Bir Sofranın Kırk Yıllık Hikayesi - 2
Dünden devam…..
1983 yılında Antalya'da bir grup aydın, iş insanı ve çeşitli mesleklerden dostlar bu sessizliği kendi imkânlarıyla aşmaya karar verdik.
Fikir merhum Turan Şahin'den geldi. Kaleiçi’nde bir lokantada yemek yiyerek Turan Bey fikrini açıkladı. Haftanın bir gününde Antalya'da kendi sahasında madden ve fikren temayüz etmiş arkadaşlarla yemek yiyelim, dedi. Himmet Öcal, Sadık Badak, Ercan Evren, Op. Dr. Oğuz İkizoğlu, Avukat Celal Çağcı, Fevzi Özcan ve daha nice değerli arkadaşımız bu dostluk çevresinin oluşumuna katkıda bulundu. Ercan ağabeyimizin Lara Oteli, buluşmalarımızın ilk büyük mekânı oldu.
Her salı akşamı toplanıyorduk. Başlangıçta yalnızca dostça sohbet etmek ve tanışmak amacıyla kurulan soframız zamanla gündemli toplantılara dönüştü. Sofraya ilgi fazlaydı. Antalya’nın ilçelerin den dostlar geliyordu. Ben Aksu bucağından geliyordum. Soframız fikir üreten bir mekanizmaya döndü. Türk tarihini, mitolojiyi, felsefeyi, kültürü, ekonomiyi ve ülkemizin meselelerini konuşuyorduk. Bazen bir düşünürün görüşleri üzerinde saatlerce duruyor, bazen Ülkenin ve Antalya'nın geleceğini tartışıyorduk. Soframızın yazılı olmayan bir kuralı vardı. Düşünceler tartışılacak, fakat insanlar düşüncelerinden dolayı dışlanmayacaktı. Birbirimizle de ticari ilişki kurmamaya gayret edecektik.
Herkes kendi yediğinin içtiğinin bedelini ödüyordu. Kimsenin kimseye maddi yükü, kimsenin kimse üzerinde üstünlüğü yoktu. Topluluğumuzun adı da bu anlayıştan doğdu. Merhum Op. Dr. Oğuz İkizoğlu'nun önerisiyle kendimize Gönül Dostları dedik. Gerçekten de bizi bir arada tutan, aynı siyasi görüşe sahip olmamız değil, birbirimizin insanlığına ve düşüncesine, üretkenliğine gösterdiğimiz saygıydı. Bu anlayış, yıllar içinde yalnızca toplantılarımızın içeriğini değil, topluluğumuzun biçimini ve ilişkilerini de değiştirecekti.
Ercan ağabeyimizin Lara Oteli'nde sadece erkek erkeğe toplantılarımız her hafta salı günü olmak üzere on beş yıl sürdü. Toplantılarımız, Antalya'nın yakın tarihinde kendine özgü bir düşünce çevresi meydana getirdi. Bu toplantılarda birbirini daha önce tanımayan insanlar tanışıyor, dostluklar kuruluyor, farklı meslek ve düşünce çevreleri arasında köprüler oluşuyordu. Başlangıçta küçük bir arkadaş topluluğu olan çevremiz genişledi. Yalnızca erkeklerin katıldığı yıllarda bazı toplantılarımızda sayı iki yüzü buluyordu. Bu, sıradan bir yemek topluluğunun ötesine geçen bir gelişmeydi. Kimi zaman hararetli tartışmalar yaşardık. Kendi doğrularını tartışılmaz kabul edenlerin, başka düşünceleri dinledikçe fikirlerini yeniden değerlendirdiğine tanık olurduk.
Ercan ağabeyimin en önemli tarafı da burada ortaya çıkıyordu. O, kendisine özgü düşünceleri olan bir insandı. Fakat düşüncelerini başkalarına kabul ettirmeye çalışan bir ideolog değildi. İnsanlara düşünmeyi, sorgulamayı ve farklı bakış açılarını görmeyi öğreten bir dosttu. Bugün düşündüğümde, o sofrada yalnızca bilgi alışverişi yapmadığımızı anlıyorum.
Birbirimizin zihinsel dünyasını da değiştirmiştik. Ne var ki bu genişleme, topluluğumuzun geleceğiyle ilgili yeni soruları da beraberinde getiriyordu. Yıllar geçtikçe, bu dostluğun yalnızca erkekler arasındaki buluşmalarla sürdürülemeyeceği anlaşılacaktı.
Turan Şahin'in uyarısı: Eşlerimizi de getirelim
Ne var ki yıllar geçiyordu. Başlangıçtaki heyecanımız sürse de topluluğumuzun geleceği konusunda kaygılar ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir gün merhum Turan Şahin, hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir görüş ileri sürdü.
— Muharrem Bey, böyle devam edersek uzun ömürlü olamayız. Eşlerimiz katılmazsa bu toplantılar zamanla dağılır, dedi.
Haklıydı. Birbirimizi seviyor, birlikte olmaktan mutluluk duyuyorduk. Fakat dostluklarımızı aile hayatımızın dışında tutuyorduk. Turan Şahin'in uyarısı üzerine eşlerimizi de toplantılara getirmeye başladık. Ancak yılların alışkanlığı hemen değişmedi. Erkekler bir tarafta, kadınlar başka tarafta oturuyordu. Sanki aynı toplantının içinde iki ayrı topluluk oluşmuştu. İşte Ercan ağabeyim o günlerde, basit gibi görünen fakat düşünce dünyamız bakımından anlamlı bir müdahalede bulundu.
— Ben hanımımı karşıma oturtuyorum. Herkes hanımını karşısına alsın, dedi.
Önceleri yadırgadık.
Yıllardır erkek erkeğe oturmaya alışmış insanlardık. Biraz mahcup, biraz çekingen biçimde eşlerimizi karşımıza oturttuk. Zamanla bu yeni düzen de doğallaştı. Bugün o küçük değişikliğin ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi anlıyorum. Ercan Evren, yalnızca sofradaki oturma düzenini değil, alışkanlıklarımızın yerleşmiş sınırlarını da değiştiriyordu.
Kadınlarımız artık toplantılara eşlik eden misafirler olmaktan çıkıyor, dostluklarımızın ve sohbetlerimizin bir parçası hâline geliyordu. Erkekler arasındaki arkadaşlık, aileler arasında kalıcı dostluğa dönüşüyordu.
İki yüz kişiye kadar ulaşan erkek ağırlıklı toplantılarımız, eşlerimizin katılımıyla otuz kırk kişilik, daha samimi ve sürekli bir aile topluluğuna dönüştü. Sayı azalmıştı ama dostlukların kökleri derinleşmişti.
Turan Şahin'in ileri görüşlülüğü, Ercan Evren'in insan ilişkilerine getirdiği incelik sayesinde Gönül Dostları yeni bir hayat kazanmıştı. Bu yeni dönem, dostluklarımızı daha kalıcı hâle getirirken çevremizdeki ortak çalışma iradesini de güçlendirdi. Sofrada kurulan bağlar, zamanla Antalya'nın toplumsal hayatına uzanan girişimlere dönüştü.
Devamı var.