Cumhuriyetten Uzaklaştıkça Türkiye Kaybediyor

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Cumhuriyetten Uzaklaştıkça Türkiye Kaybediyor

Yakın tarihimize baktığımızda çok acı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bir zamanlar “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” diyen bir anlayıştan, bugün doktorların, mühendislerin, yazılımcıların ve öğretmenlerin ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı bir noktaya geldik. Bu sadece ekonomik bir mesele değildir; bu, bir ülkenin kendi yetişmiş insanına değer verip vermediğinin göstergesidir.
Bugün Türkiye’de en büyük sorunlardan biri adaletsizliktir. Bir yanda servetine servet katanlar, diğer yanda çocuğuna süt ve mama almakta zorlanan aileler var. Bir bebeğe milyonluk hediyeler alınırken başka bir annenin evladını nasıl doyuracağını düşünmesi kader değil, bozuk düzenin sonucudur. İnanç bunu “imtihan” diyerek açıklayabilir ama adaletsizliği yaratan insanın kendisidir.
Eğitimde de durum farklı değildir. Türkiye artık sorgulayan gençler değil, ezberleyen nesiller yetiştiriyor. Oysa demokrasi ile eğitim arasında doğrudan bir bağ vardır. Eğitim seviyesi yükseldikçe insanlar sorgular, hak arar ve özgür düşünür. Cehalet büyüdükçe ise biat kültürü güçlenir.
Cumhuriyet’in en büyük devrimi, insanı kul olmaktan çıkarıp yurttaş yapmasıydı. Atatürk’ün asıl büyüklüğü burada yatıyordu. Çünkü o, bir milletin ancak bilimle, akılla ve çağdaş eğitimle ayağa kalkacağını biliyordu. Bugün Türkiye hâlâ İslam dünyasının birçok ülkesinden daha çağdaşsa, bunun temelinde laik Cumhuriyet vardır.
Ama ne yazık ki son yıllarda eğitim sistemi bilimden ve çağdaşlıktan uzaklaştırıldı. Türk Milli Eğitimi; araştıran, üreten ve düşünen birey yetiştirmek yerine daha dogmatik bir yapıya sürüklendi. Oysa çağ; bilim çağıdır. Tarımla, sanayiyle, teknolojiyle ve eğitimle yarışamayan toplumlar bağımsızlığını da kaybeder.
Bir zamanlar kendi kendine yeten Türkiye bugün tohum ithal ediyor. Fabrikalarını satan bir ülke artık en temel ürünleri bile dışarıdan almak zorunda kalıyor. Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla üretken ve bilinçli nesiller yerine ezberci bir düzen hâkim oldu.
Bugün sorulması gereken soru şudur: Türkiye yüzünü yeniden akla, bilime ve çağdaşlığa mı dönecek; yoksa günü kurtaran anlayışlarla daha da mı geriye gidecek?
Çünkü mesele sadece Atatürk’ü sevmek ya da sevmemek değildir. Mesele; bilimi mi cehaleti mi, adaleti mi ayrıcalığı mı, özgür bireyi mi kör itaati mi tercih edeceğimizdir. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan da bu tercihtir.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız