Halı Yıkama Artığı 7000 Ton Asitli Su Kaç Kişiyi Zehirleyebilir?
Şimdi yetkili ve etkili kurumlarımız kalemi defteri eline alıp bir hesap yapılsın lütfen. 3, 4 yıla yakın bir zamandan bu yana defalarca yazılıp çizildi. Defalarca basında yayında dile getirildi. En yetkili ağızlar, yapılan toplantılarda konunun vahameti dile getirildi. Çakırlar-Düden ve Antalya su kaynakları ve su havzaları üzerinde 600-650 kadar halı yıkama işletmesi var denildi. Her halı yıkama işletmesi bir günde 10 ton civarında su kullanıyor, kullanılan suların (kirli suların) terkibinde genelde asitlerin artıkları, boyar maddeler bulunduğu, işletmelerin bir çoğunun GSM (gayri sıhhi müessese) ruhsatının bulunmadığı, atık suların kanserojen tabiatlı olduğu, o suların arıtılarak bahçelerin, ağaçların sulanmasında kullanılabileceği, ama bu işlerin yapılmadığı, sözü edilen asitli, boya bulaşıklı kirli suların zemine; muhtemeldir ki, su kaynakları, su arterleri üzerine enjekte edilmiş olabileceği ihtimalinin bulunduğu şeklinde yapılan ameliyelerin uzun uzun anlatıldığı, özellikle Halı yıkama sektörünün Federasyon Başkanının; yukarıdaki vakayı yana yakla anlattığı, ancak geçen uzun yıllara rağmen kamu oyunu tatmin edecek bir çalışmanın yapıldığına dair bir gerçeğin oluşturulmadığı, çevrenin, ekolojinin ve ekosistemin, ayrıca kamu sağlığının korunması adına, söz konusu bölgelerden gelerek Antalya su kaynaklarına, anılan kanserojen ajanların bulaşıp bulaşmadığı konusunda bir çalışma ve araştırmanın yapılarak sonucun sağlığa ve çevre koşullarına, yer bilimlerine uygun olup olmadığı hakkında halen bir bilgi mevcut değildir.
Halbuki konuya ilişkin olarak hem yazılı hem sözlü, raporlar halinde tüm yetkili organlara bildirildiği halde 3-4 yıldan bu yana muğlak durumda ve bilinmeyenler şeklinde, konunun dondurulmuş görüntüsünün mevzubahis olduğu ortadadır.
Dünya kenti turizmin başkenti olarak nitelendirilen şehrimiz su ihtiyacını sağlayan kaynaklar üzerinde gerçekten böyle (şüpheli) bir risk var ise ilgili kurumlarımızın halen niçin bir sessizlik içinde bulunduğu, ilgili yönetmeliğe göre sulardan numune alınıp alınmadığına, kimyasal ve bakteriyolojik+mikrobiyolojik açıdan olduğu kadar, sularımızda kimyasal asit ve boyar madde bulunup bulunmadığı laboratuvar analizleriyle tespit edilerek sonuçlar neden açıklanmıyor? Şayet su kaynaklarımızda tehlike yoksa halkımızın rahatlatılması; bilgi edinme yasasına göre halka açıklanarak neden gerçek açıklanmamaktadır?
Devletimiz güçlüdür, donanımlıdır, donatılarıyla bu konuyu çözmeye yeterlidir. Doktorları, mühendisleri ve konuyla ilgili uzmanları vardır. İhtiyaç halinde kocaman boyutta üniversiteleri vardır. Kanuni dayanakları vardır. Araç gereç ve sorunu çözmeye yetecek finans gücü vardır. Peki hal böyle iken neden 3-4 yıldan bu yana kurumlarımıza karşı neden durmadan “İ M D A T” çağrısında bulunuyoruz? Bu konu, ihbarı mecburi bir hastalık gibidir. Kamuoyu efkarı umumiyeti adına bir kere daha duyuruyoruz.