Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında, yönetmenliğini Hüseyin Aydın Gürsoy’un üstlendiği "Bir Türk Meselesi" filminin gösterimi gerçekleştirildi. Gösterim sonrası izleyicilerle bir araya gelen Gürsoy, filmin Türkiye'den ziyade Fransa'daki Türk diasporasının göçmenlik ve ırkçılık deneyimlerine odaklandığını vurguladı.
Sinema Dilinde Fransız Kültürünün İzleri
Fransa’da büyümesinin sanatına ve sinema diline olan etkilerine değinen yönetmen Hüseyin Aydın Gürsoy, bu kültürel harmanın kaçınılmaz bir yansıma olduğunu belirtti. Gürsoy, "Fransa’da büyüdüğüm için doğal olarak Fransız kültürünün izlerini taşıyorum. Bu durum, hem kısa hem de uzun metrajlı filmlerimde kullandığım sinema diline muhakkak yansıyor" dedi. Çekim sürecinde kamera arkasındaki ekibin de bu çok kültürlü bakış açısını desteklediğini ifade eden yönetmen, devamlılık asistanından görüntü yönetmenine kadar ekipteki Fransız etkisinin filmde sanatsal bir bütünlük yarattığına dikkat çekti.

"Türkiye'yi Değil, Türk Diasporasının Hikâyesini Anlattım"
Filmin odak noktasının doğrudan Türkiye olmadığını, gurbetteki yaşam mücadelesini ve kimlik arayışını temele aldığını aktaran Gürsoy, iki toplumun hayat tecrübeleri arasındaki farkların altını çizdi. Yönetmen, "Bana göre filmin Türkiye’yle doğrudan bir alakası yok. Benim anlatmak istediğim hikâye, Fransa’daki Türk diasporasının hikâyesi. Fransa’daki Türklerle Türkiye’deki Türklerin tecrübeleri arasında çok büyük bir fark gözlemliyorum. Mesela kendimi yarın Türkiye’ye gidip film çekerken göremiyorum. Bu nedenle filmin temelinde, Fransa’da bir göçmen olarak edindiğimiz tecrübeler ve ırkçılık karşısında sergilediğimiz duruş yer alıyor" ifadelerini kullandı.
Göçmenlik Deneyiminin Evrensel Boyutu
Filmdeki ana karakterin, motiflerin ve mekânların kendi kişisel deneyimlerinden beslendiğini vurgulayan Gürsoy, anlatılan hikâyenin yalnızca Türklere özgü sınırları aşıp evrensel bir göçmenlik gerçekliğini yansıttığını dile getirdi. Farklı milletlerden izleyicilerin de filmle bağ kurduğunu belirten Gürsoy, sözlerini şöyle tamamladı:
"Karakterin Türk olması ve kullandığım motifler tamamen kendi hayatımdan yola çıkıyor. Ancak katıldığımız gösterimlerde ve söyleşilerde, Polonyalı veya başka ülkelerden gelen göçmenlerin de bu hikâyede kendilerini bulduklarını gördük. Bu yüzden, filmle özel olarak Türkiye’ye dair bir mesaj verdiğimi söylemiyorum; asıl mesele göçmenliğin kendisinde yatıyor."