Benim Berber Persler’in Torunu
1995 yılında mezun olduğum Mimar Sinan Üniversitesi’nden bugüne kadar diplomamı almamıştım. Bugüne kadar diplomayla ilgili işlemlerimi geçici mezuniyet belgemle idare etmiştim. Son yıllarda başkalarına ait diplomaların para karşılığında satıldığı ortaya çıkınca, sahte diploma nedeniyle siyaset dünyası da karışınca, ben de ister istemez kendi diplomamın peşine düştüm. Geçen yıl vaktimin çoğunu İstanbul’da geçirmiştim. Bu süreçte mezun olduğum üniversiteye de uğradım. Yıllardır almadığım diplomamı istedim. Bir form doldurduktan sonra internet üzerinden başvurumu yaptım. Aradan aylar geçtikten sonra geçtiğimiz 12 Haziranda diplomamın hazır olduğuna ilişkin bir mail geldi. Antalya’da işlerimin yoğunluğundan dolayı sürekli ertelediğim bu işi geçen 14 Ekimde Fındıklı’daki kampüse giderek gerçekleştirdim. 1995 yılında verilen geçici mezuniyet belgemin aslını teslim ettikten sonra diplomamı aldım. Sonra da denize nazır bahçede zaman yolculuğu yaptım. Ne günlerim geçmişti bu üniversitede.

Güzel sanatlar fakültesinin öğrencileri yine muhteşemdi. Ardından Taksim’e gittim. Geçtiğimiz Şubat ayında İstanbul’dan Antalya ‘ya gelmeden önce Tarlabaşı'nda ki İranlı bir berbere saç tıraşı olmuştum. Gelmişken bir daha olayım dedim. Güzel sohbet etmiştik kendisiyle. Azeri kökenliydi. O berberi ararken bulamadım. Bir başka dükkana girdim. O da İranlı çıktı. 23 yaşındaymış. 1 yıldır İstanbul’daymış. Berber Türkçe biliyordu. Dükkanda biri daha vardı . Onunla Farsça konuşuyordu benim saçımı keserken. Dükkanın camında saç tıraşı 200, saç sakal 300 lira yazıyordu. “Bu tarife geçerli mi” dedim. “Evet” dedi. Ben de “Antalya’da sadece saç tıraşını 400 liraya oluyorum. Sizde neden ucuz. Geçen şubat ayında 160 liraya olmuştum” diye sordum. “Abi 200 lira bizim için çok büyük para. O para Bizim ülkemizde çok değerli” dedi. Kendi ülkesine göre çok daha iyiymiş buradaki kazançları. Zaten onun için gelmiş. Burada kazandığı parayı memleketine gönderiyormuş. Sonra İran’nın ABD ile İsrail ile Azerbaycan ile ilişkilerine geldi konu. Sonra dedi ki, “biz Perslerin torunuyuz. Binlerce yıllık devlet geleneğine sahibiz. ABD gibi devşirme insanlardan oluşan 250 yıllık bir devlet değiliz. Biz köklü bir tarihe sahibiz. Bunu da birbirimize olan bağlılığımızı borçluyuz. Bizim kendi içimizde meselelerimiz olabilir. Ama biz dışarıya karşı birlikteyiz. Bu birlikteliğimiz sürdüğü müddetçe bizi hiçbir güç yıkamaz” dedi. Perslerin torunu olan bu berberden tarih dersimizi aldıktan sonra diplomamızla beraber Antalya’ya geldim. 
Berberler sır küpüdür. O tıraş olurken yapılan sohbetler sırasında konuşulanlar dile gelse ne hikayeler çıkar. Tıraşınızı olurken en mahrem şeylerinize kadar farkında bile olmadan anlatırsınız berbere. Ben de bir gazeteci olarak berberlerle sohbet etmekten çok hoşlanırım. Çünkü berberler haber bakımından deryadır. Kendimi hac çenenin içindeymiş gibi hissederim berberlerde. Geçtiğimiz günlerde Antalya’da da hakkında açılan davalar nedeniyle görevden alınıp 15 aydır tutuklu olan CHP’li Büyükşehir belediyesi eski başkanı Muhittin'in Böcek ile Ak Parti’li eski başkan Menderes Türel arasında bir erkek berberi üzerinden sosyal medyada tartışma çıkmıştı. Muhittin Böcek kendisi gibi tutuklu olan 20 yıllık berberinin bir yörük çocuğu olduğunu iddia etti. Bu kişinin sadece kendisinin değil devletin bakanlarının, valilerinin, meslek odaları başkanlarının yanı sıra dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say’ın da berberi olduğunu öne dürdü. Hatta berberin her hafta Fazıl Say’ traş etmek için uçakla İstanbul’a gidip geldiğini öne sürdü. “Ne berbermiş be arkadaş” dedim içimden. Ne hikâyeler vardır o berberde gün yüzüne çıkmamış diye de düşünmeden edemedim. Elbette yargıya taşınan konuyu çözmek hukukçuların işi. Ancak bu berber tartışması Hanife alınacak bir mesele değil. Benim berber 200 liraya saç kesimi yapan bir Pers torunu. Antalya’da muhittin böceğin berberi ise Yörük çocuğuymuş. Ama eski dostum Muhittin Böcek’in iddiasına göre tıraş için uçakla Antalya İstanbul arasında sefer yapıyormuş. Burası çok enteresan geldi bana. Yıllar önce Antalyaspor’un eski başkanlarından biri Azeri asıllı bir Rus oligarkının oğlunun öğle yemeği için özel jetle Paris’e gidip gelelim” dediğini anlatmıştı. Sınıf atlamak böyle bir şey demek ki. Milyonlarca kişi özellikle de emekliler kale kapısına bile gitmek için cebinde toplu taşımaya para bulamıyor. Ama bazıları öğle yemeği için Paris’e bile gidip gelebiliyor. Bazı berberler de tıraş için günü birlik istanbula gidip gelebiliyor. Böyle çelişkili bir dünyada yaşıyoruz.
Öte yandan bu yıl 63’üncüsü yapılan Antalya Altın Portakal Film Festivali de start aldı. 1970’li yıllardan beri Antalya’da yaşayan biri olarak festivali her yıl takip ederim. Ancak bu yıl açılışına gidemedim. Kortej görüntülerini izledim, korteje katılanların arasında bu yıl “Tecavüzcü Coşkun” olarak bilinen Coşkun Göğen de vardı. Buna çok sevindim. Çünkü yıllardır Antalya’da yaşamasına rağmen geçmişte yıllarca Antalyaspor’un amigoluğunu da yapmasına rağmen Coşkun uzun süredir altın portakal film festivaline katılmıyordu. Çünkü son yıllarda davet bile edilmiyordu. Kadir İnanır'ı da küstürmüşlerdi. O da gelmiyordu uzun süredir Altın portakal festivaline. Her ikisiyle de yıllar önce bu konuda haber yapmıştım. “Daha da altın portakala gelmem” diyen Kadir inanır dediğini yaptı. Bir daha altın portakala katılmadan göçüp gitti bu dünyadan. Coşkun Göğen’e gelince. Coşkun Göğen Antalya’ya ve Türk sinemasına büyük katkıları olan çok büyük bir sanatçıdır. Kendisi bundan önceki altın portakala yıllar önce kaybettiği kızıyla katılmıştı. Arşivimde Coşkun’un kızıyla o fotoğrafı bulunca WhatsApp üzerinden kendisine göndermiştim birkaç ay önce. Çok mutlu olmuştu Coşkun abi. Bu yıl Menderes Samancılar yaşam boyu onur ödülüne layık bulunmuş. Coşkun Göğen bugüne kadar Antalya Altın Portakal film festivalinden hiç ödül almadığını söylemişti kendisiyle 2017 yılında yaptığım haberde. Coşkun’a da yaşam boyu onur ödülü verilse fena mı olur?