Kant’tan Atatürk’e Aklın Özgürleşmesi - 3
KANT, FICHTE, DEWEY VE ATATÜRK: AYNI ÇİZGİ Mİ?
Burada felsefe tarihi bakımından bir sınır çizmek zorundayız. Bu dört ismi aynı felsefî okulun üyeleri değildir.
Kant, eleştirel felsefenin ve Alman Aydınlanmasının büyük ismidir. Fichte, Alman idealizminin sistem filozofudur. Dewey, Amerikan pragmatizminden hareket eden bir eğitim filozofudur. Atatürk ise sistematik bir felsefe kurmaktan ziyade, akıl ve bilim anlayışını bir devlet ve toplum kuruculuğunun pratiğine taşıyan siyasal önderdir.
Dolayısıyla Kant → Fichte → Dewey → Atatürk biçiminde doğrudan bir hoca–öğrenci veya etkilenme zinciri kurmuyoruz. Biz bir düşünce probleminin tarih içerisindeki farklı biçimlerini karşılaştırıyoruz.
Kant: İnsan kendi aklını nasıl kullanabilir? Fichte: Eğitim insanı ve toplumu nasıl yeniden kurabilir? Dewey: Okul düşünen insanı hayatın içinde nasıl yetiştirebilir? Atatürk: Akıl ve bilim temelinde çağdaş bir toplum ve Cumhuriyet yurttaşı nasıl oluşturulabilir?
Cevapları birbirinden farklıdır. Fakat kesiştikleri önemli bir alan vardır: İnsan değişmeden toplumun kalıcı biçimde değişmesi güçtür; insanın değişmesinin en önemli araçlarından biri ise eğitimdir.
CUMHURİYETİN HEDEFİ: VESAYETTEN YURTTAŞLIĞA
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş yalnızca devlet başkanının veya yönetim biçiminin değiştirilmesi değildir. Daha derin bir dönüşüm söz konusudur: tebaadan yurttaşa geçiş.
Cumhuriyet yurttaşı siyasal egemenliğin dışında kalan edilgen kişi değildir. 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir” ilkesi, siyasal meşruiyetin kaynağını hanedandan millete taşımıştır.
Fakat siyasal egemenliğin millete verilmesi tek başına yeterli değildir. Egemenliğin sahibi olan yurttaşın kendi aklını kullanabilecek eğitim ve düşünce seviyesine ulaşması gerekir.
Kant ile Atatürk arasındaki düşünsel yakınlığın en verimli biçimde aranabileceği yerlerden biri burasıdır. Kant’ın sorunu insanı düşünsel vesayetten kurtarmaktır. Cumhuriyetin sorunlarından biri ise yüzyılların kurumlarını dönüştürürken kendi kararlarını verebilecek çağdaş yurttaşı yetiştirmektir.
Böyle bakıldığında Cumhuriyet eğitimi yalnız okuma yazma öğretmek değildir. Bir zihniyet değişimidir.
Aklın cesaretinden cumhuriyet yurtaşına dönüşme. Kant 1784’te insanın kendi aklını kullanma cesaretini Aydınlanmanın temel şartı olarak ortaya koydu.[1] Fichte, insanın ve milletin yeniden kuruluşunda eğitime merkezî bir görev verdi.[5] Dewey, eğitimi hazır bilgilerin aktarılmasından çıkararak deneyim, problem çözme ve hayatla ilişkilendirdi; Cumhuriyetin daha ilk yıllarında Türkiye’ye gelerek yeni eğitim sistemi üzerine doğrudan önerilerde bulundu.[6] Atatürk ise 1924’te bilimi ve aklı çağdaş hayatın temel kılavuzu olarak ortaya koyarken bilimin kendisinin de sürekli geliştiğini özellikle vurguladı.[2]
Bu dört düşünürü birbirine bağlayan doğrudan bir felsefî soy zinciri kurmak gereksizdir. Daha anlamlı olan, aralarındaki ortak problemi görmektir: İnsan kendi aklıyla düşünebilir mi? Eğitim bu insanı yetiştirebilir mi? Özgür düşünen bireylerden çağdaş bir toplum kurulabilir mi?
Atatürk’ün Cumhuriyet projesinin tarihsel özgünlüğü burada ortaya çıkmaktadır. Kant’ın felsefede tartıştığı aklın özerkliği, Cumhuriyet Türkiye’sinde eğitim, hukuk, bilim ve yurttaşlık alanlarında somut bir toplumsal dönüşüm sorunu hâline gelmiştir.
Bu nedenle Kant ile Atatürk arasındaki ilişkiyi doğrudan bir etkilenme iddiasından daha geniş bir tarihsel çerçevede değerlendirmek gerekir: Kant’ta Aydınlanmanın amacı insanı kendi aklını kullanabilecek olgunluğa ulaştırmaktır; Atatürk’te Cumhuriyetin amacı ise aklı ve bilimi rehber edinmiş yurttaşların oluşturduğu çağdaş bir toplum kurmaktır.
Biri Aydınlanmanın felsefî sorusunu ortaya koymuştur. Diğeri, farklı bir çağda ve farklı tarihsel şartlarda, akıl ve bilimi bir toplumun yeniden kuruluşunun temel ilkelerinden biri hâline getirmiştir.
İkisinin kesiştiği yerde özgür akıl vardır. Aydınlanmadan Cumhuriyete uzanan en sağlam köprülerden biri de budur.
KAYNAKÇA
[1] Kant, Immanuel, “Aydınlanma Nedir? Sorusuna Yanıt”, çev. Nejat Bozkurt, Seçilmiş Yazılar, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1984.
[2] Atatürk, Mustafa Kemal, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, “Samsun’da İstiklâl Ticaret Mektebi Öğretmenlerine Hitaben Yaptığı Konuşma”, 22 Eylül 1924.
[3] Kant, Immanuel, Eğitim Üzerine, çev. Ahmet Aydoğan, İstanbul: İz Yayıncılık, 2006.
[4] Kant, Immanuel, Ebedî Barış Üzerine Felsefî Deneme, çev. Yavuz Abadan – Seha L. Meray, Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1960.
[5] Candan, İsmail, “Fichte’nin ‘Alman Ulusuna Söylevleri’nin Nazi Adalet Anlayışındaki Yeri”, Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, S. 49, 2015, s. 178–188.
[6] Dewey, John, Türkiye Maarifi Hakkında Rapor, İstanbul: Maarif Vekâleti, Devlet Basımevi, 1939, VI+30 s.