Acemilik Ayıp Mı Oldu?
Bir şeyi ilk kez yapacağımızı söylerken bazen hemen arkasından bir açıklama ekliyoruz.
“Daha yeniyim, pek iyi olmayabilir.”
Olmayabilir tabii. Zaten ilk kez yapıyorsun. Daha ne olsun?
Ama nedense bu cümlenin içinde küçük bir özür gizli. Henüz ortada bir yanlış bile yokken insan kendisini savunmaya hazırlanıyor.
Bana ilginç gelen de bu.
Acemi olmak mı rahatsız ediyor bizi, yoksa acemi olduğumuzun anlaşılması mı?
İkisi aynı şey değil.
Bir konuda hiçbir şey bilmediğimizi kabul etmekle, bunu başkalarının önünde söylemek arasında tuhaf bir mesafe var.
İlkinde kendimizle baş başayız. İkincisinde ise birilerinin hakkımızda ne düşüneceğini de hesaba katıyoruz.
Üstelik karşımızdaki insanın gerçekten ne düşündüğünü çoğu zaman bilmiyoruz.
Belki hiçbir şey düşünmüyor.
Ama biz onun yerine de düşünüyoruz.
İlk kez yaptığımız bir yemeği masaya koyarken bile “Kusura bakmayın, ilk denemem” diyebiliyoruz.
Daha kimse çatalını eline almamış!
Demek ki bazen başarısız olmaktan önce, başarısız görünebileceğimiz ihtimaline hazırlanıyoruz.
Bir de işin başka tarafı var.
İnsan yıllarca yaptığı bir işte kendisini son derece rahat hissedebilir. Neyi nasıl yapacağını bilir, karşılaştığı sorunları çözebilir, hatta başkalarına öğretebilir.
Sonra hiç bilmediği bir alanla karşılaşır.
Birdenbire soruları çoğalır.
Peki o noktada bilmemek mi zor gelir, yoksa bugüne kadar bilen kişi olmaya alışmışken soru soran kişi durumuna düşmek mi?
Bence ikincisinin de küçümsenmeyecek bir ağırlığı var.
Çünkü bazen bir şeyi öğrenmekten çok, öğrenmeye ihtiyaç duyduğumuzu belli etmemek için uğraşıyoruz.
Sanki öğrenmeye değil, bildiklerimizi sergilemeye gidiyoruz.
Bunu söylerken kendimi de dışarıda tutmak istemiyorum.
Başkasının bilmediği bir şeyi sormasını son derece doğal karşılayabilirim. Hatta sormasını isterim.
Ama aynı rahatlığı kendime gösterebilir miyim?
Orasından pek emin değilim.
Belki de başkalarının gözünde değil, önce kendi gözümüzde acemi görünmekten hoşlanmıyoruz.
Üstelik bunun için kimsenin bizi eleştirmesine gerek yok.
O eleştiriyi kendi kendimize de yapabiliyoruz.
Elbette her işte acemi olmak aynı sonuçları doğurmaz. Başkalarının sağlığını, güvenliğini ya da parasını ilgilendiren bir konuda yeterli bilgiye sahip olmadan sorumluluk üstlenmek başka bir mesele.
Böyle durumlarda bilmediğini açıkça söylemek zaten sorumluluğun bir parçası.
Benim takıldığım, bir yanlışın ciddi sonuçlar doğurmadığı durumlarda bile neden kendimizi açıklamak zorunda hissettiğimiz.
Bir de başkalarının acemiliğine gösterdiğimiz sabır var.
Birinin yaptığı işi ustalıkla gerçekleştirmesini takdir etmek kolay.
Ama aynı insanın başlangıçtaki yavaşlığına, sorularına, tekrar tekrar denemesine aynı anlayışı gösterebiliyor muyuz?
Bazen birinin geldiği noktayı beğenirken oraya gelene kadar geçirdiği döneme pek tahammül edemiyoruz.
Acaba kendi acemiliğimize de aynı sabırsızlıkla mı yaklaşıyoruz?
Daha ilk denemeyi yapmadan, nasıl görüneceğimizin hesabını kendimizden mi soruyoruz?
Çünkü henüz öğrenmediğimiz bir şeyin hesabını, sanki çoktan öğrenmiş olmamız gerekiyormuş gibi vermeye çalışıyoruz.
Ve bütün bunların sonunda dönüp başlangıçtaki o küçücük cümleye takılıyorum.
“Daha yeniyim, kusura bakmayın.”
İyi de henüz hiçbir şey yapmamışken, tam olarak kimden özür diliyoruz?