Ülkemiz Kamuoyunun COP31’den Beklentileri
Nacizane, 63 yıllık bir çevreci olarak diyorum ki 1972 Stockholm kararları arasında, 5 Haziran Dünya Çevre Günü sürecinde dünya uluslar çerçeve anlaşılması içinde yer aldık. Ayrıca 1992 Rio Yeryüzü Çevre Zirvesi’nde alınan kararların da içinde olduk.
Her yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günlerinde binlerce insanımızla alanlarda, salonlarda, cadde ve sokaklarda olduk; farkındalıklar yarattık. Kırsalın ve kentlerin çevre konularıyla ilgili olarak halkla bütünleştik.
Okullarda, kahvehanelerde, halkın yoğun olduğu ortamlarda konuşmalar yaptık. Halkımızın çevre bilincinin yükseltilmesine yönelik çok yönlü çalışmalar yaptık.
GELELİM COP 31’E:
Uzunca bir zamandan bu yana Antalya’da bir kurumun sorumluluğunda COP 31 programı üzerinde çalışmalar yapıldığını, 14 civarında çalışma grubu oluşturulduğunu biliyoruz. Gruplara odaklı olarak spesifik manada değil de Zoom (internet) yöntemiyle toplantılar yapıldığından haberdarız. Bu tür bir teknikle yapılan toplantıların verimliliği tartışılabilir.
Birkaç defa söz konusu toplantılara katılma talebimle ilgili iş için yöneticilerinden ve koordinatör durumundaki insanlarımızdan randevu talep ettim. Eh, öyle ya, 54 yıllık zirvelerin geçmişinde imzası olan bir çevreci olarak COP 31 modlu zirveye katkılarım olabileceğini düşünerek müracaatlarım oldu. Zaten 30 yıllık devlet görevimin ardından 32 yıldan bu yana gönüllü bir çevreci olarak sistemin bana da ihtiyacı olacağını düşündüm.
Ama varlığımızın kabul görülmemiş olması, kentimizin, bölgemizin ve ülkemizin çevre sorunlarının çözümü açısından ciddi bir talihsizlik olduğu kabul edilebilir.
MAMAFİH, uzun yıllardan bu yana basın köşelerimizde olduğu kadar ilgili tüm kurumlarımıza odaklı yazmış olduğum (kent trafiği, hava ve gürültü kirliliği, gıda terörü, kimyasal terör, yeşil doku erozyonu, kıyı kirliliği, su sanitasyonu, su ve gıda hijyeni, pestisit, herbisit, insektisit, toksik maddeler, kanser ve sonuçları, kıyı ve kaldırım işgalleri, 2872, 1593, 6502 sayılı yasalar, Kabahatler Kanunu, CED, Türk Ceza Yasası ve Anayasamızın 56. maddesi, birçok tüzük ve yönetmelikler, meri mevzuat, özelleştirmeler, maden yasası, enerji kanunu, taşımalı eğitim yasasının sonuçları, halı yıkama tesislerinin çevreye ve yer altı su kaynakları üzerinde yaratabileceği tehlikeler) gibi köşemde yüzlerce sorunun tespitiyle çözüm yolları hakkında sayısız bilgilendirmeler yapmış olmamıza rağmen beklenen sonuçların hâlâ genel olarak askıda bulunuyor olması, endişelerimize neden olduğunu ifade edebilirim.
Ana başlıklarıyla yukarıda yazılı olan ve dile getirilmeyen sayısız çevre sorunları hakkında COP 31 hazırlıklarının ne durumda olduğundan haberdar olamamak ciddi bir sıkıntıdır. Demem o ki bunca emeklere rağmen dikkate alınmadığımız bir arenada “Sağdan soldan zirveye katılım için insan arıyoruz.” şeklindeki düşünce ve meçhul kararların ne manaya geldiği de anlaşılamamıştır.
Şahsi inancım odur ki konu, çok ciddi bir çalışma akım şemasını gerektirmektedir. Fakat projenin bugünkü hâliyle çözüme faydalı olamayacağını düşünüyoruz.