Akdeniz Gerçek | Antalya | COP31 Öncesi ÇMO Başkanı Ceren Şahin'den Antalya Uyarısı

COP31 Öncesi ÇMO Başkanı Ceren Şahin'den Antalya Uyarısı

COP31 öncesinde karbon ayak izinin ölçülmesinin önemine dikkat çeken Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ceren Şahin, kentin su kaynakları, kuraklık riski ve plansız kentleşme konusunda Akdeniz Gerçek’e özel açıklamalarda bulundu. Şahin, “Ölçemediğiniz bir şeyi yönetemezsiniz” diyerek çevresel verilerin önemini vurguladı.

COP31 öncesinde karbon ayak izinin ölçülmesinin önemine dikkat çeken Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ceren Şahin, kentin su kaynakları, kuraklık riski ve plansız kentleşme konusunda Akdeniz Gerçek’e özel açıklamalarda bulundu. Şahin, “Ölçemediğiniz bir şeyi yönetemezsiniz” diyerek çevresel verilerin önemini vurguladı.

COP31 Öncesi ÇMO Başkanı Ceren Şahin'den Antalya Uyarısı
KAYNAK: Doğa Arı

Antalya, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, organizasyonun çevresel etkileri ve kentin geleceği yeniden gündeme geldi. Uluslararası zirvenin Antalya’da düzenlenecek olması, yalnızca karbon salınımının azaltılması ve sürdürülebilirlik uygulamalarını değil, kentin su kaynaklarını, atık yönetimini, ulaşım altyapısını ve iklim değişikliğine karşı hazırlığını da önemli hale getirdi. Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Antalya Şube Başkanı Ceren Şahin, Akdeniz Gerçek’e özel yaptığı açıklamada COP31’in çevresel etkilerinin bilimsel yöntemlerle hesaplanması gerektiğini belirterek Antalya’nın geleceğine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Şahin, “COP31 bizim için bir fırsat mı, yoksa dezavantaj mı? Bunu doğru değerlendirmemiz gerekiyor. Süreci doğru yönetebilirsek COP31’i önemli bir fırsata dönüştürebiliriz” dedi.

“Ölçemediğiniz Bir Şeyi Yönetemezsiniz”

COP31 kapsamında yurt dışından çok sayıda devlet lideri ve katılımcının Antalya’ya gelmesinin beklendiğini belirten Şahin, böylesine büyük bir organizasyonun karbon ayak izinin kesin rakamlar verilmemekle birlikte hesaplanmasının mümkün olduğunu söyledi. Bunun için ulaşım, konaklama, yeme-içme hizmetleri ve organizasyon kapsamındaki diğer faaliyetlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin:

 “Böyle büyük bir organizasyonda her bir kişinin çevresel etkisini tek tek hesaplamak yerine, bilimsel varsayımlardan ve birim maliyet yaklaşımına benzer yöntemlerden yararlanılabilir. Elde edilecek sonuç kesin bir rakam olmayabilir. Ancak organizasyonun toplam çevresel etkisini temsil eden bilimsel bir tahmin oluşturulabilir. Ölçemediğiniz bir şeyi yönetemezsiniz. Bu nedenle öncelikle ölçmeyi, veri toplamayı ve verileri doğru yorumlamayı öğrenmemiz gerekiyor. Ülke olarak bu konularda daha güçlü bir veri altyapısına ihtiyacımız var.”

“Sürecin Tamamına Bakmak Gerekiyor”

Karbon ayak izi kavramının yalnızca doğrudan ortaya çıkan emisyonlarla sınırlı olmadığını ifade eden Şahin, bir ürünün veya faaliyetin başlangıcından sonuna kadar bütün aşamaların değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu durumu bir kot pantolonun üretim süreci üzerinden anlatan Şahin, pamuk ekiminden hasada, taşımadan kumaşın dokunmasına ve boyanmasına kadar pek çok aşamada su ve enerji kullanıldığını belirtti. Şahin; “Öncelikle tarlaya pamuk ekilir ve pamuk hasat edilir. Ardından işçilerin emeği, ürünün taşınması, lojistik faaliyetleri ve fabrikadaki üretim süreçleri devreye girer. Pamuk fabrikaya ulaştırılır, kumaş dokunur, boyanır ve yıkanır. Bütün bu aşamalarda su ve enerji kullanılır, ayrıca çeşitli emisyonlar ortaya çıkar. Bu süreçlerin tamamını birlikte değerlendirmek gerekir” ifadelerini kullandı. Aynı yaklaşımın COP31 gibi büyük organizasyonlarda da uygulanması gerektiğini belirten Şahin, katılımcıların ulaşımından konaklamasına, etkinliklerde tüketilen kaynaklardan oluşan atıklara kadar bütün süreçlerin hesaplamaya dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.

“Antalya Çevresel Değerlerini Kaybederse Geri Dönüşü Zor Olur”

COP31’in çevre konusunda farkındalık oluşturabileceğini ancak bu gündemin yalnızca zirve süresince devam etmemesi gerektiğini belirten Şahin, Antalya’nın doğal değerlerinin korunması konusunda uyarılarda bulundu. Şahin:

“Çevre konularının yalnızca COP31 sürecinde gündeme gelmesi değil, organizasyon sona erdikten sonra da konuşulmaya devam edilmesi gerekiyor. Eskiden Antalya’da şehrin içinden gürül gürül suların aktığı anlatılırdı. Kentte yedi arık bulunduğuna ilişkin hikâyeler dinlerdik. Geçmişte Antalya’da yaz aylarını klima kullanmadan, yalnızca vantilatörle geçirebildiğimiz söylenirdi. Bugün ise klima olmadan iki saat bile durmakta zorlanabiliyoruz. Artık arıkların kendilerini görmek bir yana, bazı yerlerde yalnızca adları kaldı. Bugün ise bu değerleri çoğunlukla çocuklarımıza birer hikâye olarak aktarabiliyoruz. Antalya çevresel değerlerini kaybettiğinde, geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlarla karşılaşabiliriz”

“Suyun Doğal Akış Yolları Vardır”

Antalya’da aşırı yağışların ardından yaşanan su baskınlarını da değerlendiren Şahin, kent planlamasında suyun doğal akış güzergâhlarının dikkate alınması gerektiğini söyledi. Şahin:

 “Peki, aşırı yağışlarda Antalya’nın birçok bölgesini neden su basıyor? Çünkü suyun doğal akış yolları vardır. Su, geçmişte aktığı yataklara ve doğal akış güzergâhlarına yönelir ancak kentleşme sürecinde yapılan hatalı planlamalar nedeniyle suyun doğal yolları değiştirildi veya kapatıldı. Suya adeta başka bir yer bulması söylendi. Fakat suyun akabileceği alanlar daraldığında, aşırı yağışlar kent yaşamını olumsuz etkiliyor.” 

Çevre sorunlarının yalnızca sonuçları ortaya çıktığında konuşulmasının yeterli olmadığını vurgulayan Şahin, kent planlaması, altyapı ve doğal alanların korunmasının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“Antalya Su Kaynaklarıyla Öne Çıkıyor Ama Kuraklık Riskiyle Karşı Karşıya”

Antalya’nın su kaynaklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şahin, kentin su varlığının korunması ve yeraltı sularının düzenli izlenmesi gerektiğini belirtti. Şahin, Antalya’nın içme suyu ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’inin yeraltı sularından karşılandığını ifade ederek mevcut kaynaklara ilişkin verilerin önemine dikkat çekti. “Kaç kuyumuz var? Bunların kaçı ruhsatlı, kaçı kaçak? Bu sorulara güvenilir verilerle yanıt verebilmemiz gerekiyor” diyen Şahin, yeraltı sularının düzenli izlenmesi ve verilerin doğru tutulması gerektiğini söyledi. Geçmişte Antalya’da yaklaşık 50 metre derinlikte suya ulaşılabildiğini, bugün ise bazı yerlerde 250-300 metre derinliklerde sondaj yapılması gerekebildiğini anlatan Şahin, bu durumun su kaynaklarının geleceği açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Şahin, “Deniz suyunun yeraltı sularına karışması, yani tuzlu su girişimi, önemli bir çevresel risk oluşturuyor. Tuzluluk arttığında toprak kalitesi düşebiliyor ve tarımsal üretim olumsuz etkilenebiliyor” ifadelerini kullandı. Su kaynakları, toprak kalitesi ve tarımsal üretimin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Şahin, “Bütün bunlar birbirini tetikleyen bir zincir oluşturuyor. Toprağın kalitesi düştüğünde ürün yetiştirmek zorlaşıyor. Üretim azaldığında ise dışarıdan ürün temin etme ihtiyacı artıyor. Böylece ürünlere daha yüksek maliyetlerle ulaşılabiliyor” dedi. Şahin, çevresel sorunların birbirini etkileyen bir bütün olarak ele alınması gerektiğini kaydetti.

COP31’de Ulaşım, Konaklama ve Atık Yönetimi Uyarısı

COP31 kapsamında Antalya’ya gelecek katılımcıların ulaşım ve konaklama faaliyetlerinin yanı sıra organizasyon süresince tüketilecek kaynakların da çevresel etkilerinin hesaplanması gerektiğini belirten Şahin, turizm tesislerinde uygulanabilecek çevre dostu yöntemlere dikkat çekti. Şahin, bazı otellerde çarşafların her gün değiştirilmesi yerine misafir talebine göre değiştirilmesi gibi uygulamalarla su ve enerji tüketiminin azaltılmaya çalışıldığını anlattı. Atıkların ayrıştırılmasının ve yemek israfının önlenmesinin de önemli olduğunu belirten Şahin, “İklim değişikliğini yalnızca su veya toprak üzerinden değerlendirmemeliyiz. Konuya bütüncül yaklaşmak gerekiyor” dedi. Atık yönetiminde kaynağında ayrıştırmanın önemini vurgulayan Şahin, “Atıkların kaynağında ayrıştırılması, ham madde tüketiminin azaltılması ve geri dönüşüm mekanizmalarının etkili şekilde işletilmesi büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Şahin, geri dönüşüm süreçlerinin de enerji tükettiğini hatırlatarak, “Geri dönüşüm tesislerinde de önemli miktarda enerji kullanılıyor. Dolayısıyla çevresel etkileri hesaplarken bütün bu süreçleri birlikte değerlendirmek gerekiyor” diye konuştu. Otellerde organik atıkların kompostlaştırılması ve personelin çevre konusunda eğitilmesi gerektiğini de belirten Şahin, çevresel sürdürülebilirliğin yalnızca tesislerde değil, gıda tedarik zincirinde de ele alınması gerektiğini kaydetti.

“Yerel Üretim ve Yerinde Tüketim Anlayışını Benimsemeliyiz”

Gıda üretimi ve tüketiminin su kaynaklarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Şahin, bölgenin iklimine ve doğal koşullarına uygun tarımsal üretimin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Şahin, “Bölgenin iklimine, su kaynaklarına ve doğal koşullarına uygun ürünler yetiştirilmelidir. Tarım politikaları da bölgesel ürün desenine göre şekillendirilmelidir” dedi. Antalya’nın su kaynaklarının giderek daha fazla baskı altında kaldığını belirten Şahin, yerel üretim ve tüketim yaklaşımının önemini vurguladı. Şahin, suyun korunması için güvenilir veriler oluşturulması, tarımsal üretimin bölgesel koşullara göre planlanması ve kaynakların verimli kullanılması gerektiğini ifade etti.

“Gelecek Kuşaklara Nasıl Bir Antalya Bırakacağız?”

Antalya’nın geleceğinin yalnızca altyapı ve yapılaşma üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Şahin, kentin kültürel ve tarihsel değerlerinin de korunması gerektiğine dikkat çekti. Şahin, “Son olarak, bir kenti planlarken yalnızca fiziksel ihtiyaçları ve altyapıyı düşünmemek gerekiyor. O kentin kültürünü ve tarihsel değerlerini de korumalıyız. Kültürel varlıklarını kaybeden bir şehir, zamanla kendi kimliğini de yitirmeye başlar” ifadelerini kullandı. Antalya’nın geçmişiyle bugünü arasındaki değişimin sorgulanması gerektiğini söyleyen Şahin, “Antalya’da geçmişte neler vardı, bugün neler var? Bu soruları Antalyalılara sormamız gerekiyor. Gelecek kuşaklara nasıl bir Antalya bırakmak istediğimizi düşünmeliyiz” dedi. COP31’in çevre konusunda önemli bir fırsat oluşturabileceğini ancak asıl sorumluluğun zirve sonrasında da devam edeceğini vurgulayan Şahin, “Meseleye yalnızca tüketim üzerinden değil, gelecek kuşaklara aktaracağımız bir miras üzerinden bakmalıyız. Antalya’nın doğal ve kültürel değerlerini korumak, hepimizin sorumluluğudur” sözleriyle açıklamasını tamamladı.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız