Menfaat Dünyası
Bir Dünya Raporu Daha...
24 Ekim 2026 Türkiye Saatiyle 16:30 : Brent Petrolü Varil Fiyatı: 116,72 Dolar...
Prof. John Mearsheimer, İran savaşının nükleer sonuçları hakkında:
“Şimdi ABD'nin İran ile bir nükleer anlaşması yok. İran'ın içinde ABD'nin nükleer müfettişleri yok. Ve bunların hepsinin üstüne, bu savaş İran'ın liderlerini nükleer silah edinmeye teşvik etti.”
Kübalı yöneticiler, ABD'nin Kübalılara CIA Central Intelligence Agency ile işbirliği yapma çağrısında bulunmasını "çaresizlik" olarak nitelendirip alaya aldı
BBC, Donald Trump'ın kendilerine karşı açtığı 10 milyar dolarlık hakaret ve tazminat davasını, Trump'a karşı bir 6 Ocak 2021'de Trump fanatiklerinin ABD Kongresi'ni zorbalıkla işgal etmesi davasına dönüştürdü BBC'nin avukatları Trump'ın hakaret davasını kazanabilmesi için, isyanı kışkırtmadığını veya teşvik etmediğini kanıtlaması gerektiğini iddia ediyor...
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Trump'ı Amerika'nın Hitler'i olarak adlandırdı. Robert Kennedy Junior RFK Jr onu sosyopat olarak adlandırdı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio onu bir dolandırıcı olarak adlandırdı. ABD senatörü Ted Cruz onu patolojik bir yalancı olarak adlandırdı. Şimdi hepsi Trump'ı destekliyor görünüyor...Çünkü Cumhuriyetçi Parti adeta bir tarikat.Şimdi bu dört kişinin de Trump'tan elde ettiği olağanüstü maddi menfaatler söz konusu...
Film yıldızı Sharon Stone, Trump'a oy veren tüm insanların "eğitimsiz" Amerikalılar olduğunu söylüyor…
“RUSYA KAĞITTAN KAPLANDIR!”
Rusya ekonomisi; Avrupa Birliği ekonomisinin onda biri, Almanya ekonomisinin yarısı, İngiltere-Birleşik Krallık veya (toplumsal huzursuzluklar yaşayan) Fransa ekonomisinin ise üçte ikisi büyüklüğünde.
Rusya, ikinci sınıf bir güçtür. Putin’in, Rusya’nın hâlâ küresel bir aktör olduğuna dair emperyal ihtişam hayallerini beslemekten vazgeçilmelidir. Bu, Putin’in yıllardır kurduğu bir hayaldi: Kişi başına düşen GSYH’si Polonya’dan bile düşük olan ve 2014’ten beri Donbas’ı ele geçirmeyi başaramayan Rusya'nın ABD ve Çin ile eşit bir güç olarak muamele görmesi Putin'in en büyük hayalidir...
MİLYARDERLER İŞBİRLİĞİ İÇİNDE
178 milyar dolarlık serveti olan Ellison ailesiyle 922 milyar dolarlık serveti olan Elon Musk ittifak kurdu...
Elon Musk’ın, CBS ve CNN’in sahibi olan Ellison ailesine ait Skydance şirketine 1 milyar dolarlık yatırım yaptığı haberi yeni düştü. Bu, iki ailenin "medyayı ele geçirme" (media capture) sürecine yönelik bir başka adım.
İran'la savaş nedeniyle Jet yakıtı fiyatları geçen yıla göre neredeyse İKİ KATINA çıktı. Sonuç olarak, American Airlines'ın dördüncü çeyrekte yakıt masrafları için 2,8 MİLYAR DOLAR ek yükle karşılaşması bekleniyor.
Donald Trump, ABD'nin Trump ailesinin çiftliği olmadığını hatırlatan bir durumla karşı karşıya kalmak üzere.3 Kasım’da seçmenler, Kongre’nin kontrolünün kimde olacağını belirleyerek onun gücüne meydan okuma fırsatına sahip olacaklar. Liderliğinin bu kararın bir parçası olması için, Donald Trump isminin oy pusulasında yer alması gerekmiyor. Hakaretlerden, kibirden ve Amerikalıların onun yaptığı her şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmesi gerektiği beklentisinden yorulan herkes için bu seçim, bir yanıt verme imkânı sunuyor. Hiçbir sonuç garanti değildir. İşte tam da bu yüzden 3 Kasım 2026 seçimine katılım büyük önem taşıyor...Trump, Amerika’yı kendi özel mülküymüş gibi yönetmeye çalışabilir. Seçmenler ise ona, kamu görevlerinin sınırları olduğunu ve halkın da söz hakkı bulunduğunu hatırlatabilirler.
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Cumhuriyetçi Partili Mike Johnson, Hristiyan muhafazakarların bir araya geldiği bir toplantıda, Demokratların 3 Kasım 2026 seçimlerinden sonra Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü yeniden ele geçirmeleri halinde, Başkan Donald Trump'ın ailesini, hükümetin bakanlarını yani kabine üyelerini, Trump'ın bağışçılarını ve yakın müttefiklerini hedef alan soruşturmalar başlatacakları konusunda uyardı.
Johnson, Demokratların her kongre komitesini bir soruşturma organına dönüştürebileceğini söyleyerek, azil sürecinin en büyük endişe kaynağı olmayacağını duyurdu...
Ardından çarpıcı bir açıklama yaptı: “Koruma programını ben yönetiyorum. Sizinle ben ilgileneceğim.”
Bu açıklama, eleştirmenlerin Johnson'ın rolünün Trump ve müttefiklerini kongre denetiminden korumak olduğunu ima ettiğini düşündüren dili nedeniyle hemen dikkat çekti.
Demokrat Partili siyasetçi Alexandria Ocasio-Cortez, bu düzenlemeyi “koruma şebekesi” olarak tanımladı...,
Soruşturmaların destekçileri, olası yolsuzlukları ortaya çıkarmak için denetimin şart olduğunu savunurken, Johnson'ın yorumları Demokratların öncülüğünde yapılacak soruşturma olasılığını Trump ve siyasi ağı için bir tehdit olarak çerçeveledi.
Tartışmanın özünde temel bir soru yatıyor: Kongre siyasi müttefiklerini korumaya mı öncelik vermeli, yoksa iktidardakilerin denetim ve hesap verebilirliğe tabi kalmasını mı sağlamalı?
Gözlerimizi Açan ve Bizleri Aydınlatan Kitaplar
Princes and Thieves: Jared Kushner and Mohamed bin Zayed's Secret Plot to Remake the Middle East
Prensler ve Hırsızlar: Jared Kushner ile Muhammed bin
Zayid’in Orta Doğu’yu Yeniden Şekillendirmeye Yönelik Gizli Planı
Yazarı: Matthew Cole
*Code Over Country* adlı “olağanüstü” (Pulitzer ödüllü James Risen’ın ifadesiyle) eserin yazarından; Jared Kushner, Birleşik Arap Emirlikleri'nden Muhammed bin Zayid (MBZ) ve Suudi Arabistan’dan Muhammed bin Selman (MBS) arasındaki gizli komployu gözler önüne seren, çığır açıcı bir ifşaat. Bu komplo; gizli bir politika gündemini finanse etmeyi, Trump yönetimindeki Beyaz Saray üzerinde nüfuz kurmayı ve Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeyi amaçlıyordu.
İki veliaht prens —MBZ ve onun küçük ortağı MBS— devletlerini Orta Doğu’da yeni güç odakları haline getirmek için uzun süredir büyük bir iktidar ve akıl almaz miktarda bir sermaye kullanıyorlardı. Ancak hedeflerini gerçekleştirmek için ortaklara ihtiyaçları vardı; bu ortakları ise Başkan Donald J. Trump’ın son derece hırslı damadı Jared Kushner’da, paralı asker orduları toplayan, adı kötüye çıkmış eski Blackwater CEO’su Erik Prince’te ve diğer müttefiklerinin yanı sıra eski bir CIA suikastçısında buldular.
Jojo Rabbit adlı harika kara komedinin yönetmeni tarafından beyazperdeye uyarlanan bir roman:
Klara and the Sun
Klara ile Güneş
Yazar: Kazuo Ishiguro
“Güneş her zaman bize ulaşmanın yolunu bulur.”
Günümüzün en büyük yazarlarından Kazuo Ishiguro, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıktan sonra yayımlanan ilk romanı “Klara ile Güneş”te, yeni teknolojilerin etkisiyle köklü değişimler geçirmiş bir toplumda yaşanan, sevgi, umut ve fedakârlığa dair unutulmaz bir hikâye anlatıyor.
Sıra dışı gözlem yeteneğine sahip bir yapay zekâ olan Klara, kendisi gibi “Yapay Arkadaş” ların satıldığı mağazadaki yerinden insanları izleyip dış dünyayı öğrenmeye çalışır, onu yeni evine götürecek o özel çocuğu sabırla bekler. O çocuk nihayet çıkageldiğinde, Klara kendini ezici kaygılar ve kırılgan umutlarla dolu bir dünyada bulacak, sarsılmaz bir adanmışlıkla bağlandığı Güneş’in yardımıyla bir mucizeyi gerçek kılmaya çalışırken insan denen canlıyı bütün zaafları ve çelişkileriyle tanıma fırsatı bulacaktır.
““Klara ile Güneş” dingin duygusal yoğunluğu sayesinde Ishiguro’nun büyük bir düzyazı üslupçusu olarak yerini sağlamlaştırıyor.” Evening Standard
“Beni Asla Bırakma’yı sevenlere göre bir roman: O kitabın DNA’sındaki duygusal açıklık, kendimizi dışarıdan görebilme niteliği ve insanlığa dair ‒tam olarak iyimser denemese de‒ şefkatli, dokunaklı ve hakiki bakış burada da mevcut.” The Times
“[Kazuo Ishiguro] büyük bir duygusal güce sahip romanlarında, dünyayla bir bağlantımız olduğu yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumu açığa çıkardı.”
2017 Nobel Edebiyat Ödülü’nün gerekçesinden...
Başbakan ADNAN MENDERES traktörler ve diğer motorlu araç gereçler için "Satın alınması daha uygun, yapmak daha maliyetli" demişti.
ADNAN MENDERES Demokrat Parti'nin niyeti "Her mahallede bir milyoner yaratmaktı"...Adnan Menderes Demokrat Parti vekillerine seslenirken şunları söyledi: "Eğer siz isterseniz dilerseniz hilafeti bile getirebilirsiniz" & "Ben odunu milletvekili adayı yapsam halk odunu bile milletvekili seçer"
22 Ekim 1957 Salı günü Başbakan Adnan Menderes’in konuşması aynen şöyledir:
“Arkadaşlar, diyorlar ki, bütün seçkin zümre, bütün zenginler, CHP’dendir. Evet, bütün zenginler onlardandır. Vehbi Koç da onlardandır ve daha birçok zengin onlardandır. Bir de bizim halimize, bizim mebuslarımıza bakınız. Biz fakiriz, mebuslarımızı yolda görenler dilenci zannedip sadaka vermeye kalkabilirler. CHP devrinde ve onlar sayesinde zengin olanlar el’an bu partiden ayrılmıyor ve bizim saflarımıza geçemiyorlar. Sevdiğim ve dostum olan Vehbi Koç da onlardandır.”
Menderes ve Kadınlar
Soprano Ayhan Aydan (1924 – 2009) Adnan Menderes’i Anlatıyor:
“Adnan Menderes’i 1951’de tanıdım. Kendisini çok sevdim. Bütün emelim O’ndan bir çocuk yapmaktı. Maalesef bunda muvaffak olamadım. Bebek ölü doğdu.”
1950’li yıllar boyunca Başbakanımız olan Adnan Menderes çapkındı, güzel kadınlara zaafı vardı… Ayşe Kulin “Hayat Dürbünümde Kırk Sene” adlı anılarının ilk cildinde Adnan Menderes’in bir sopranoyla, bir sosyete güzeliyle, bir yazarla yaşadığı aşk ilişkilerinin kulaktan kulağa dolaştığını yazıyor ve o günleri anlatmaya şöyle devam ediyordu: “Yazar sevgili, önemli bir görevde bulunan eşiyle Nişantaşı’nda oturduğu için Başbakan, İstanbul’u ziyaretlerinde bu semti şereflendirmeden gitmiyordu, semt sakinleri de geç saatlere kadar pencere önlerinde nöbete duruyorlardı. Öyle günlerde bizim apartmanın tüm katlarında dedikodu kazanı fokur fokur kaynıyordu.”
Cumhuriyet Gazetesi’nin Eski Sorumlu Yazıişleri Müdürü Erol Dallı, Emin Karaca’nın “Cumhuriyet (Gazetesi) Olayı” adlı kitabının (Altın Kitaplar Yayınevi) 239. sayfasında Adnan Menderes’i şöyle anlatmıştı: “Teşvikiye Camii karşısındaki Belveder Palas Apartmanı’nın Kapıcısı İbrahim Polat’tı (Adnan Polat’ın Babası). Yanaştım, konuşturmaya çalıştım. Üç – beş kuruş da para verdim. Almazlardı baştan, ama sonra aldı. ”Sen bilmiyor musun, Beyefendi (Başbakan Adnan Menderes) her zaman gelir buraya,” dedi. ”Ferit Bey (Ferit Sözen, o zamanki Emniyet Müdür Muavini) oturuyor burada,” dedi. ”Ferit Bey dışarıda” dedim. ”Sen de amma safsın,” dedi. ”Beyefendi (Adnan Menderes) Suzan Hanım’la (Suzan Sözen) biraz sohbet ederler, sonra da giderler,” dedi.
İşadamı İbrahim Polat’da “Alnımın Teri” (Doğan Kitapçılık) adlı anılarında Başbakan Adnan Menderes’i uzun uzun anlatır.
Daha fazla bilgi edinmek isteyenler Sevilay Yükselir Hanımefendi’nin 23 Ocak 2011 tarihli Sabah Gazetesi’nde yayınlanan “Velev ki kapıcı oğlu! Eeeeee?” başlıklı yazısını da okuyabilir.
YILMAZ KARAKOYUNLU'NUN "Yorgun Mayıs Kısrakları" (Doğan Kitap, 2004) adlı kitabından tadımlık bir paylaşım.
Başbakan Adnan Menderes Bey ziyaretlerini her gece sürdürmeye karar vermiş ve hiç istisnasız uygulamaya başlamıştı. Bazı günler henüz karanlık sökmeden geliyor ve sokağın gençleriyle şakalaşıyordu. Futbol oynayan çocukların hatırını soruyor ve onlarla kırk yıllık ahbaplığın sıcaklığında sohbet ediyordu.
Ankara aralık sonlarında görülmemiş bir güneşli gün güzelliğiyle apaydınlıktı. Adnan Bey beklenmeyen bir ziyaret gerçekleştirmiş ve Ayhan Hanım'ı Opera'ya gidiş saatinden önce ziyaret etmek istemişti. Ruhundaki hasretin kanatları hırçındı.
Adnan Bey yukarı çıktı. Kapı açıldığında elinde anahtarı sallıyordu. Ayhan Hanım'a vereceği sırada sert ve hızlı bir hareketle geri çekti:
- Asla araba sürmeyeceksin. Seni yasaklıyorum. Şoförün adı Saim Efendi. Cesur, sadık ve hürmetkârdır...
Tanışmalarının hemen birkaç gün sonrasında kapıda son model gri renkli bir Oldsmobile otomobil bekliyordu. Ayhan Hanım henüz sevincinin tadına varmadan, büyükhanımın gözlerine baktı. Yaşlı kadının gözlerinde ikbalin netleşen itibarı ve mutluluğu vardı. Henüz yirmi beş yaşında bir opera sanatçısının rüyada bile görmeyeceği kadar muhteşem bir hediye, hiçbir abartıya meydan vermeyen tevazu içinde verilmişti.
Ayhan Hanım kendisini sınırlayan hislerini bir noktada topladı ve arzuyla Adnan Bey'i kucakladı. Derin bir şükran duygusunun rahatlığı içini dolduruyordu. Belki öyle dakikalarca kalabilirdi. Adnan Bey'in nefesini ensesinde hissediyordu. Kulağına fısıldanan hasreti unutmuştu:
- Henüz yüzünü bile görmedim.
Ayhan Hanım, biraz çekilip ayrılmak istedi. Adnan Bey arzuyla kolunu beline sardı ve kendine çekti. Gözler karşı karşıyaydı. Ayhan Hanım heyecandan yüreğinin çatlayacağını sanıyordu. Adnan Bey avuçlarıyla yüzünü kavradı. Kendine doğru çekti.
Tekrar kulağına fısıldadı:
- Seni çok özledim, Tatarım!...
"Tatarım" kelimesi salonun boşluğunda adeta dakikalarca yankılanmış gibi Ayhan Hanım'ın ruhuna sindi. İlk kez bir erkek, kendisini kucaklamadan önce onun kulağına kendi zevklerini ve tercihlerini yansıtan bir sıfatla hitap ediyordu:
"Tatarım!... Tatarım!... Tatarım!..."
Bu sözün özünde "kadınım" demenin lezzeti vardı ve bu lezzetin hasreti günlerden beri vasıl olunacak bir vuslat tesellisiyle Adnan Bey'i sanki esir almıştı. Cevap vermesine fırsat vermeden, "Tatarım" dediği kadını bir daha kendine çekti...
- Hiçbir kadının varlığında beni mesut edecek saadet hissi yoktur sanıyordum. Beni hem şaşırttın, hem iliklerime kadar doyurdun.
Ayhan Hanım'ın yüzüne baktı. Aradığı sevinçli kabulü görmüştü. Aynı sevinçle kendini doyuran duyguları seslendirdi: "Tatarım! Seninle bahtiyarım..."
Dünya Ayhan'ındı artık... O ilk gecenin ardından asıl gerçeğin farkına vardı. Artık Yahya'nın başını isteyen Salome kadar güçlüydü. Kaderin çizgisini değiştiren o altın tepsi emrine verilmişti ve o dansın kıvraklığında istediği hayatı yönlendirebilirdi...
Adnan Bey birden saçlarını avuçladı ve tekrar kendisine çekti. Kulağındaki musiki değişmişti. Sesi kararlı bir mesuliyet hissini tebliğ ediyordu:
- Bu iş böyle devam edemez. Yarın Ferit Bey'le konuşacağım.
Bu söz Ayhan Hanım'ın hiç beklemediği şeydi. Tüyleri ürperdi. Bunun kendi sorumluluğu olduğunu söylemek istedi. Uzun süre adını taşıdığı ve hâlâ nikâhında olduğu adama bu ilişkiyi anlatmak, Adnan Bey'in değil kendi görevi olmalıydı. Bunu görev saymak bile saygısızlıktı. Bu duygusunu Adnan Bey'i sinirlendirmeyecek bir lisanla aktardı:
- Ben sorumlusu olduğum vazifeyi her zaman başardım. Ferit Bey'i sizden daha iyi tanırım.
Adnan Bey güldü. Sesinde kendine güven vardı:
- Ferit Bey, insan başlı bir aslandır. Sessizliğinden ürkmek gerekir... Ben onu Nâzım'a arka çıktığı günlerin cesaretinde tanıdım.
Ayhan Hanım direnecek oldu. Adnan Bey gülen yüzünün hatlarını değiştirdi. Sesindeki tebessüm kayboldu. Somurtkan bir baba asabiyetiyle nasihat etti:
- Sakın böyle bir teşebbüste bulunma.
Arkasından ekledi:
- Güneş önce göğe doğar, sonra toprağa, havaya, suya ısısını verir. Bir şeyin sırası değiştiğinde tesiri kalmaz...
Gün ışımıştı... Ayrılmanın vakti gelmişti. Ayhan Hanım bu uçurumun karanlığını içinde hissediyordu. Uçurum bu gece zifirî siyahtı. Tek bir ışık, tek bir gölge yoktu. Ferit Bey'le yapacağı konuşmanın nasıl bir sonuca varacağını kestirmesi mümkün değildi. Yeniden denemek istedi:
- Ferit Bey'le senin konuşman ona karşı da ciddi bir haksızlık!...
Adnan Bey giyinmiş ve ayrılmaya hazırlanıyordu. Son cümleyle irkildi. Ayhan Hanım'ı saçlarından tutup gözlerinin içine derinden baktı. Doğadaki uçsuz bucaksız huzurun bir damlası dahi bu güzel kadını mutlu edebilirdi. Bunların hiçbirisini aklından bile geçirmedi. Sadece zihnini meşgul eden meseleyi çözmek ciddiyeti ve mesuliyeti içindeydi. Sevgilisini rahatlatmayı düşündüğü anda bile araya mesafeyi koymayı denedi.
- Bana karşı dürüst olduğun müddetçe sıkıntılı olduğun her durumu çözmek benim mesuliyetimdir...
Oda artık bomboştu. Saatlerce bir efsane lezzetiyle birlikte olduğu adam yok olmuştu. Ayhan Hanım yatak odasının penceresinde gecenin karanlığını seyrediyordu. Adnan Bey bu gece kendisini öpmeden ayrılmış ve evin bahçesinden bir esrarengiz karaltı gibi arabasına doğru yürümüştü.
Adnan Bey koruma polisinin elindeki feneri alıp Ayhan Hanım'a yöneltti. Perdelerin arasından ışık gözlerini kamaştırdı. Söndürünce fark etti; Adnan Bey'in gözlerinde masum bir tebessüm renklenmiş, hummalı bir sevdayla penceredeki kadına bakıyordu.
Ayhan Hanım geriye döndü. Kapının loşluğunda anneanne kendisini seyrediyordu. Onun da gözlerinde aynı mağrur sevinci gördü:
- Ferit Bey'le bizzat başvekilin konuşması daha isabetlidir... Böylece sana karşı sorumluluğunun tarifini kendisi vermiş olur...
Soğuk ve kuru bir akıbet endişesiyle titredi. Bu ilişkinin tebliği Ferit Bey'i yıkabilirdi. Oğlu bu ilişkiden rahatsız olabilir ve babasına karşı işlenmiş bir haksızlık yargısıyla kendisini affetmeyebilirdi. Duygularının coştuğu yerdeki mutluluk ve sevinç, başkaları için saygılı bir tercih nedeni sayılmayabilirdi. İşte asıl haksızlık buydu. Anneanne yeniden bir hüküm cümlesiyle geceyi kapatmayı istedi:
- Bırak senin için tesellileri o yaratsın! Mesuliyet duymanın ahlâkı bunu gerektirir.
Büyükhanım pencereye yanaştı. Perdelerin aralığından Adnan Bey'i seyretti. Saygılı ve uysal bir dokunuşla perdeleri kapattı. Dudaklarında sakin bir tebessüm ve güngörmüş bir tecrübe hükmü vardı:
- Cumhuriyet'in haremi hiç bu kadar güzel bir haseki görmedi..."