Bir sanat yapıtını dışarıdan bakan düşünürler yaratıcısından daha iyi çözümleyebiliyor ve anlayabiliyor.

“Arabesk”i ciddi bir Türk filmi olarak algılayan seyirci kesimi bu filmi gişe rekortmeni yaptı. Bu kesim geleneksel Türk filmleri izlemek istiyor. Buna özlem duyuyor. Güney Amerika’dan gelen TV dizilerini bu seyirci kitlesi bağrına bastı. İsveçli, Japon, Fransız, Alman seyircisi kendi ülkesinin filmlerini değil, Amerikan filmi seyretmeyi tercih ediyor. Türk seyircisiyse Türk filmi istiyor. Türk sinemasının hala tek ve en büyük dayanağı / güvencesi Türk devleti değil, büyük Türk milletidir. Türk milletinin büyük bir istekle Türk filmi seyretme eğilimidir.”

1966

1966'da 20. Yüzyılda Dünya Üzerinde Çevrilmiş En İyi 100 Film'den biri olan "Sevmek Zamanı"nı yönetmeni ve senaryo yazarı Metin Erksan "Antalya Festivali Jürisinde bu filmi anlayabilecek, değerlendirebilecek tek bir üye bulunmuyor" diyerek Festival'den geri çekmiştir...

1967

1967'de Antalya Film Festivali Jüri üyelerinden biri Türkiye'nin Sophia Loren'i Türkan Şoray'a fanatik hayranlığını ve o yıl Türkan Şoray'a ödül verilmesi gerektiği konusunda ısrarcı olur...

Haremde Dört Kadın

Kadın eşcinselliği, çok erkekli kadınlar gibi temalara yer veren, 1899 yılını 1900 yılına bağlayan günlerde geçen ve senaryosunu Kemal Tahir ile Halit Refiğ’in birlikte yazdığı “Haremde Dört Kadın”ın Antalya Film Festivali’ne gönderilen kopyası, “Türk ailesine hakaret ediliyor” gerekçesiyle sinemayı basan kişiler tarafından imha edilerek, Antalya Film Festivali jürisine gösterilemedi.

Halit Refiğ'in bu filmi gerçekleştirmesinde, Atıf Yılmaz’ın yapımcı bulması yanı sıra, “Şafak Bekçileri” ve “Gurbet Kuşları”nın seyirciden büyük ilgi görmesi büyük rol oynadı. Bu zamanının çok ötesindeki film (”Haremde Dört Kadın”) daha sonra TRT tarafından bile gösterilecekti.

Not: Bu Yazıda Türk Sinema Tarihçisi Agah Özgüç'ün (1932-2022) Kitaplarından Yararlanılmıştır!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız