Tokluk Sınırı Olmayanlar, Açlık Sınırındakileri Umursamazlar Maalesef!
Hep söylenir ya; “ Tok, açın halinden anlamaz “ diye. Doğrudur aslında, bu söz insanlık tarihinin en eski ve en derin toplumsal gerçeklerinden birini ifade eder.
“ Tokluk sınırı olmayanlar “ ile “ açlık sınırındakiler “ arasındaki uçurum, teorik bir tartışma değil, her gün dünyanın gözü önünde yaşanan somut bir gerçekliktir. Küresel ekonomik sistem, bir tarafta akıl almaz bir israf ve servet birikimine izin verirken, diğer tarafta en temel gıdaya bile ulaşamayan milyarlarca insanı kaderine terk etmektedir.
Bu durumu gözler önüne seren dünyadan çarpıcı örnekler verirsek;
DAVOS ZİRVESİ VE ÖZEL JET ÇELİŞKİSİ
Her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen “ Dünya Ekonomik Forumu” , bu umursamazlığın en net sembolüdür. Dünyanın en zenginleri, siyasetçileri ve milyarderleri, “ küresel sorunları çözmek” ve “ yoksulluğu azaltmak” temasıyla bir araya gelirler.
GERÇEK: Bu liderler zirveye yüzlerce özel jetle katılır. Sadece bu jetlerin bir kaç günlük karbon emisyonu ve maliyeti, açlık sınırındaki binlerce ailenin hayatını değiştirebilecekken, lüks otellerde milyarlarca dolarlık servetleri yönetenler, dışardaki açlık krizine karşı tamamen körleşmiştir.
GIDA İSRAFI VE KİTLESEL AÇLIK
Dünyada üretilen gıda miktarı, gezegendeki her insanı doyurmaya fazlasıyla yeter diyor uzmanlar. Ancak pazar dinamikleri ve kar hırsı, bu gıdaların adil dağıtılmasını engeller.
GERÇEK: Batı ülkelerinde, özellikle ABD ve Avrupa’ daki süper market zincirleri ve restoranlar, sırf “ görsel standartlara uymadığı” ( Örneğin yamuk bir havuç veya standart dışı bir elma ) ya da son tüketim tarihi yaklaştığı için, her yıl milyonlarca ton taze gıdayı çöpe döker. Aynı anlarda , Sahra Altı Afrika veya Yemen gibi kriz bölgelerinde çocuklar yetersiz beslenmeden hayatını kaybetmektedir. “ Toklar”, piyasa fiyatları düşmesin diye, fazla gıdayı muhtaçlara dağıtmak yerine, imha etmeyi tercih eder.
TARIM ARAZİLERİNİN VE TOHUMLARIN TEKELLEŞMESİ
Gelişmiş ülkelerdeki dev çok uluslu şirketler ve zengin yatırımcılar, Afrika ve Latin Amerika’ daki verimli tarım arazilerini ucuz fiyata satın almaktadır. ( Land Grabbing)
GERÇEK: Bu arazilerde yerel halkın karnını doyuracak temel gıdalar yerine, gelişmiş ülkelerin lüks tüketimi için kahve, kakao veya biyoyakıt üretilir. Toprağın gerçek sahibi olan yerel halk, açlık sınırında yaşarken, o toprağın tüm zenginliği okyanus ötesindeki “tokların” sofrasını donatmak için ihraç edilir.
Güncel veriler küresel tablonun yarattığı bu acımasızlığı sayılarla da kanıtlamaktadır.
“ OXFAM RAPORLARINA GÖRE; Dünyadaki en zengin 12 milyarderin toplam serveti, insanlığın en fakir olan yarısından ( yaklaşık 4 milyar insandan) daha fazladır. “
“ Milyarderlerin serveti her geçen gün katlanarak büyürken, dünyada “ her 4 kişiden 1’ i düzenli olarak yeterli gıdaya erişememektedir.
Bu örnekler, sınır tanımayan bir tokluk ve zenginlik içinde yaşayanların, hayatta kalma mücadelesi verenlerin gerçekliğinden ne kadar kopuk olduğunu gösteren sistemik birer bencillik vesikasıdır.
Bu sistemin yarattığı döngüyü şöyle özetleyebiliriz:
Kaynakların Tekelleşmesi : Dünyadaki servetin çok büyük bir kısmı, nüfusun küçük bir azınlığının elinde toplanmıştır.
Empati Kopukluğu: Maddi güç ve konfor arttıkça, bireylerin toplumsal sorunlara ve alt gelir gruplarının yaşadığı zorluklara karşı duyarlılığı ( empati yeteneği) genellikle azalır.
Sistemik Adaletsizlik: Ekonomik sistemler çoğunlukla halihazırda zengin olanı daha da zengin etmek üzerine kurulu olduğundan, yoksulluk kalıcı bir döngüye dönüşür.
Ben ekonomist değilim ama, sorunun çözümünün “ tokluk sınırı olmayan aç gözlülere” bir sınır getirmek olduğuna inanıyorum. İşe oradan başlarsak, diğer her sorunu çözebiliriz ne dersiniz?